BIST 100
11.481,67 4,16%
DOLAR
50,0207 0,07%
EURO
56,2301 0,48%
GRAM ALTIN
6.488,48 2,93%
BITCOIN
80.411,00 3,35%
FAİZ
39,62 -0,18%
GÜMÜŞ GRAM
83,75 4,86%
GBP/TRY
67,4057 0,44%
EUR/USD
1,1234 0,37%
BRENT PETROL
100,74 -2,71%
ÇEYREK ALTIN
10.608,67 2,93%
İzmir Parçalı Az Bulutlu
İzmir hava durumu
17 °

Son Yazılarım

Devlet Bahçeli: Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımıza dönük sözleri yok hükmündedir

Devlet Bahçeli: Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımıza dönük sözleri yok hükmündedir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli şu açıklamalarda bulundu: İsrail’in suç kaydı kabarık, temel insan hak ve özgürlüklerinden bihaber ve demokrasinin düşmanı olan başbakanı Netanyahu’nun, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında sarf ettiği seviyesiz ve küstah ifadeler; yalnızca bir siyasi hezeyanın değil, aynı zamanda ahlaki iflasın da tezahürüdür. Netanyahu’nun mesnetsizlik abidesi ifadelerini; dizginlerini yitirmiş bir suçluluk psikolojisinin, kan ve katliam üzerine kurduğu alçak siyasetinin ve köşeye sıkışmışlık korkusunun dışavurumu olarak değerlendirmeliyiz.
İlginizi Çekebilir
Hakikatle bağı kopmuş, vicdan terazisi kırılmış, siyasi aklı esarete düşmüş bir zihnin ürünü olan bu çürük sözler; muhatabını değil, sahibinin içine düştüğü derin meşruiyet krizini gözler önüne sermektedir. Türkiye Cumhuriyeti, kirli ağızların iftiralarıyla sarsılacak, ucuz propagandalarla yönü değiştirilecek bir devlet değildir.
“KONUŞULMASI GEREKEN SUÇUN SAHİBİDİR”
Bugün asıl konuşulması gereken, sözün değil, suçun sahibidir.
Bölgesel ve küresel istikrarsızlık dalgasının her gün daha da sertleştiği; bölgemizdeki huzur ve güvenlik ikliminin siyonist hesaplarla dağıtılmak istendiği, emperyalizmin bu kanlı ve kirli oyuna çanak tuttuğu günümüzde; masum sivilleri hunharca katleden bir terör makinesinin Sayın Cumhurbaşkanımıza, ülkemize, devletimize söz söylemeye kalkışması, utanmazlığın ve küstahlığın ulaştığı yeni bir dip noktadır.
Gazze’de çocukların üzerine yağan bombaların hesabını veremeyenler; Batı Şeria’yı gasp eden, Lübnan’ı işgal eden, Suriye’nin egemenliğini tehdit eden ve İran’da gayrimeşru yollarla rejim mühendisliğine soyunan, çevre ülkelerin iç dengelerini bozmayı alışkanlık haline getiren bu anlayış; bölgeyi ateş çemberine çeviren saldırgan politikalarıyla insanlık vicdanında mahkûm olmuştur ve şimdi dikkatleri başka yöne çekmek için gürültü çıkarmaktadır.
“BÜTÜN DÜNYANIN HUZURUNU HEDEF ALIYORLAR”
Barışı çalan, güvenliği talan eden, insanlığın ortak değerlerini yağmalayan bu yaklaşım; sadece bir saldırganlık değil, aynı zamanda bir kleptokrasi ve ahlaki çöküştür.
İsrail yönetimi, bölgesel barışı dinamitleyen, uluslararası hukuku ayaklar altına alan, istikrarsızlığı besleyen organize bir kriz odağına dönüşmüş durumdadır. Bu yapı, yalnızca Ortadoğu’nun değil bütün dünyanın huzurunu hedef almaktadır.
Bütün bunların gölgesinde konuşan Netanyahu’nun sözleri, siyasetin değil, panik halinin ürünüdür.
Cumhur İttifakı’nın Türk milletinin dirliğini ve düzenini düstur edinen, hiçbir zorluk ve odak karşısında eğilmeyen, bükülmeyen, değişmeyen tavizsiz duruşu çerçevesinde altını çiziyorum:
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başıdır. O’na yöneltilen hayasız ve hadsiz dil, doğrudan doğruya Türk devletinin hükümranlık haklarına, Türk milletinin itibarına ve milli iradenin bizzat kendisine yöneltilmiştir.Türkiye Cumhuriyeti; tarihi, devlet aklı ve köklü medeniyet birikimiyle bu tür kirli senaryoların karşısında dimdik durmaya devam edecektir. Hiç kimse Türkiye’yi hedef alarak kendi suçlarını perdeleyemez, kendi karanlığını başkalarının üzerine yıkamaz.
Türkiye’yi hedef alan bu saldırgan üslubun gerisinde; siyonist terör örgütü elebaşının Türkiye’nin artan diplomatik ağırlığından, Sayın Cumhurbaşkanımızın mazlum coğrafyalar lehine yükselttiği hakikat sesinden ve Türkiye’nin milli birlik ekseninde güçlenen duruşundan duyduğu rahatsızlık vardır. Meselenin özü budur.
Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımıza dönük sözleri yok hükmündedir.
Cumhurbaşkanımız’ın yanındayız. Devletimizin kudretine ve hürriyet üzerine inşa edilmiş duruşuna yönelen her sinsi ve hain operasyonun, tahriklerin, iftira ve tehditlerin ise karşısındayız. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aileye saldırı beka meselesidir
ABD-İsrail-İran savaşı 45. gününde: Dünya nefesini tuttu, Hürmüz Boğazı’nda ABD ablukası başladı!…

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aileye saldırı beka meselesidir

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aileye saldırı beka meselesidir

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığınca düzenlenen Ideathon Yarışması’na ilişkin programa katılarak konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, programda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“AİLE TOPLUMUN MUKAVEMET MERKEZİDİR”
Kıymetli misafirler, değerli yol ve dava arkadaşlarım, son yıllarda dünya genelinde hedef tahtasına konulan aile, toplumun hareket ve mukavemet merkezidir.
Bireyden aileye, aileden millete uzanan zincirin halkalarında yaşanacak en ufak bir kırılma Allah muhafaza tamir ve telafisi uzun yıllar sürecek sorunları beraberinde getirecektir.
Bunun için aileye yönelen her saldırının aynı zamanda milletin ve devletin omurgasını nişan aldığını unutmamalıyız. Aile kurumunun ve ailevi değerlerin muhafazasını bu bakımdan bir milli güvenlik ve beka meselesi olarak görüyoruz.
Merhum Samiha Ayverdi hanımefendinin aileye yönelik şu tespitlerini şahsen çok kıymetli buluyorum.
Toplumun en küçük fakat en sağlam hücresi dediği aileyi merhum Ayverdi, bakınız nasıl tarif ediyor. Aile, cemiyete sağlam fertler veren, içine sızmak… Mak isteyen, bakimleri yaşatmayan ve üretmeyen, yerleşmiş nizamlara ve temel kıymetlere yaylım ateşi açarak tahribat yapmak isteyenlere fırsat vermeyen, arınmış, inanmış ve kendini sağlama almış bir bünyedir.
Evet, ailenin toplumdaki yeri budur. Misyonu budur, oynadığı rol işte budur.
Aile milli güvenlik meselesidir. Aile toplumun hareket, mukavemet merkezidir. Aileye saldırı beka meselesidir….

Son dakika..

Son dakika… AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Terörsüz Türkiye sürecinde kritik eşik, silah bırakma

İşte Ömer Çelik’in açıklamalarından öne çıkan satır başları:Bütün dünyanın gözü barış görüşmelerinin üzerindeydi. İslamabad’da maalesef ilk turda bu barış görüşmeleri sonuçlanamadı. Bizim buradaki tutumumuz barış görüşmelerinin devam etmesi gerektiğidir. Bunun sağlanması için ateşkes ortamının muhakkak surette korunması ve devam ettirilmesi gerekir.Bu kadar ağır bir konuda bir turda bir sonuç alınmasını beklemek zaten doğru bir şey değil.
İlginizi Çekebilir
Hürmüz Boğazı meselesi, nükleer program meselesi, birilerinin iddia ettiği nükleer silah meselesi, aynı zamanda orada savaşın sonunda bu saldırganlığın sonunda ortaya çıkmış insani kayıplar ve tazminatlar meselesi gibi bir sürü boyutu olan bir konu bu. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in haksız, hukuksuz, hakkaniyetsiz ve gayrimeşru saldırısından sonra hem bölgesel güvenlik hem küresel güvenlik açısından çok vahim sonuçlar ortaya çıktı.
Hatta biz diyorduk buradaki tablo sadece bölge barışını değil, bütün dünyayı etkiler diye. Bakın gelinen noktada artık NATO meselesi içerisinde bile çatlak olacak. Batı ittifakının içerisinde bile çatlak olacak bir noktaya gelinmiş oldu. Tabii tüm bunlar olurken İsrail’in barışı sabote etme faaliyetleri aynen devam ediyor. Gördüğümüz gibi. Mesela ne yapıyor. Lübnan’da insansızlaştırmaya çalışıyor. Litani Nehri’ne kadar olan bölgeyi, Lübnan’ı işgal etmeye çalışıyor. Gazze’yi insansızlaştırmaya çalışıyor. Batı Şeria’yı da gazzeleştirmeye çalışıyor. Bunu net bir şekilde görüyoruz.
Tüm bu tablodan bakıldığı zaman barışın korunması daha kıymetli, daha önemli bir durum hâline gelmiştir. O yüzden barış görüşmelerinin çok kapsamlı bir şekilde devam etmesinde fayda vardır diye değerlendiriyoruz. Bu görüşmelerin ikinci turunun, üçüncü turunun olmasına Türkiye katkı vermeye devam ediyor. Barış iradesi olduğu için Netanyahu, Sayın Cumhurbaşkanımıza saldırıyor. Soykırım şebekesinin bakanları Sayın Cumhurbaşkanımıza saldırıyor. Burada hakkaniyetin, hukukun etrafında durarak bu barışın hayata geçmesi için elden gelen her şey Türkiye tarafından ortaya koyuluyor. Bu açıdan bakıldığında da Türkiye’nin bir bütün olarak muhalefet partileri dâhil Netanyahu ve soykırım şebekesine karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin haklarının korunması hususunda gösterdiği birlik ve bütünlük takdire şayandır. Bundan da bütün Siyonist emelleri olanların, emperyalist emelleri olanların, Türkiye’ye karşı husumeti olanların doğru mesajı alması gerekir.
Tabii Lübnan’ın Litani Nehri’ne kadar olan kısmının boşaltılması, üçte birlik bir bölgenin İsrail tarafından işgal edilmesi aynı zamanda hiçbir şekilde dikkatimizden kaçmıyor. Bir takım eylemlerde bulunmak için fırsat kollaması, Gazze’deki durumun devam etmesi, Batı Şeria’daki durum ve şimdi İran’da ortaya çıkan tablo, çok daha büyük bir kaosun İsrail tarafından ortaya koyulmaya çalışıldığını gösteriyor.
“CUMHURBAŞKANIMIZIN ORTAYA KOYDUĞU DİRAYETLİ SİYASET BİR PUSULADIR”
Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler kürsüsünde defalarca İsrail’in sınırları nedir diye sordu. İsrail’in buna verdiği bir cevap yok. Sınırlarını deklare etmeyen tek devlet İsrail. Ne için? Çünkü yayılmacılık ve işgalcilik devam etsin diye bunu yapıyor. Burada Türkiye’nin iradesi barıştan yanadır. Hem bölgesel barışın korunması hem küresel barışın korunması açısından Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu dirayetli siyaset herkes için bir pusuladır. Türkiye bunu sonuna kadar koruyacaktır ve İslamabad’da bundan sonra ikinci tur olur, üçüncü tur olur, bu görüşmelerin yapılması gerektiğini ve bu şekilde yola devam edilmesi gerektiğini açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz.
FRANSA’DA LAFARGE DAVASI
Sizinle daha önce paylaştığım bir konu vardı. O konu sonuçlandı. O da şudur. Biliyorsunuz Fransa’daki Lafarge firmasının terör örgütlerini Suriye’de finanse ettiğine dair bir dava süreci devam ediyordu. Hem DEAŞ’in hem de Fransız devlet yetkililerinin gözetiminde bunun yapıldığına dair bilgiler vardı. Bu konuyu sizinle dört beş kez paylaştım. Savcının iddianamesinde DEAŞ’e ve PKK’ya destek verdiği, tüneller kazdığı, karargahlar oluşturduğu söyleniyordu Lafarge’ın ve netice itibarıyla bugün dava sonuçlandı. Lafarge mahkûm edildi. Bu, aslında batılı bazı organizasyonların güya teröre karşıyız diye çok konuşan siyasetçilerin gölgesinde nasıl teröre destek verdiğini göstermesi bakımından ibretliktir. Bunu da kayda geçirmiş olalım.
Orta Doğu semalarında dev hareketlilik! ABD savaş uçakları havalandı
SORU-CEVAP
Uganda Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye’ye yönelik diplomatik tezlerini ve sonrasında geri adımını değerlendirebilir misiniz?
Uganda’daki Genelkurmay Başkanı’nın söylediklerinin manası anlaşılmıyor. Çünkü Türkiye’nin Uganda’yla bir sorunu yok. Uganda’nın Türkiye’yle bir sorunu yok. Fakat o kişinin başka ülkelerle ilgili de böyle bağlamı olmayan, zemini olmayan açıklamalar yaptığını biliyoruz. Daha sonra bu açıklamalarını düzeltmeye çalıştı. Türkiye’den Uganda’ya yönelen ses dostluk sesidir. Türkiye’den Uganda’ya yönelen bütün duygular kardeşlik duygularıdır. Oradaki Uganda halkına dönük olarak bu açıklama yanlış bir açıklamadır. Onun düzeltilmesi gerekir. Hiçbir mana ifade etmeyen, hiçbir zemini olmayan bir söz. Ama o şahıs bunu başkalarıyla ilgili de söyledi. Umarız ki bundan sonrasında daha dikkatli, daha sağduyulu konuşmalar yaparlar.
Macaristan’da 16 yıllık Orban dönemi sona erdi. Türkiye, seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyor?
Biz Macar halkının iradesine saygı duyuyoruz. Sayın Orban’la çok uzun zamandır Sayın Cumhurbaşkanımızın ortak çalışmaları oldu. Sayın Orban, Türkiye’yi seven, Türkiye müzahir, Türkiye’yle yakın ilişkiler kurmak isteyen bir siyasetçiydi. Yeni dönemde de Macar halkının iradesine tabii ki saygı duyuyoruz, milli iradesine. Yeni dönemde de yeni seçilenleri, Macar halkına duyduğumuz saygı gereği tebrik ediyoruz. Ve onlarla da Türkiye ile Macaristan arasındaki gelenekselleşmiş, kurumsallaşmış iyi ilişkileri sürdürmeye devam edeceğiz.
Şimdi baktım geçen gün birisi diyordu, niye bu mizah dergilerinin sayısı azaldı diye. Ben de bazı CHP’li siyasetçilere örnek göstermiştim, mizah dergileri konusundaki açığı kapatıyorlar diye. Sorunca şimdi aklıma geldi. Bugün birkaç tanesi Macaristan’daki seçimleri örnek göstererek Cumhurbaşkanımızla Orban arasındaki yakınlığa atıf yaparak Türkiye’de de seçim sonuçlarının böyle olacağını söylemiş. Tabii bu kadar zeminsiz, bu kadar basiretsiz, alakasız iki ülkeyi mukayese eden, iki ülke arasında böyle paralellikler kuran bir zihnin CHP’de olması, CHP rakibimiz olmasına rağmen biz bunu üzüntü verici buluyoruz. Bu şekilde düşünenlere de tavsiyemiz şudur. Türkiye’de sürekli olarak yanlış yapıyorlar, gaf yapıyorlar. Madem bu kadar Macaristan’daki seçimler onlar için referanstır, Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılıp Macaristan’da siyaset yapmaları kendi içleri için daha sağlıklı bir ortam oluşturabilir.
DEM Parti genel başkanlarının ve sözcülerinin Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeye ilişkin AK Parti’ye bazı eleştirileri oldu. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?AK Parti’ye çarşamba günü yeni katılımlar olacağı da konuşulanlar arasında. Böyle bir durum var mı? Keçiören Belediyesi bunun içinde mi? Son olarak bazı bakanlıkların ayrılması da gündemde şeklinde konuşuluyor. Bize biraz detay verebilir misiniz?
Bakanlıkların ayrılması ya da birleşmesiyle ilgili bir gündem MYK’da konuşulmadı. Böyle bir gündem yok. Bazen böyle haberler çıkıyor ama MYK’nın böyle bir gündemi yok.
Terörsüz Türkiye konusunda, DEM Parti içerisinde gerçekten sorumlulukla konuşan, sağduyulu konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişi sistematik olarak şöyle bir tutum sergiliyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızı, Sayın Devlet Bahçeli’yi hedef aldılar. Daha sonra da bizim genel başkan yardımcılarımızı, bakanlarımızı hedef alıyorlar. Ve sürekli olarak da bunu, kendilerinin çözüm istediği, AK Parti’nin ise buna karşı çıktığı şekilde bir konumlandırma yapıyorlar. Tabii kullandıkları cümleler siyasi açıdan son derece niteliksiz cümleler. Yani siyasi bir karşılığı olmayan cümleler. Tabii siyasette siyasi eleştiri çok kıymetlidir. Biz eleştiri yapanları son derece saygıyla karşılarız. Fakat o cümlelerde bizim bakanlarımızı, genel başkan yardımcılarımızı kişiselleştirerek hedef alan cümlelerde bir siyasi eleştiri yok. Daha çok birilerine mesaj vermeye çalışan bir faaliyet raporu gibi gözüküyor.
Burada esas mesele şudur. Yani birileri bu süreçlere karşı olabilir, onları görüyoruz. Bu süreçle ilgili olarak AK Parti içerisinde sorumluluk almış ve gayret eden kişilerin sistematik olarak hedef alınmasında bir algoritma var. Biz bu algoritmayı çok iyi tanırız. Geçmiş süreçlerde de bunu gördük. Bu algoritma şöyle çalışıyor. Sürekli olarak çözümden bahseder, çözüme destek vermekten bahseder. Ama sürekli olarak maksimalist taleplerde bulunarak ya da kendilerinin dediklerinin dışındaki bir şeyi sürekli olarak yargılamaya çalışarak, sorgulamaya çalışarak esasında algoritmanın mantığı gereği çözümsüzlüğe hizmet eder. Yani çözüme karşıyım diyemez ama algoritmayı böyle çalıştırır. Bu tabii çok yanlış bir şey. Yani siyasi eleştiri başka bir şey, faaliyet raporu başka bir şey.
Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımıza da zaman zaman niteliksiz sözler söyleyenler oldu. Sayın Devlet Bahçeli’ye dönük olarak da oldu. Bunlara gereken cevabı verdik. Ama şimdi sürekli olarak birilerinin “ben örgüt adına konuşmuyorum ama” diyerek cümle kurup sürekli olarak örgütün söylediği cümleleri dillendirmesi, örgüttekilerin de siyasetle konuşulması gereken konular konusunda bir yön vermeye çalışması orada bir problem olduğunu gösteriyor. Bu problem tabii bizim problemimiz değil. Sonuç olarak terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeden terörün Türkiye gündeminden çıkmasını anlıyoruz. Bir de tabii bu cümleler kurulurken sürekli olarak “biz özgürlükten yanayız, çözümden yanayız, demokrasiden yanayız” diye kuruluyor. Önemli olan bu cümleleri kurmak değil. İsmi özgürlük ve demokrasi olan ama zıt yöne hareket eden çok sayıda parti var Avrupa’da. Dediğim gibi DEM içerisinde çok sağduyulu konuşan, çok dengeli konuşan, çok basiretli konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişinin de sistematik olarak çözümden yanaymış gibi cümleler kurup aslında algoritmayı işletme biçimleri itibarıyla süreci enfekte etmeye dönük bir takım çıktılar ürettiklerini görüyoruz.
Burada tabii bizim takıldığımız konu bu değil. Bizim odaklandığımız konu terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini sağlıklı bir şekilde hedeflerine ulaştırmak. Yani eğer bunlara tek tek cevap vermeye kalksak o zaman dediğim gibi odağımızı kaybederiz. Ama bahsettiğiniz bu niteliksiz cümleleri kuranlar sürekli olarak odağı ve merceği değiştirmeye çalışıyorlar. Odak, PKK terör örgütünün feshedilmesi ve silahlarını tamamen bırakarak legal görünümlü yapılarıyla Avrupa’daki ve illegal yapılarıyla tamamen ortadan kalkmasıdır. Bununla ilgili olarak da Meclis Komisyonu’nda da ifade edilen bir teyit mekanizması vardır.
Şimdi bu bahsettiğiniz cümleleri kuranlardan hiçbir tanesi bugüne kadar çok ilginçtir “PKK silah bırakmalıdır” cümlesini kurmamıştır. Bu son derece dikkat çekicidir. Yani sürekli olarak iktidara ödev veriyorlar, sürekli olarak devlete ödev vermeye kalkıyorlar, sürekli olarak bakanlarımıza, genel başkan yardımcılarımıza kişiselleştirilmiş bir takım saldırılarda bulunuyorlar. Tabii bizim odak noktamız terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine ulaşmak olduğu için bunlara tek tek cevap vermiyoruz. Ama bu şekilde konuşanların hiçbir şekilde “PKK silah bırakmalıdır” cümlesini kurmamasının altını çiziyorum.
Bir diğer konu da şudur. Daha Meclis Komisyonu aslında Yüce Meclis çok nitelikli bir komisyon çalışması yaptı. Toplumun hemen hemen her kesimini dinledi. Geniş bir şekilde. Ve toplumda “ben bu konuda söz söylemek istiyorum” diyen herkes davet edildi. Meclis Başkanımız son derece kapsamlı bir yönetim modeli sergileyerek o komisyonda bulunan partilerdeki sayın milletvekillerinin sürece katkılarıyla birlikte güzel bir rapor çıktı. Raporun sonunda şu var. Özet olarak. Silah bırakmaya bağlı olarak yasal düzenlemelerin yapılması var. Şimdi daha komisyonun raporunun yayınlanmasından bir hafta sonra ve bunun bir teyit mekanizmasıyla rapor bunu söylüyor. Güvenlik güçlerinden oluşan bir teyit mekanizması, “bu örgüt silah bıraktı mı bırakmadı mı” diyecek. Devlet kurumları onu teyit edecek. Daha raporun yayınlanmasından bir hafta sonra o bahsettiğim kişilerden bir tanesi çıktı, teyit mekanizması süreç üzerinde bir yük oluşturmamalıdır gibisinden bir şey söyledi. Şimdi örgütün silah bıraktığını teyit edecek devlet mekanizmasını reddettiğinizde bu sürecin işlemesinin bir imkânı olmaz. Yani algoritma dediğim, çözümden yana gibi gözüküp çözüm karşıtı bir algoritma üretmek dediğim şey budur.Teyit mekanizmasını yük görmek, bunu bir yük olarak ifade etmek ya da bunu süreci tıkayacak bir mekanizma olarak kodlamak ya da bunu bir ön şart dayatması gibi göstermeye çalışmak şu demektir. Bunun altyazısında bu silah bırakma sürecine örgütün karşı olduğunu ifade etmektir. Bunu bir takım daha incelikli kavramlarla ve yollarla ifade etmenin bir anlamı yok.
Tabii şu da yapılıyor. Gece gündüz AK Parti hedef alınırken siyasi olarak eleştirilebilir, hiçbir problem yok, siyaset yapıyoruz, gayet normal. Fakat her AK Parti’nin hedef alınmasının arkasına bir CHP güzellemesi yapılması da, CHP’yi güzellemek istiyorsa birileri güzelleyebilir ama bunu bizim üzerimizden yapmasınlar. Yani bizi hedef alarak yapmaları yanlış. Onu açık bir şekilde kendileri nasıl istiyorlarsa o şekilde yapabilirler. Yani biz bu tartışmaları komisyonun kurulması sırasında gördük. Daha sonra başka aşamalarda gördük. Onun için sağduyulu olmak lazım. Cümlenin nereye gittiğini iyi fark etmek lazım. Yani bu cümlelerin altyazısından ne çıkıyor. Buradaki algoritma terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreçlerine destek mi veriyor. Yoksa bir takım destek ifadeleri retorik düzeyde kullanılıp algoritma çıktısı olarak süreci tıkayacak yaklaşımlar mı üretilmiş oluyor. Yani siz eğer teyit mekanizmasını yük görürseniz, teyit mekanizmasına süreci tıkayacak bir yapı derseniz o zaman buradan çıkan altyazı nedir. Terör örgütünün silah bırakmasına karşısınız demektir.
Galatasaray’da uykuları kaçıracak senaryoyu Nevzat Dindar açıkladı! ‘Taş üstünde taş kalmaz’…

6 ton altını İsviçre'de rehin kalan iş insanı Sait Ali Bayrak: O varlıklar Elazığ'a gelecek!

6 ton altını İsviçre’de rehin kalan iş insanı Sait Ali Bayrak: O varlıklar Elazığ’a gelecek!

Elazığlı İş insanı Sait Ali Bayrak, rahatsızlanan annesinin 2005 yılında hastane odasında kendisine babasından kalma 6 dev sandık içerisinde yaklaşık 6 ton altının İsviçre’deki bir bankada olduğunu söylemesi üzerine, Zürih’e giderek altınları almak istedi. Altınların ülke dışına çıkarılmasına izin verilmemesi üzerine Bayrak, hukuk mücadelesi başlattı. Dönemin İsviçre’nin Ankara Büyükelçisi Raimund Kunz’un Elazığ’a gelerek kendisine misafir olduğunu belirten Bayrak, büyükelçiden konunun çözüleceğine dair söz aldıklarını ancak yıllardır bir sonuca ulaşamadıklarını ifade etti.
‘BÜYÜKELÇİ EVİMDE KONAKLADI, SÖZ VERDİ’
Hukuk mücadelesinde bugüne dek önemli bir gelişme olmadığını ifade eden Bayrak, “Bilindiği gibi kamuoyu tarafından çok iyi bilinen ve bizim İsviçre Credit Suisse Bankası’yla olan sorunumuzla ilgili uzun bir süre oldu. Konu sessizliğe büründü. Nedenine gelince, bundan 14 sene önce İsviçre’nin Ankara Büyükelçisi Sayın Raimund Kunz ilk önce beni İsviçre’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nun konutuna davet etti. Orada bir görüşme yaptık İsviçreli yetkililerle. Devamında, ‘Ben Elazığ’a senin evine gelmek istiyorum’ dedi. Sayın Büyükelçi Elazığ’a geldi. İki gün misafir ettik. Bir gece de benim kendi evimde misafir kaldı. Biz kendi aramızda bir akit yaptık. Sayın Büyükelçi dedi ki; ‘Ben şu anda İsviçre Konfederasyonu Devletinin Başkanı adına, devlet adına şu anda sizin evinizde bulunuyorum. Bize bir akit yapın. Biz sizin kültürünüzü biliyoruz. Bize bir söz verin. Bu konuyla ilgili lütfen konuşmayın. Biz bu sorunuzu çözeriz’ diye. Biz bekledik, yıllar geçti. Maalesef yaptıkları hiçbir şey olmadı” dedi.
‘O ALTINLAR ELAZIĞ’A GELECEK’
Söz konusu bankanın el değiştirmesinin ardından sürecin yeni bir aşamaya geçtiğini belirten Bayrak, “Maalesef bugün bu meydandan bu akidi, bu sözü, bu yemini bozarak oluşan gelişmeleri anlatmak istiyorum. Bilindiği gibi Credit Suisse Bankası bu baskılara dayanmayarak iflasını vermek zorunda kaldı ve iflas etti. Bu bankanın külli yönünü örtmek için bunu getirip UBS Bank’a devrettiler. UBS Bank bu sorumluluğu üstlendi. Şu anda bizim muhatabımız UBS Bankası’dır. Ama bunu çok iyi bilsinler ki bu UBS Bank’ın da akıbeti, sonu, umarım ki Credit Suisse gibi olur. Şu anda biz bu aşamadayız ve öyle inanıyorum ki bugün aldığımız bu startla beraber bu sonu bütün dünya kamuoyunun önüne çıkacaktır ve bu sorunun altından çıkmayacaklardır. Bu meydanda diyorum ki, o varlıklar Elazığ’a gelecek. Biz o varlıklara ulaşacağız. Biz o varlıkları alacağız” diye konuştu….

Marmara Ceza İnfaz Kurumu'nda 'cezaevi koşullarının yetersiz olduğu' iddialarına ilişkin açıklama

Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nda ‘cezaevi koşullarının yetersiz olduğu’ iddialarına ilişkin açıklama

Konuyla ilgili başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, “Bazı basın-yayın organları ile sosyal medya hesaplarında; İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2025/318 Esas sayılı dosyasının duruşmalarında ifadeleri alınan sanıklar U.Y., Y.U.Ş. ve N.C.C.’nin beyanlarına dayanılarak; Marmara Ceza İnfaz Kurumları’nda kalan tutuklu ve hükümlülerin hasta olmalarına rağmen gerekli tedavileri görmedikleri, ilaca ulaşmada sorun yaşadıkları, koğuşların kalabalık olduğu, yemeklerin soğuk geldiği, kaldıkları koğuşta ölümler yaşandığı, 1 hükümlünün vefat ettiği esnada kapıya vurulmasına rağmen gerekli müdahalenin yapılmadığı, insanların yerlerde yattığı vs. gibi gerçeği yansıtmayan haber ve paylaşımlar yapıldığı görülmüştür.
Cumhuriyet Başsavcılığımızın görev ve sorumluluk alanı içerisinde yer alan Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde 13/04/2026 tarihi itibariyle 31475 tutuklu ve hükümlü kalmaktadır. İddialar sonrası yapılan kontrollerde; Sanık Y.U.Ş’nin 01/11/2025 tarihinde ceza infaz kurumuna alındığı, 01/11/2025 tarihinde yapılan ilk muayenesinde herhangi bir kronik ve bulaşıcı hastalığının tespit edilmediği, 01/11/2025 ile 09/04/2026 tarihleri arasında toplam 6 kez kurum revirine çıkartılarak muayenelerinin yapıldığı, ayrıca 2 kez Devlet Hastaneleri’nde muayenelerinin yapıldığı, tüm tetkik ve görüntülemelerinin eksiksiz olarak tamamlandığı ve reçete edilen ilaçların kendisine elden teslim edildiği, Sanık N.C.C’nin 27/10/2025 tarihinde kurumuna alındığı, 27/10/2025 tarihinde yapılan ilk muayenesinde herhangi bir kronik ve bulaşıcı hastalığının tespit edilmediği, 27/10/2025 ile 09/04/2026 tarihleri arasında toplam 4 kez kurum revirine çıkartılarak muayenelerinin yaptırıldığı, ayrıca 2 kez Devlet Hastaneleri’nde muayenelerinin yapıldığı, tüm tetkik ve görüntülemelerinin eksiksiz olarak tamamlandığı ve reçete edilen ilaçların kendisine elden teslim edildiği, en son hastane sevk tarihinin 26/03/2026 olduğu ancak tutuklunun hastaneye gitmemek için dilekçe verdiği, Kurumlarımızda bulunan tüm tutuklu ve hükümlülerin tedavi süreçlerinin görevliler tarafından titizlikle takip edildiği, aile hekimleri ve hastanelerde görevli doktorlar tarafından düzenlen reçetelerde belirtilen ilaçların eksiksiz olarak imza karşılığında teslim edildiği, Sanık U.Y.’nin kaldığı koğuşunda barındırılan hükümlü R.U.’nun 30/10/2025 tarihinde rahatsızlanması üzerine sırasıyla Marmara Ceza İnfaz Kurumu Devlet Hastanesi, Silivri Devlet Hastanesi ve Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldüğü ancak böbrek yetmezliği hastası olan hükümlünün tedaviye cevap vermeyerek vefat ettiği, Sanık U.Y.’nin kaldığı koğuşunda barındırılan hükümlü H.Ö’nün 06/02/2026 tarihinde rahatsızlanması üzerine sırasıyla Marmara Ceza İnfaz Kurumu Devlet Hastanesi ve Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi’ne götürüldüğü ancak ancak diyabet hastası olan hükümlünün tedaviye cevap vermeyerek vefat ettiği, Ceza İnfaz Kurumlarımızda kalan tüm tutuklu ve hükümlülere bir adet yatak, çarşaf, yastık ve battaniye verildiği, hiçbir hükümlü veya tutuklunun başka bir arkadaşı ile aynı yatağı paylaşmadığı, Netice olarak yapılan haber ve paylaşımların gerçeği yansıtmadığı anlaşılmıştır. Ceza İnfaz Kurumlarımızda yapılan tüm işlemler ilgili mevzuat çerçevesinde, hükümlü ve tutuklular arasında hiçbir ayrım gözetilmeksizin gerçekleştirilmekte olup, ceza infazları sırasında iddia edildiği gibi insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulmamaktadır. Kamuoyunun bilgisine saygıyla duyurulur” ifadeleri kullanıldı.
Yaşlı kadın ‘evimi kaybettim, üzerimde hiç param yok’ dedi… Türkiye’nin gönlünü fetheden taksici…