BIST 100
11.481,67 4,16%
DOLAR
50,0207 0,07%
EURO
56,2301 0,48%
GRAM ALTIN
6.488,48 2,93%
BITCOIN
80.411,00 3,35%
FAİZ
39,62 -0,18%
GÜMÜŞ GRAM
83,75 4,86%
GBP/TRY
67,4057 0,44%
EUR/USD
1,1234 0,37%
BRENT PETROL
100,74 -2,71%
ÇEYREK ALTIN
10.608,67 2,93%
İzmir Parçalı Az Bulutlu
İzmir hava durumu
12 °

Son Yazılarım

Milli Savunma Bakanı Güler: Türkiye, risk üstlenen, sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine katkı sağlayan bir aktör

Milli Savunma Bakanı Güler: Türkiye, risk üstlenen, sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine katkı sağlayan bir aktör

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) işbirliğiyle bir otelde düzenlenen “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” konferansına katıldı. Burada konuşan Güler, Türkiye’nin NATO’ya katılışının 74’üncü yılı nedeniyle düzenlenen programa katılmaktan dolayı memnuniyet duyduğunu söyledi.
İlginizi Çekebilir
Organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve SETA Vakfı’na teşekkürler eden Güler, NATO ittifakının bugüne kadar geçirdiği dönüşümü Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği stratejik rolü ve değişen güvenlik ortamı karşısında NATO’nun gelecek dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmeleri paylaşacaklarını ifade etti.
Güler, NATO’nun kurulduğu 1949’dan bu yana üye ülkelerin güvenliğini korumayı hedefleyen, kolektif savunma ilkesini kurumsallaştıran ve uluslararası güvenlik mimarisinin en köklü en uzun ömürlü ittifakı olarak varlığını sürdürdüğünü belirtti.
Tarih boyunca birçok ittifak kurulduğunu, bir kısmının kısa sürede dağıldığını, bir kısmının ise değişen tehdit ortamı karşısında işlevsiz hale geldiğini söyleyen Güler, “Türkiye ise 1952 yılında ittifaka katıldığından bu yana bu büyük kurumsal mimarinin yalnızca bir parçası olmamış kararları etkileyen, risk üstlenen, sahada sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağlayan belirleyici aktörlerinden biri haline gelmiştir.” dedi.

“GÜÇLÜ VE CAYDIRICI BİR ASKERİ YAPI TESİS ETMEK OLMUŞTUR”
Güler, ittifakın bugüne kadar artarak gelişen güçlü yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlayabilmek için NATO’nun tarihsel gelişim sürecine kısaca bakmanın gerekli olduğunu söyledi.
Bakan Güler, NATO’nun 1949’da imzalanan Washington Antlaşması’nın 5’inci maddesi çerçevesinde bölgesel ve küresel gelişmelere göre dönüşümünü sağlayarak tarihin bugüne kadar görmüş olduğu en önemli ittifak özelliğini kazandığımı ifade etti.
İttifakın İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Soğuk Savaş’ın gerektirdiği büyük askeri kabiliyetler bu kabiliyetleri destekleyecek altyapı ve idame tesisleri ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek, ortak güvenliği sağladığını vurgulayan Güler, “Bu dönemde NATO’nun temel önceliği kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askeri yapı tesis etmek olmuştur.” dedi.
İletişim Başkanı Duran: NATO, kendisini dönüştürerek bir yaklaşımı benimsemek zorunda
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde köklü bir değişim yaşandığını ifade eden Güler, şunları söyledi:
“Fukuyama’nın ‘Tarihin Sonu’ olarak tanımladığı, Berlin Duvarı’nın yıkılması ile biten Soğuk Savaş, beraberinde küreselleşme ve liberalizmin yaygınlaşmasının da etkisiyle müttefiklerin askeri kabiliyetlerini önemli ölçüde azaltmasına ve NATO’nun gerekliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte söz konusu dönemde Balkanlardaki çatışmalar ile Avrupa-Atlantik Bölgesi’ne yönelik terör saldırıları bu tartışmaları kısa sürede sonlandırmıştır. Bu dönemde NATO, ortaklıklar mekanizması ve kapasite inşası ile barışı sağlama ve koruma harekatlarına ağırlık verirken müttefiklerin güvenliğini sağlayacak etkili askeri kabiliyetler ve sistemler geliştirmiştir. Konvansiyonel silahlı çatışmaların NATO coğrafyasının kapısına dayanmasıyla birlikte ittifak yeniden bir dönüşüm geçirirken 2020 yılında Savunma ve Caydırıcılık Konseptini onaylamasıyla tekrar ortak savunmayı ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış bahse konu planları uygulayacak komuta yapıları tesis edilmiş ve alarm sistemleri modernize edilmiştir.”
“AVRUPA’NIN GELECEĞİ AÇISINDAN BELİRLEYİCİ OLACAKTIR”
Güler, bu dönemde müttefiklerin bahse konu planların askeri kuvvet ihtiyaçlarını geliştirmek maksadıyla yeni askeri yetenek hedeflerini onayladığını söyledi. Bu hedeflerin yakalanması için gerekli savunma bütçesini sağlamayı geçen yıl Lahey’de icra edilen Liderler Zirvesi’nde taahhüt ettiklerini aktaran Güler, “Aynı zirve ve müteakip toplantılarda ABD’nin adil külfet paylaşımı talepleri ile Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın NATO’da daha fazla sorumluluk alması da kabul edilmiştir.” dedi.
ABD’nin NATO’ya verdiği desteğe ilişkin konuşan Güler, şunlar kaydetti:
“ABD’nin Avrupa’ya verdiği desteği azaltmaya ilişkin sınamasıyla karşı karşıya kalan NATO’nun, bu yeni şartlar altında göstereceği değişim, Avrupa’nın geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Bu gelişmeler doğrultusunda Avrupa ülkeleri kendi savunmalarını güçlendirmek amacıyla savunma harcamalarının artırılması savunma sanayii üretiminin geliştirilmesi tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlerin kabiliyetlerinin pekiştirilmesine yönelik adımlar atmaktadırlar.”

“ÜLKEMİZ, ÇOK SAYIDA SINAMAYLA KARŞI KARŞIYA KALMIŞTIR”
Güler, hibrit tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler için sürdürülebilir insan kaynağının oluşturulması gibi alanlarda çeşitli inisiyatifler, finansman modelleri ve yatırım tedbirlerin hayata geçirildiğini ifade etti. Bahse konu çabaların temelinde ise NATO’nun Avrupa güvenliğindeki merkezi rolünün olduğunu belirten Güler, bu rolün sadece organizasyon yapısından değil, oluşturduğu askeri kabiliyetlerden kaynaklandığını söyledi.
Güler, Avrupa’da bu işlevi ikame edebilecek bir uluslararası yapı bulunmadığını vurgulayarak, “İfade etmiş olduğum bu gelişmeler, NATO’nun yalnızca kurumsal dönüşümünü değil aynı zamanda müttefik ülkelerin bu süreçte üstlendiği rollerin önemini de açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.
Türkiye’nin uzun tarihsel süreç içerisinde ittifakın yüzleştiği her sınamada aktif rol üstlendiğini ve sahada belirleyici katkılar sunduğunu söyleyen Güler, sözlerine şöyle devam etti:
“Şu bir gerçek ki 74 yıllık süreçte hem ittifak hem de ülkemiz, çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır. Soğuk Savaş’ın sert kutuplaşmasından Balkan krizlerine, Afganistan’dan Afrika’daki güvenlik sorunlarına terör tehdidinden hibrit saldırılara, enerji güvensizliğinden siber risklere kadar genişleyen tehdit yelpazesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Bu dönemde NATO proaktif bir anlayışla ve dayanışma içinde hareket ederken tüm bu kriz ortamlarındaki tutum ve reaksiyonlarıyla dünyanın en başarılı savunma örgütü olarak da kendini açıkça kanıtlamıştır. Dolayısıyla, tarihsel tecrübenin üzerine inşa edilen günümüz güvenlik ortamına bakmak NATO’nun neden halen vazgeçilmez bir aktör olduğunu ve Türkiye’nin İttifak içindeki artan önemini daha net ortaya koyacaktır.”
“BÖLGESEL ÇATIŞMALAR, TERÖRİZM, HİBRİT HAREKAT VE VEKALET SAVAŞLARI YAYGINLAŞMAKTADIR”
Bakan Güler, artan risk ve tehditleri nedeniyle güvenlik paradigmalarının hızlı ve sürekli olarak değiştiği hassas bir süreçten geçildiğini söyledi.
Küresel ve bölgesel düzeyde belirsizlik ile öngörülemezliğin hakim olduğu ortamda konvansiyonel tehditler, siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlendiğini ifade eden Güler, “Bölgesel çatışmalar, terörizm, hibrit harekat ve vekalet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır.” değerlendirmesinde bulundu.

Güler, Çin’in muhtemel bir rakip olarak ortaya çıkmasıyla başta ABD olmak üzere dünyanın dikkatinin büyük ölçüde Hint-Pasifik’e yöneldiğini söyleyen Güler, Hindistan-Pakistan ve Pakistan-Afganistan hattında çatışma eğilimlerinin olduğunu belirtti.
Son 4 yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu çok yönlü risklerle birlikte, İsrail’in son yıllarda Gazze başta olmak üzere Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılarıyla bölgesel güvenliği tehdit altında bıraktığını söyleyen Güler, şunları kaydetti:
“Bu kaotik ortam geçtiğimiz ay İsrail ve ABD’nin İran’a saldırıları buna karşı İran’ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri ile bölgemizi ve tüm dünyayı daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakmakta ve tüm dengeleri etkileyecek bir potansiyeli de taşımaktadır. Bu yüzden dün itibarıyla ABD ve İran arasında ilan edilen geçici ateşkesi bölgenin daha büyük felaketlerle karşılaşmaması adına memnuniyetle karşılıyor, bu önemli adımın, sahada tam anlamıyla uygulanmasını ve kalıcı barışa giden yolda değerli bir başlangıç olmasını diliyoruz.”
“HİBRİT VE ÇOK KATMANLI TEHDİTLERE KARŞI EN KRİTİK SAVUNMA HATTI HALİNE GELMİŞTİR”
Bakan Güler, içinden geçilen dönemde uluslararası güvenlik mimarisinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini açıkça gösterdiğini ifade ederek, bu gelişmelerle ortaya çıkan değişken ve öngörülemez savunma ile güvenlik ortamında, NATO’nun kritik öneminin devam ettiğini bildirdi.
NATO’nun geleceğinin, yalnızca askeri kapasitesine değil, stratejik dayanıklılığına, uyum ve koordinasyon kabiliyetine ve siyasi bütünlüğüne doğrudan bağlı olduğunu belirten Güler, “Bu nedenle dayanıklılık kavramı ittifakın yalnızca askeri gücünü destekleyen bir unsur değil aynı zamanda hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı haline gelmiştir.” dedi.
Güler, birçok ülkede askeri hazırlık düzeyi tartışılır hale gelmediğine işaret ederek, Türkiye’nin çevresindeki çatışma alanlarının sürekliliği, tehdit çeşitliliği ve çok boyutlu güvenlik baskıları sebebiyle, stratejik kültürünü saha tecrübesiyle besleyen nadir devletlerden biri olduğunu vurguladı.
Milli Savunma Bakanı Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nitekim kahraman ordumuz, her türlü arazi ve iklim şartında, meskun mahal özel harekat ve sınır ötesi gibi çok yönlü operasyonlarda NATO standartlarındaki ortak harekat, hızlı intikal ve lojistik destek kabiliyetleriyle personelinin eğitim sürekliliği disiplin seviyesi ve profesyonel omurgasıyla göz doldurmaktadır. Bu nitelikler dünya ordularının önemli bir bölümünün aksine hazır olma seviyemizi sürekli yüksek tutan bir kuvvet yapısının en somut göstergesidir. Bu mümtaz seviyeye stratejik öngörü doğru personel politikaları etkin kuvvet planlaması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yerli ve milli savunma teknolojileriyle desteklenen modernizasyon sayesinde ulaşılmıştır. Bugün yerli ve milli savunma sanayimiz, insansız sistemler, hava savunma çözümleri, elektronik harp kapasitesi, mühimmat teknolojileri deniz platformları ve komuta-kontrol altyapılarıyla sadece ulusal savunmamıza değil NATO’nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine de doğrudan katkı sunan stratejik bir kuvvet çarpanı haline gelmiştir.”
Galatasaray’da Okan Buruk Kocaelispor’u hatırlattı, Tayfur Bingöl’den paylaşım geldi!
Orta Doğu’da savaşı başlatan cümle! Ateşkes sonrası konuşmalar ortaya çıktı…

İletişim Başkanı Duran: NATO, kendisini dönüştürerek bir yaklaşımı benimsemek zorunda

İletişim Başkanı Duran: NATO, kendisini dönüştürerek bir yaklaşımı benimsemek zorunda

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve SETA tarafından bir otelde düzenlenen “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” konferansına katıldı.
İlginizi Çekebilir
NATO’nun, dünyanın “Soğuk Savaş” iklimine girdiği bir dönemde üye ülkelerin güvenliğini teminat altına almak ve dönemin jeopolitik gerilimleri karşısında kolektif bir savunma ve caydırıcılık mekanizması oluşturmak amacıyla kurulduğunu belirten Duran, şöyle konuştu:
“Bugün baktığımızda, NATO bu anlamda misyonunu önemli ölçüde gerçekleştirdi. Fakat Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle 1990’lı yıllarda hem NATO hem de tüm küresel aktörler için güvenlik yaklaşımlarını yeniden değerlendirme zarureti ortaya çıktı. İşte tam bu evrede NATO, klasik savunma anlayışının ötesine geçerek bazı çok boyutlu görevler üstlendi. Bu bir anlamda gelişen şartlar karşısında ittifakın kendini güncelleyebilme kapasitesinin de bir tezahürüydü. Günümüzde uluslararası sistem açısından tekrar yeni bir konjonktürle karşı karşıyayız. Haliyle NATO ittifakı da tekrar güçlü bir dönüşüm baskısıyla karşı karşıya. Ortaya çıkan tabloya baktığımızda birbiriyle farklı başlıklarda kesişen çok sayıda krizin aynı anda yaşandığını; uluslararası sistemi ayakta tutan yapılarda ciddi kırılmaların meydana geldiğini görüyoruz. Diğer bir ifadeyle, uluslararası düzen, çok boyutlu ve derin bir kırılma yaşıyor. Geçici bir kriz döneminden çok kalıcı ve yapısal bir dönüşüm evresi olarak tanımlayabileceğimiz bu süreç; yeni sorunları beraberinde getirdiği gibi doğal olarak yeni çözümlere olan ihtiyacı da perçinliyor.”
Rusya-Ukrayna savaşının Soğuk Savaş sonrası dönemin en büyük meydan okumalarından biri olduğuna dikkati çeken Duran, bu gelişmenin Avrupa’da güvenliğin ve savunmanın nasıl sağlanacağı sorusunu da gündeme getirdiğini vurguladı.
Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemiyle ABD’nin NATO’ya ilişkin ortaya koyduğu yeni yaklaşım ile “NATO’dan ayrılabileceğine” yönelik mesajların Avrupa ülkelerini savunma kapasitelerini güçlendirmeye ve güvenlik politikalarına yeniden öncelik vermeye sevk ettiği tespitinde bulunan Duran, şunları kaydetti:
“Türkiye ise bu tablo karşısında NATO ittifakının iş birliğini güçlendirmesi ve dayanıklılığını her anlamda daha da artırması gerektiğini vurguladı, vurgulamayı da sürdürüyor. Ne var ki NATO üyesi ülkelerin; kendi önceliklerini göz önünde bulundurarak farklı savunma paradigmalarını benimsediklerini, bunun da doğal olarak ittifak içerisinde bazı fikir ayrılıklarını doğurduğunu müşahede ediyoruz. Bu durum bize şunu açık biçimde gösteriyor: NATO, yapısal savaş ortamında kendisini dönüştürerek dayanıklılığı, caydırıcılığı ve kriz yönetimini merkeze alan güçlü ve bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundadır. Türkiye, bu bağlamda NATO’ya, bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da çok ciddi katkılar yapabilecek güç ve kapasiteyi haizdir. Aynı şekilde, NATO da Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması noktasında çok önemli bir ittifaktır.”

“TÜRKİYE, 360 DERECE GÜVENLİK PERSPEKTİFİYLE ÖRNEK TEŞKİL EDEBİLECEK POZİSYONDA”
Burhanettin Duran, bugünün krizleri konuşulurken ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın küresel sistemde bir eskalasyon endişesini doğurduğunun da gözden kaçırılmaması gerektiğinin altını çizerek, şu ifadeleri kullandı:
“40 gün boyunca süren gerilim, dünyanın farklı noktalarındaki krizlerin çatışmalara evrilme ihtimalini canlı tutmakta ve geleneksel güvenlik paradigmasının dönüşümünü de tetiklemektedir. Oluşan bu jeopolitik rekabet ortamı da silahlanma, etnik ve mezhepsel çatışmalar, enerji ve ticaret savaşları gibi birçok riski uhdesinde barındırıyor. Üstelik küresel sistemin işleyişinde önemli rolü olan uluslararası kurum ve kuruluşların bu tablo karşısında etkisiz kaldığı bir gerçek. Bakınız bugün Birleşmiş Milletler, çatışmalara müdahale etme, onları durdurma ya da önleme noktasında işlevini büyük ölçüde yitirmiş halde. Sözünü ettiğimiz bu gelişmeler NATO’nun kendi içindeki dayanıklılığını ve iş birliğini tahkim etmesinin ne denli hayati olduğunu bizlere gösteriyor.”
NATO’nun güçlü olduğu ölçüde müttefiklerinin güvenliğini temin edebileceğini ve dayanıklılığını geliştirdiği nispette krizlere yapıcı çözümler sunabileceğini dile getiren Duran, “Türkiye bu anlamda NATO’nun en stratejik paydaşlarından biridir. Türkiye, ittifaka ‘istikrar’ başta olmak üzere farklı bağlamlarda kritik katkılar sağlayan bir ülkedir. Jeopolitik konumu ve tarihsel bağlarıyla Orta Doğu’da sözü geçen; Karadeniz’in ve Doğu Akdeniz’in güvenliği konusunda ise ittifak içerisinde öne çıkan bir aktördür. Aynı zamanda, Türkiye, benimsediği 360 derece güvenlik perspektifiyle modern tehditleri yönetme konusunda NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır. Bu güvenlik perspektifiyle ülkemiz; askeri, siyasi, ekonomik ve teknolojik alandaki tehditlerle, iletişim sahasında oluşan riskleri bütüncül biçimde ele almakta, sert güç ve yumuşak gücünü entegre biçimde kullanarak güvenliğini tesis etmektedir.” dedi.
“TÜRKİYE, GÜVENLİ LİMAN OLMA VASFINI SÜRDÜRMEKTE”
Türkiye’nin son 20 yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde geliştirdiği imkan ve kabiliyetleriyle hem bölgesel hem de küresel alanda belirleyici bir güç haline geldiğini belirten Duran, şunları söyledi:
“Türkiye, bu süreçte yalnızca kendi iç güvenliğini sağlamaya odaklanmamış; aynı zamanda bölgesel ve küresel ölçekte barış ve güvenlik ortamının korunması ve güçlendirilmesi için de kararlılıkla çaba göstermiştir. Bu çerçevede Türkiye, barış ve istikrarı esas alan dış politikasıyla bölgesinde bir darüsselam, bir barış yurdu ve aynı zamanda bir güvenli liman olma vasfını sürdürmektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadeleriyle ‘Bugün barış, huzur, istikrar denince akla ilk Türkiye gelmekte; Suriye’den Gazze’ye, Körfez’den Rusya Ukrayna arasındaki çatışmaya kadar hiçbir yerde Türkiye’siz bir denklem kurulamamaktadır’. Yakın geçmişe baktığımızda; Rusya-Ukrayna arasındaki krizde Türkiye’nin yapıcı rol üstlendiğini, lider diplomasisi yürüterek tarafları birçok kez barış masasında bir araya getirdiğini görebiliriz. Nitekim bu yapıcı girişimler tahıl koridoru anlaşmasıyla dünyayı olası bir gıda krizinden kurtarmıştır. Yine on yıllarca süren Karabağ krizinin adil bir çözüme kavuşmasında Türkiye kilit rol oynamıştır.”
“TÜRKİYE, KRİZİN SAVAŞA EVRİLMEMESİ İÇİN DİPLOMASİYİ DEVREYE SOKTU”
Duran, Suriye’de 13 yıl boyunca devam eden iç savaşın Suriye halkının birlik ve bütünlüğünü esas alacak biçimde sonuçlanmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlı liderliğinin belirleyici olduğuna dikkati çekerek, şu bilgileri paylaştı:
“Keza Afrika Boynuzu’nda Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlığın çözüm adresi Ankara olmuştur. Son olarak Türkiye, ABD ile İran arasında iki haftalık ateşkesin sağlanmasına da ciddi katkılarda bulunmuştur. Aslında Türkiye, krizin savaşa evrilmemesi için diplomasinin tüm imkanlarını en baştan itibaren devreye sokmuştu. Liderler arasında diyalog kurma girişimi de dahil olmak üzere farklı inisiyatifleri ortaya koyduk. Tarafları İstanbul’da bir araya getirerek çatışma iklimine meydan vermemenin, barışı sağlamanın mücadelesini gösterdik. Bölge ülkeleriyle temasa geçerek farklılıkları minimum seviyeye düşürmeye çalıştık. Savaş başladıktan sonra ise, ABD ve İran ile doğrudan görüşmeler de dahil geniş bir diplomatik seferberlik ilan ettik. Savaşın bölgeye yayılmaması için bölge ülkeleriyle ikili temaslar gerçekleştirdik. Bu kapsamda aralarında Pakistan, Katar, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman başta olmak üzere bölge ülkeleriyle savaşı durdurmaya çabaladık. Aynı şekilde; Rusya, İspanya, Fransa, İtalya, Almanya başta olmak üzere 20’nin üzerinde küresel aktörle ikili temaslar gerçekleştirdik. Ben, Sayın Cumhurbaşkanımızın barışı sağlamak için harcadığı mesaiye yakinen şahitlik eden biri olarak bu konudaki liderliğine müteşekkir olmamız gerektiği kanaatindeyim.”

“NATO ZİRVESİ’NİN BU YIL ANKARA’DA GERÇEKLEŞECEK OLMASI ANLAMLI”
Söz konusu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanlığı ve MİT başta olmak üzere ilgili tüm kurumların, barışın tesisi için yürüttüğü çalışmaları yakından takip ettiğini aktaran Burhanettin Duran, şöyle devam etti:
“Bundan sonraki süreçte de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, her türlü krizin çözümünde adaleti merkeze alan bir çözüm için diplomasinin tüm imkanlarını kullanmaya devam edeceğiz. Ne yazık ki, bölgede henüz sağlanan ateşkese rağmen, Netanyahu hükümeti, Lübnan’a yönelik saldırıları ile barış ve istikrarı tesis etmeye yönelik uluslararası adımları hedef almayı sürdürmektedir. Türkiye olarak Lübnan’ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün muhafazasına güçlü desteğimizi yineliyor, uluslararası toplumu bir an evvel harekete geçmeye davet ediyoruz. Buraya kadar ele aldığımız tüm süreçler, Türkiye’nin küresel barış ve istikrar açısından ne kadar önemli bir aktör olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda NATO Zirvesi’nin bu yıl Ankara’da gerçekleşecek olması da ayrıca anlamlıdır. Böylesi stratejik önemi haiz bir ülkenin başkentinde liderlerin vereceği mesajlar, NATO’nun geleceği açısından büyük ölçüde belirleyici olacaktır.”
“İLETİŞİM ALANI ARTIK ÇATIŞMA VE SAVAŞLARIN BİZZAT PARÇASI HALİNE GELMİŞTİR”
İletişim alanı göz ardı edilerek bugünün sorunlarına çözüm aranamayacağını belirten Duran, şu hususlara dikkati çekti:
“Zira iletişim alanı; dezenformasyon, algı yönetimi, yapay zeka tabanlı sahte içerikler ve daha nice unsurla artık çatışma ve savaşların bizzat parçası haline gelmiştir. İletişim alanında hibrit tehditler karşısında devletler, enformasyon trafiğinin tamamını kapsayacak bütüncül bir stratejik iletişim yaklaşımını benimsemek durumundadır. NATO da üye ülkelerin stratejik iletişim kapasitelerinin arttırılmasını öncelikleri arasına almıştır. Bugün NATO kapsamında dayanıklılığın pekişeceği yeni bir stratejik konumlanmadan söz edeceksek, mevcut küresel krizleri iletişim bağlamında da derinlemesine irdelememiz; bu alanda geliştirilecek iş birliği imkanları üzerine fikir teatilerinde bulunmamız gerekir. Zira modern çağda barış ve adaleti tesis edecek küresel güvenlik mimarisi, mutlaka ama mutlaka hakikat temelli bir iletişim alanına ihtiyaç duymaktadır.”
Galatasaray’da Okan Buruk Kocaelispor’u hatırlattı, Tayfur Bingöl’den paylaşım geldi!
KONFERANS SONRASI PAYLAŞIM
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve SETA tarafından bir otelde düzenlenen “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” konferansı sonrası paylaşımda bulunarak “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımızın, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) ile birlikte düzenlediği “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” başlıklı konferansımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Günümüzde uluslararası sistem açısından tekrar yeni bir konjonktürle karşı karşıyayız. Haliyle NATO ittifakı da güçlü bir dönüşüm baskısıyla karşı karşıya. Ortaya çıkan tabloya baktığımızda birbiriyle farklı başlıklarda kesişen çok sayıda krizin aynı anda yaşandığını; uluslararası sistemi ayakta tutan yapılarda ciddi kırılmaların meydana geldiğini görüyoruz.
Bugün Birleşmiş Milletler, çatışmalara müdahale etme, onları durdurma ya da önleme noktasında işlevini büyük ölçüde yitirmiş halde. Bölgesel ölçekli uluslararası teşkilatlar; her ne kadar çatışmasızlığı, iş birliğini ve diplomasiyi gündeme getirmek istese de bu mesajlar mevcut gerilim ortamında etkisiz kalıyor. NATO güçlü olduğu ölçüde müttefiklerinin güvenliğini temin edebilecek; dayanıklılığını geliştirdiği nispette krizlere yapıcı çözümler sunabilecektir.
Türkiye, dahil olduğu günden bu yana ittifaka “istikrar” başta olmak üzere farklı bağlamlarda kritik katkılar sağlayan bir ülkedir. Ülkemiz, benimsediği 360 derece güvenlik perspektifiyle modern tehditleri yönetme konusunda NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır. Türkiye, son 20 yılda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde sürekli geliştirdiği imkân ve kabiliyetleriyle hem bölgesel hem de küresel alanda belirleyici bir güç haline gelmiştir. Türkiye, bu süreçte yalnızca kendi iç güvenliğini sağlamaya odaklanmamış; aynı zamanda bölgesel ve küresel ölçekte barış ve güvenlik ortamının korunması ve güçlendirilmesi için kararlılıkla çaba göstermiştir. Bu bağlamda NATO Zirvesi’nin bu yıl Ankara’da gerçekleşecek olması da ayrıca anlamlıdır. Böylesi stratejik önemi haiz bir ülkenin başkentinde liderlerin vereceği mesajlar, NATO’nun geleceği açısından büyük ölçüde belirleyici olacaktır. Bu vesileyle, konferansımızı teşrif eden başta Millî Savunma Bakanımız Sayın Yaşar Güler olmak üzere, kıymetli katılımcılarımıza ve konuşmacılarımıza; SETA Genel Koordinatörü Sayın Prof. Dr. Nebi Miş’e; ayrıca programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Orta Doğu’da savaşı başlatan cümle! Ateşkes sonrası konuşmalar ortaya çıktı…

İnfaz emri aile meclisinden! Töre cinayetinde kan donduran detaylar: 3 çocuğunun babası amca çıktı

İnfaz emri aile meclisinden! Töre cinayetinde kan donduran detaylar: 3 çocuğunun babası amca çıktı

Kocaeli Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, 8 Şubat 2024’te 4 çocuk annesi Güneş Yıldıztan’ın 2017 yılında öldürüldüğü ihbarı üzerine çalışma başlattı. Yapılan çalışmada Yıldıztan’ın 2017 yılından itibaren resmi herhangi bir işlem kaydı olmadığını belirledi. Polis, aile bireylerinin uzun zamandır haber alamadıklarını söyledikleri Güneş Yıldıztan hakkında herhangi bir kayıp başvurusu da yapılmadığını tespit etti. Bu kapsamda 4 ay süren çalışmada, Yıldıztan’ın eşi, ailesi, akrabaları, komşuları ve tanıdıkları olmak üzere 50’den fazla kişinin ifadesi alındı. Yaklaşık 4 aylık teknik ve fiziki takibin ardından Kocaeli, İstanbul ve Van’daki şüphelilerin adreslerine eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonlarda 26 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerden bazıları, sorgularında Güneş Yıldıztan’ın ‘aile meclisi kararıyla’ öldürüldüğünü söyledi.

Şüphelilerden Nihat Yıldıztan ve aile bireylerinin aralarında bulunduğu 11’i tutuklandı. Şüphelilerden 7’si soruşturma sürecinde tahliye olurken, Nihat Yıldıztan(42), Saim Yıldıztan (36), Muhsin Yıldıztan (34) ve B.Y.’nin (32) tutukluluğu devam etti.
19 Kasım 2025 tarihinde hazırlanan iddianameyle 11 sanık hakkında Kocaeli 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Sanıklar hakkında ‘Töre saiki ile kasten öldürme’, ‘Azmettirme’ ve ‘Yardım etme’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi. Cesedine ulaşılamayan Güneş Yıldıztan’ın öldürüldükten sonra yakıldığı ihtimali üzerinde duruluyor.
Sır cinayet aydınlatıldı! 4 çocuk annesi aile meclisi kararıyla infaz edildi
‘ÖLDÜKTEN 2 YIL SONRA BOŞANMIŞ’
İddianamede, olaya ilişkin detaylar yer aldı. İddianameye göre, Güneş Yıldıztan kaybolmadan kısa süre önce, 18 Aralık 2017’de Kocaeli Darıca’da polise başvurarak eşi Nihat Yıldıztan’dan şikayetçi oldu. Güneş Yıldıztan, eşinin vücudunda sigara söndürdüğünü ve darbedildiğini belirterek kadın sığınma evine yerleşti. Yıldıztan, 25 Aralık 2017’de eşiyle barıştığını söyleyerek kurumdan ayrıldı. Kayıtlara göre Nihat Yıldıztan, 20 Aralık 2017’de ‘zina’ gerekçesiyle açtığı boşanma davasını sürdürdü ve Güneş’in, hayatta olmadığı 29 Eylül 2019 tarihinde resmi boşanma gerçekleşti. Güneş’in hiçbir duruşmaya katılmadığı tespit edildi.
‘NAMUSUMUZU TEMİZLEYECEĞİZ’
İddianamede, bir tanığın tutuksuz sanıklardan S.Y.’nin “Güneş bizim şerefimizi ayaklar altına aldı, namusumuzu kirletti, namusumuzu temizleyeceğiz. Güneş’i öldüreceğiz” ifadeleri de yer aldı. İddianamede ayrıca, maktulün 4 çocuğuna DNA testi yapıldığı ve rapor sonucuna göre, evlilik birliği içinde doğan 4 çocuktan 3’ünün babasının Nihat Yıldıztan değil, kardeşi Saim Yıldıztan olduğu ortaya çıktı. 4’üncü çocuğun babasının ise ne Nihat ne de Saim olduğu belirlendi.

SANIKLAR SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Davanın ilk duruşması 27 Mart’ta Kocaeli 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İlk duruşmaya, tutuklu sanıklar Nihat, Saim, Muhsin ve B.Y. (32) ile tutuksuz sanıklar O.Y., B.Y., S.Y. F.Y., A.Y., M.Z.Y. ve M.Y. ile avukatları katıldı. Duruşmada savunma yapan sanıklar, üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek tahliye talebinde bulundu.
Mahkeme heyeti; sanıklar Muhsin ve Saim Yıldıztan’ın tutukluluk hallerinin devamına oy birliğiyle, Nihat Yıldıztan’ın tutukluluğuna ise oy çokluğuyla karar verdi. Heyet, sanık B.Y.’nin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyetinin değişme ihtimali, tutuklu kaldığı süre ve delillerin toplanmış olması gerekçesiyle tahliyesine hükmederek duruşmayı erteledi.
‘Aile meclisi’ kararıyla öldürülüp gömülen kadının yakınları konuştu…

Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde başkan vekili seçimi öncesi ortalık karıştı, CHP'liler binaya zorla girmek istedi

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde başkan vekili seçimi öncesi ortalık karıştı, CHP’liler binaya zorla girmek istedi

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in tutuklanıp, görevden uzaklaştırılmasının ardından belediye meclisinde yapılacak başkan vekili seçimi öncesi CHP’liler ile polis arasında arbede yaşandı. Binaya girmek isteyen kalabalığa biber gazıyla müdahale edildi.
İlginizi Çekebilir
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve uç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olma’, ‘Rüşvet’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ve imar kirliliğine neden olma’ suçlarından yürüttüğü soruşturma kapsamında Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve tutuklu bulunan eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in de aralarında bulunduğu 35 kişi tutuklandı. Şüphelilerden Bozbey’in eşi, kızı ve kardeşi ile cezaevinde bulunan 1 tutuklunun da olduğu 24 kişi adli kontrolle serbest kalırken, 4’ü ise ev hapsine çarptırıldı.

CHP ADAY GÖSTERMEDİ
Tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılan Mustafa Bozbey’in yerine geçici olarak Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan görevlendirdi.

Başkan vekilliği seçimi için AK Parti, Belediye Meclis Üyesi Şahin Biba’yı aday gösterdi. CHP, tepki olarak aday göstermeme kararı aldığını açıkladı.

GİRİŞLERİNE İZİN VERİLMEDİ
Bugün seçimin yapılacağı Büyükşehir Belediye binası önünde geniş güvenlik önlemi alındı. CHP’liler, saat 11.00’de yapılacağı açıklanan seçim için belediye binası önüne gelmeye başladı. Barikatları geçmeye çalışan partililer ile polis arasında tartışma çıktı.

Kalabalık barikatı aşarken, CHP’li milletvekilleri ile ilçe belediye başkanları ve il örgütü üyeleri otoparktan binaya girmek istedi. Seçimin yapılacağı meclis salonuna sadece belediye meclis üyelerinin alınmasına izin verilirken, polis ile partililer arasında arbede çıktı. Binanın otopark kapısının camı kırıldı, Çevik Kuvvet polisleri kalabalığa biber gazıyla müdahale etti.

Bina dışına çıkarılan partililer, Ankara Yolu üzerinde slogan atarak yürüyüşe geçti. Polis yürüyüşe izin vermezken, kalabalığın yürüyüşe devam etmek istemesiyle tansiyon yükseldi. Kalabalığa burada da biber gazıyla müdahale edildi. Bölgeye TOMA sevk edilirken, grup sloganlar atarak Kent Meydanı’na doğru yürüyüşe devam etti.

Son dakika… Bornova Belediyesi’ne yolsuzluk soruşturması: Başkan Ömer Eşki dahil 4 kişi gözaltında
Galatasaray’da Okan Buruk Kocaelispor’u hatırlattı, Tayfur Bingöl’den paylaşım geldi!…

Borsa İstanbul'da manipülasyon soruşturması: 'Baykuş' deşifre oldu

Borsa İstanbul’da manipülasyon soruşturması: ‘Baykuş’ deşifre oldu

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, işlem gören sermaye piyasası araçlarında işlem hacmi ve hisse fiyatında hayatın olağan akışına aykırı dalgalanmalar yaşandığı, yapay yükselişlerin küçük yatırımcıyı zarara uğrattığı yönündeki tespitler üzerine başlatılan soruşturma tamamlandı.
İlginizi Çekebilir
Hazırlanan iddianamede, Nihat Özçelik, Cem Özçelik ile Işık Ökte’nin de bulunduğu 13’ü tutuklu 41 kişi “şüpheli”, Investco Holding AŞ, Hat Holding AŞ, Verusa Holding AŞ, Pamel Yenilenebilir Elektrik Üretim AŞ, Galata Altın İşletmeleri AŞ ile Pan Teknoloji AŞ’nin de arasında olduğu toplam 24 şirket “malen sorumlu”, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı (SPK) ise “ihbar eden” sıfatıyla yer aldı.
İddianamede, “Baykuş” lakabıyla bilinen tutuklu şüpheli Nihat Özçelik’in elebaşılığını yaptığı çıkar amaçlı suç örgütünün “emir bazlı borsa manipülasyonu”, “şirket bilgilerini yatırımcılara hatalı gösterme” ve “suç gelirlerini şirket faaliyetlerine yedirme” usullerini benimsediği, SPK’nın suç duyurusuna esas “PAMEL” hissesindeki manipülasyonun Özçelik’in talimatıyla şüpheliler Kenan ve Sinan Demirbaş kardeşler koordinesinde yapıldığı kaydedildi.
Demirbaş kardeşlerin şüpheli Eda Yıldırım ile akraba-arkadaş çevreleri olan şüpheliler Ahmet Kızılay, Bedirhan Çigla, Botan Çevarün, Enes Özgür Karataş, Eyüp Balka, Hasan Göçmen, Nuri Güleryüz, Özgür Adıtatar grubuyla şüpheliler Kamil Bilgiç, İhsan Kenan Bilgiç, Kerim İsmail Bilgiç kardeşlerin portföy gücünü kullandığı aktarılan iddianamede, “Bu hususun SPK raporundaki ‘Bağımsız iradeden ziyade koordineli emir iletim planı’ tespitiyle ortada olduğu, dar bir çevrede birbirlerini tanıyan şüphelilerin yüklü miktarda nakit paraları aracı kuruma götürüp hesaba yatırdıktan sonra manipülasyon için kullanılacağını bildiklerinin kabul edileceği” ifadesine yer verildi.
Örgüt üyelerinin hisse derinliğinde fark oluşturan işlemlerin birçoğunu kendi zararlarına yapmalarına rağmen bunun örgütsel bazda önem arz etmediği belirtilen iddianamede, piyasa dinamiklerine göre bir hissede asıl manipülasyon yapanların onlarca işleme rağmen ısrarla zarar edenler olduklarının kabul edileceği, buradaki motivasyonun hissenin genel seyrine aykırı gaz-fren benzeri ivme değişikliği olduğu anlatıldı.
“57 MİLYON 400 BİN AVRO VE 15 MİLYON DOLAR TUTARINDAKİ MEBLAĞ ÇIĞI BAŞLATAN KAR TOPU”
İddianamede, hisse manipülasyonuyla küçük yatırımcılardan elde edilen suç gelirlerini takip eden manipülasyonların sermaye kaynağı olduğu, sistematik hareket eden örgütün her seferinde daha büyük bir operasyon yaptığı ve suç geliri miktarını katlayarak büyüttüğü, Nihat Özçelik’in varlık barışıyla izah ettiği 57 milyon 400 bin avro ve 15 milyon dolar tutarındaki meblağın çığı başlatan kar topuna benzediği kaydedildi.
Örgütün göstermelik devasa yatırımlarına rağmen saha elemanları ve personel sayısını kasten kısıtlı tuttuğu, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde kendisini ispatlamayan kimseye etkin rol verilmediği, şirket çalışanları olarak gösterilen örgüt üyelerinin uzun yıllar aynı pozisyonlarda kaldıkları iddianamede yer aldı.
İddianamede, örgüt üyelerinin derecelerine göre şirketler grubunun kat ve farklı konumlardaki plazalarında konuşlandırıldığı, örneğin örgütün iki ayrı plazadaki personellerinin kutlama yemeklerinde dahi birbirlerine karıştırılmadığı, ikinci plazada uzun yıllar çalışan ve güven oluşturan personellerin birinci plazaya terfi ettirildiği belirtildi.
Bu plazadaki üyelerin örgüte ait şirketlerin yönetim pozisyonlarını kendi içlerinde bölüştükleri, birimler arasındaki irtibatın kasten kısıtlandığı, örgütün böylelikle gizli soruşturmacı usullerine karşı tedbir aldığına iddianamede dikkat çekildi.
İddianamede, pek çok faaliyet alanı bulunan şirketler grubunun denetleme zorluğu nedeniyle asıl bilgi manipülasyonlarını elektrik üretimi ve madencilik sektörüyle yürüttüğü, şirketler grubunun 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremler dönemindeki hasar için planladığı tadilatı, bölgeyi kalkındıracak yeni yatırım projesi olarak duyurduğu kaydedildi.
Şirketler grubunun finans medyasında yaptıkları reklamların yanıltıcı olduğu, yatırımcıların iştahını kabartacak karlılık ifadelerinin ve kamuoyunda saygı uyandıran kişilerin kasıtlı olarak ön plana çıkarıldığı iddianamede ifade edildi.
Göztepe-Galatasaray maçının tartışmalı pozisyonlarını eski hakemler değerlendirdi! Asprilla’nın pozisyonunda ikiye bölündüler
“NİHAT ÖZÇELİK’İN BAYKUŞ İLE ÖZDEŞLEŞMESİ TESADÜF DEĞİL”
İddianamede, “Kendisini gizleyebilmesi ve sessiz hareket etmesiyle bilinen baykuşun finans piyasalarında şüpheli Nihat Özçelik ile özdeşleşmesinin tesadüf olmadığına” yer verildi.
Özçelik’in manipülasyon için kullandığı ekipleri birbirinden ayrı tuttuğu, şüphelinin danışmanlık, varlık barışı ve hisse ortaklığına dayandırdığı büyük serveti ve lüks yaşantısının orantısız olduğu, Özçelik’in şifrelerini vermemesi nedeniyle inceleme konusuna dair dijital materyallerin tespit edilemediği, şüphelinin geçmiş yargılamalarından edindiği tecrübelerle suç örgütünü ve delillerini gizlemeye çalıştığı iddianamede kaydedildi.
İddianamede, Özçelik’in finansal işlem hacminin ve sıklığının 2021’den itibaren beyan ettiği mesleki ve mali profiliyle bütünüyle uyumsuz şekilde olağanüstü artış gösterdiği, şüphelinin 2008’den beri ortağı olduğu, 2012-2023 arasında faaliyetlerinden sürekli zarar eden ve tasfiye halindeki “Meridyen Holding AŞ” hesaplarına 5 Mart 2021’de aniden toplam 788 milyon 600 bin 300 lira tutarında nakit yatırıldığının tespit edildiği aktarıldı.
Varlık Barışı açıklamasıyla yatırılan bu tutarların, aynı gün doğrudan Nihat Özçelik’in şahsi hesaplarına, oradan da borsa işlemlerinde kullanılmak üzere bir şirketin hesaplarına aktarıldığı, Özçelik’in hesabından H. A, G. Ç, Ö. P. ve Ü. ailesi üyelerine gönderilen yüklü miktarda para karşılığında tapuda Nihat Özçelik’in adına değil üçüncü kişiler adına tesciller yapıldığı vurgulandı.
SAVCILIK ÖRGÜTÜ 3 GRUP OLARAK TESPİT ETTİ
İhbarcı beyanlarına, tanık ifadelerine ve dosyada mevcut HTS kayıtları ile dijital materyal incelemelerine göre, Nihat Özçelik’in elebaşılığını yaptığı örgütün ‘çantacılar’, ‘bordrolular’ ve ‘iş ilişkisindekiler’ olarak üç grup halinde olduğu, birinci grupta, Özçelik’in farklı telefonlar ve konumlar kullanarak irtibata geçtiği borsa manipülatörlerinin bulunduğu iddianamede kaydedildi.
İddianamede Özçelik’in, ifadelerde geçen yüklü miktarda nakit paraları ofislerde bölüştürdüğü ve hisse için görevlendireceği ekibin koordinatörüne dağıttığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Tespit edilen somut PAMEL manipülasyonunda Özçelik, Sinan Demirbaş ile doğrudan dirsek teması halindedir. Sinan Demirbaş ve kardeşi Kenan Demirbaş’ın, kuzenleri, akrabaları ve bireysel çevrelerini kullanarak PAMEL kodunun açılış-kapanış gün içi hareketlerini belirleyip kasti olarak zararına satışlar ve alımlar yaparak küçük yatırımcı davranışlarına yön verdiği görülmüştür. Bu şekilde zararına hareketlerin amacı hem manipülasyonu derinleştirmek hem de suçtan elde edilen gelirleri hisse hareketlerine yedirerek sermaye görünümünde aklamaktır.”
“ŞÜPHELİLER KAMUOYUNDA SAYGIN VE İŞİNDE BAŞARILI GÖRÜNÜM VERMEKTEDİR”
İkinci grupta Özçelik’in gizli sahibi olduğu malen sorumlu şirketlerin piyasalara pazarlanması için görev yapan şüphelilerle ilgili şu değerlendirmeler yapıldı:
“Finansal sicili kirli örgüt liderinin gizli patronajındaki şirketlerin ve hakim oldukları sektörlerin küçük yatırımcıya sevimli gösterilmesinde rol oynayan şüpheliler kamuoyunda saygın ve işinde başarılı görünüm vermektedir. Bu kısım şüpheliler şirketler grubundan bağımsız özgeçmişleriyle öne çıkmaktadır. Ömer Özbay, kamu göreviyle ve yazdığı kitaplarla isminden söz ettirmiştir. Işık Ökte, kendisiyle benzer CV sahibi çok sayıda ekonomistin davet dahi almadığı platformlarda daimi katılımcı olarak yorum yapmış ve tarafsız görünüm adı altında maden sektörü başta olmak üzere Verusa Holding’in sektörel faaliyetlerini üstü kapalı övmüştür. Murat Oku, maden sahalarındaki verileri kasten çarpıtmış ve karlılık izlenimi uyandırmıştır. Mesut Çilingir ve Mustafa Aslan şirketler adına portföy yönetmiş ve hisse hareketlerine bağlı Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) bildirimlerini organize etmiştir.”
İddianamede, üçüncü grupta ise şirketler grubunun faaliyetlerini normal finansal hareket gösterme uğraşındaki örgüt üyeleri bulunduğu, raporlarda, çok sayıda iç içe geçmiş şirketin aynı yöneticiler ve personel ekibi tarafından farklı alanlarda çalıştırıldığı kaydedildi.
Bu fiili imkansızlığa karşı, şirketlerin kağıt üzerinde kuruldukları ve borsa manipülasyonu örgütünün gelirlerini akladıklarının görüleceği, şirketlerin emanetçi konumundaki yönetim kurulu üyeleri ve şirket hesaplarıyla alışverişi bulunan şüphelilerin suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama kastı ve talimatlarıyla davrandığı iddianamede ifade edildi.
Muhtarın yasak aşk dehşeti! 7 aylık hamile Bahar’ı öldürdü, buzları kırarak baraja attı
ÖZELLİKLE PAMEL VE INVES PAYLARINDA YATIRIMCILAR ZARARA UĞRADI
İddianamede, şüpheliler tarafından borsa piyasalarında özellikle PAMEL ve INVES paylarında gerçekleştirilen organize, karşılıklı ve algoritmik nitelikteki işlemlerin, yatırımcıları yanıltmaya, suni fiyat teşekkülü yaratmaya ve yapay piyasa oluşturmaya yönelik olduğu ifade edildi.
Küçük yatırımcıların zarara uğratılmasından elde edilen fahiş miktardaki gayrimeşru gelirlerin, ticari faaliyeti bulunmayan paravan şirketler, ardışık hesap virmanları, lüks araç ve emlak edinimleri vasıtasıyla finansal sisteme sokularak malvarlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağının gizlenmesinin amaçlandığı iddianamede kaydedildi.
İddianamede, Nihat Özçelik ile gönül ilişkisi, iş bağlantısı ve yargılama geçmişleri olan S.İ.’nin “tanık” olarak alınan beyanlarına yer verildi.
S.İ. beyanında, Özçelik’le 2010’da tanıştıklarını ve şirketlerinde işe başladığını, “Investco-Verusa” grup şirketlerinin gerçek sahibinin Özçelik olduğunu, bunun gizlenen bir bilgi olmadığını dile getirdi.
“ŞİRKETİN PATRONU GÖRÜNEN ŞÜPHELİ MUSTAFA ÜNAL, NİHAT ÖZÇELİK’İN ALTINA İŞLERİ TAKİP EDEN KİŞİ”
Ofise misafirler geldiğinde yanlarında paralar getirdiklerini, şirkette yoğun para trafiğine rağmen kamera kaydı bulunmadığını, borsada birlikte işlem yaptıkları kişilerin zaman zaman şirkete geldiklerini ifade eden S.İ, şirketin patronu görünen şüpheli Mustafa Ünal’ın aslında Özçelik’in talimatıyla çalıştığını, şirketlerin idaresiyle ilgilendiğini, Ünal’ın Özçelik’in altında tüm işleri takip eden ikinci kişi olduğunu söyledi.
İddianamede, İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin 13 Kasım 2025’te aldığı kararla TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketler şu şekilde yer aldı:
“Pamel Yenilenebilir Elektrik Üretim AŞ, Verusa Holding AŞ, Verusaturk Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ, İnnosa Teknoloji AŞ, Acıselsan Acıpayam Selüloz Sanayi ve Ticaret AŞ, Sun Yenilenebilir Enerji Üretim AŞ, Pan Teknoloji AŞ, Şişli Enerji AŞ, Ortaköy Enerji AŞ, Standard Boksit AŞ, Ata Elektrik Enerjisi AŞ, Galata Altın İşletmeleri AŞ, Core Engage Yazılım AŞ, Zeroone Interactive Yazılım AŞ, Pamukova Elektrik Üretim AŞ, Uzertaş Kimya Sanayi ve Ticaret AŞ, Rem Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ, Innosa Yazılım Teknolojileri AŞ, Probel Yazılım ve Bilişim Sistemleri AŞ, Vektora Yazılım Teknolojileri AŞ”
İddianamede, örgüt elebaşı Nihat Özçelik ile Reha Çırak’ın “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “malvarlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizlemek”, “malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkarmak” ile “Sermaye Piyasası Kanununa Muhalefet” suçlarından 16 yıldan 34 yıla kadar ayrı ayrı hapisle cezalandırılması istendi.
“Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”, “malvarlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizlemek”, “malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkarmak” ile “Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet” suçlarından 5 yıldan 24’er yıla kadar değişen oranlardan hapisle cezalandırılması talep edilen 39 şüpheli ise şu şekilde sıralandı:
“Işık Ökte, Ömer Özbay, Adem Ceylan, Ahmet Kızılay, Ayhan Macit, Bedirhan Çigla, Botan Çevarün, Cem Özçelik, Doğan Gökesmer, Eda Yıldırım, Enes Özgür Karataş, Eyüp Balka, Fazıl Doğan, Hasan Göçmen, Hüseyin Demir, İhsan Kenan Bilgiç, James Cem Papaker, Kamil Bilgiç, Kenan Demirbaş, Kerim İsmail Bilgiç, Kurthan Atmaca, Levent İbrahim Papaker, Mehmet Avni Taptık, Mesut Çilingir, Murat Oku, Mustafa Arslan, Mustafa Ünal, Mustafa Necip Uludağ, Muvaffak İhsan Usel, Nuri Güleryüz, Önder Çolak, Özgür Adıtatar, Özkan Özbek, Selçuk Sak, Sinan Demirbaş, Turan Kaya, Zafer Akdağcık, Zeki Aksoy, Zeynep Boztepe”
İddianame, değerlendirilmek üzere Asliye Ceza Mahkemesine gönderildi.
Son dakika… Bornova Belediyesi’ne yolsuzluk soruşturması: Başkan Ömer Eşki dahil 4 kişi gözaltında…

Borsa İstanbul'da manipülasyon soruşturması: 41 şüpheli için iddianame hazır

Borsa İstanbul’da manipülasyon soruşturması: 41 şüpheli için iddianame hazır

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, işlem gören sermaye piyasası araçlarında işlem hacmi ve hisse fiyatında hayatın olağan akışına aykırı dalgalanmalar yaşandığı, yapay yükselişlerin küçük yatırımcıyı zarara uğrattığı yönündeki tespitler üzerine başlatılan soruşturma tamamlandı.
İlginizi Çekebilir
Hazırlanan iddianamede, Nihat Özçelik, Cem Özçelik ile Işık Ökte’nin de bulunduğu 13’ü tutuklu 41 kişi “şüpheli”, Investco Holding AŞ, Hat Holding AŞ, Verusa Holding AŞ, Pamel Yenilenebilir Elektrik Üretim AŞ, Galata Altın İşletmeleri AŞ ile Pan Teknoloji AŞ’nin de arasında olduğu toplam 24 şirket “malen sorumlu”, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı (SPK) ise “ihbar eden” sıfatıyla yer aldı.
İddianamede, “Baykuş” lakabıyla bilinen tutuklu şüpheli Nihat Özçelik’in elebaşılığını yaptığı çıkar amaçlı suç örgütünün “emir bazlı borsa manipülasyonu”, “şirket bilgilerini yatırımcılara hatalı gösterme” ve “suç gelirlerini şirket faaliyetlerine yedirme” usullerini benimsediği, SPK’nın suç duyurusuna esas “PAMEL” hissesindeki manipülasyonun Özçelik’in talimatıyla şüpheliler Kenan ve Sinan Demirbaş kardeşler koordinesinde yapıldığı kaydedildi.
Demirbaş kardeşlerin şüpheli Eda Yıldırım ile akraba-arkadaş çevreleri olan şüpheliler Ahmet Kızılay, Bedirhan Çigla, Botan Çevarün, Enes Özgür Karataş, Eyüp Balka, Hasan Göçmen, Nuri Güleryüz, Özgür Adıtatar grubuyla şüpheliler Kamil Bilgiç, İhsan Kenan Bilgiç, Kerim İsmail Bilgiç kardeşlerin portföy gücünü kullandığı aktarılan iddianamede, “Bu hususun SPK raporundaki ‘Bağımsız iradeden ziyade koordineli emir iletim planı’ tespitiyle ortada olduğu, dar bir çevrede birbirlerini tanıyan şüphelilerin yüklü miktarda nakit paraları aracı kuruma götürüp hesaba yatırdıktan sonra manipülasyon için kullanılacağını bildiklerinin kabul edileceği” ifadesine yer verildi.
Örgüt üyelerinin hisse derinliğinde fark oluşturan işlemlerin birçoğunu kendi zararlarına yapmalarına rağmen bunun örgütsel bazda önem arz etmediği belirtilen iddianamede, piyasa dinamiklerine göre bir hissede asıl manipülasyon yapanların onlarca işleme rağmen ısrarla zarar edenler olduklarının kabul edileceği, buradaki motivasyonun hissenin genel seyrine aykırı gaz-fren benzeri ivme değişikliği olduğu anlatıldı.
“57 MİLYON 400 BİN AVRO VE 15 MİLYON DOLAR TUTARINDAKİ MEBLAĞ ÇIĞI BAŞLATAN KAR TOPU”
İddianamede, hisse manipülasyonuyla küçük yatırımcılardan elde edilen suç gelirlerini takip eden manipülasyonların sermaye kaynağı olduğu, sistematik hareket eden örgütün her seferinde daha büyük bir operasyon yaptığı ve suç geliri miktarını katlayarak büyüttüğü, Nihat Özçelik’in varlık barışıyla izah ettiği 57 milyon 400 bin avro ve 15 milyon dolar tutarındaki meblağın çığı başlatan kar topuna benzediği kaydedildi.
Örgütün göstermelik devasa yatırımlarına rağmen saha elemanları ve personel sayısını kasten kısıtlı tuttuğu, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde kendisini ispatlamayan kimseye etkin rol verilmediği, şirket çalışanları olarak gösterilen örgüt üyelerinin uzun yıllar aynı pozisyonlarda kaldıkları iddianamede yer aldı.
İddianamede, örgüt üyelerinin derecelerine göre şirketler grubunun kat ve farklı konumlardaki plazalarında konuşlandırıldığı, örneğin örgütün iki ayrı plazadaki personellerinin kutlama yemeklerinde dahi birbirlerine karıştırılmadığı, ikinci plazada uzun yıllar çalışan ve güven oluşturan personellerin birinci plazaya terfi ettirildiği belirtildi.
Bu plazadaki üyelerin örgüte ait şirketlerin yönetim pozisyonlarını kendi içlerinde bölüştükleri, birimler arasındaki irtibatın kasten kısıtlandığı, örgütün böylelikle gizli soruşturmacı usullerine karşı tedbir aldığına iddianamede dikkat çekildi.
İddianamede, pek çok faaliyet alanı bulunan şirketler grubunun denetleme zorluğu nedeniyle asıl bilgi manipülasyonlarını elektrik üretimi ve madencilik sektörüyle yürüttüğü, şirketler grubunun 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremler dönemindeki hasar için planladığı tadilatı, bölgeyi kalkındıracak yeni yatırım projesi olarak duyurduğu kaydedildi.
Şirketler grubunun finans medyasında yaptıkları reklamların yanıltıcı olduğu, yatırımcıların iştahını kabartacak karlılık ifadelerinin ve kamuoyunda saygı uyandıran kişilerin kasıtlı olarak ön plana çıkarıldığı iddianamede ifade edildi.
Göztepe-Galatasaray maçının tartışmalı pozisyonlarını eski hakemler değerlendirdi! Asprilla’nın pozisyonunda ikiye bölündüler
“NİHAT ÖZÇELİK’İN BAYKUŞ İLE ÖZDEŞLEŞMESİ TESADÜF DEĞİL”
İddianamede, “Kendisini gizleyebilmesi ve sessiz hareket etmesiyle bilinen baykuşun finans piyasalarında şüpheli Nihat Özçelik ile özdeşleşmesinin tesadüf olmadığına” yer verildi.
Özçelik’in manipülasyon için kullandığı ekipleri birbirinden ayrı tuttuğu, şüphelinin danışmanlık, varlık barışı ve hisse ortaklığına dayandırdığı büyük serveti ve lüks yaşantısının orantısız olduğu, Özçelik’in şifrelerini vermemesi nedeniyle inceleme konusuna dair dijital materyallerin tespit edilemediği, şüphelinin geçmiş yargılamalarından edindiği tecrübelerle suç örgütünü ve delillerini gizlemeye çalıştığı iddianamede kaydedildi.
İddianamede, Özçelik’in finansal işlem hacminin ve sıklığının 2021’den itibaren beyan ettiği mesleki ve mali profiliyle bütünüyle uyumsuz şekilde olağanüstü artış gösterdiği, şüphelinin 2008’den beri ortağı olduğu, 2012-2023 arasında faaliyetlerinden sürekli zarar eden ve tasfiye halindeki “Meridyen Holding AŞ” hesaplarına 5 Mart 2021’de aniden toplam 788 milyon 600 bin 300 lira tutarında nakit yatırıldığının tespit edildiği aktarıldı.
Varlık Barışı açıklamasıyla yatırılan bu tutarların, aynı gün doğrudan Nihat Özçelik’in şahsi hesaplarına, oradan da borsa işlemlerinde kullanılmak üzere bir şirketin hesaplarına aktarıldığı, Özçelik’in hesabından H. A, G. Ç, Ö. P. ve Ü. ailesi üyelerine gönderilen yüklü miktarda para karşılığında tapuda Nihat Özçelik’in adına değil üçüncü kişiler adına tesciller yapıldığı vurgulandı.
SAVCILIK ÖRGÜTÜ 3 GRUP OLARAK TESPİT ETTİ
İhbarcı beyanlarına, tanık ifadelerine ve dosyada mevcut HTS kayıtları ile dijital materyal incelemelerine göre, Nihat Özçelik’in elebaşılığını yaptığı örgütün ‘çantacılar’, ‘bordrolular’ ve ‘iş ilişkisindekiler’ olarak üç grup halinde olduğu, birinci grupta, Özçelik’in farklı telefonlar ve konumlar kullanarak irtibata geçtiği borsa manipülatörlerinin bulunduğu iddianamede kaydedildi.
İddianamede Özçelik’in, ifadelerde geçen yüklü miktarda nakit paraları ofislerde bölüştürdüğü ve hisse için görevlendireceği ekibin koordinatörüne dağıttığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Tespit edilen somut PAMEL manipülasyonunda Özçelik, Sinan Demirbaş ile doğrudan dirsek teması halindedir. Sinan Demirbaş ve kardeşi Kenan Demirbaş’ın, kuzenleri, akrabaları ve bireysel çevrelerini kullanarak PAMEL kodunun açılış-kapanış gün içi hareketlerini belirleyip kasti olarak zararına satışlar ve alımlar yaparak küçük yatırımcı davranışlarına yön verdiği görülmüştür. Bu şekilde zararına hareketlerin amacı hem manipülasyonu derinleştirmek hem de suçtan elde edilen gelirleri hisse hareketlerine yedirerek sermaye görünümünde aklamaktır.”
“ŞÜPHELİLER KAMUOYUNDA SAYGIN VE İŞİNDE BAŞARILI GÖRÜNÜM VERMEKTEDİR”
İkinci grupta Özçelik’in gizli sahibi olduğu malen sorumlu şirketlerin piyasalara pazarlanması için görev yapan şüphelilerle ilgili şu değerlendirmeler yapıldı:
“Finansal sicili kirli örgüt liderinin gizli patronajındaki şirketlerin ve hakim oldukları sektörlerin küçük yatırımcıya sevimli gösterilmesinde rol oynayan şüpheliler kamuoyunda saygın ve işinde başarılı görünüm vermektedir. Bu kısım şüpheliler şirketler grubundan bağımsız özgeçmişleriyle öne çıkmaktadır. Ömer Özbay, kamu göreviyle ve yazdığı kitaplarla isminden söz ettirmiştir. Işık Ökte, kendisiyle benzer CV sahibi çok sayıda ekonomistin davet dahi almadığı platformlarda daimi katılımcı olarak yorum yapmış ve tarafsız görünüm adı altında maden sektörü başta olmak üzere Verusa Holding’in sektörel faaliyetlerini üstü kapalı övmüştür. Murat Oku, maden sahalarındaki verileri kasten çarpıtmış ve karlılık izlenimi uyandırmıştır. Mesut Çilingir ve Mustafa Aslan şirketler adına portföy yönetmiş ve hisse hareketlerine bağlı Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) bildirimlerini organize etmiştir.”
İddianamede, üçüncü grupta ise şirketler grubunun faaliyetlerini normal finansal hareket gösterme uğraşındaki örgüt üyeleri bulunduğu, raporlarda, çok sayıda iç içe geçmiş şirketin aynı yöneticiler ve personel ekibi tarafından farklı alanlarda çalıştırıldığı kaydedildi.
Bu fiili imkansızlığa karşı, şirketlerin kağıt üzerinde kuruldukları ve borsa manipülasyonu örgütünün gelirlerini akladıklarının görüleceği, şirketlerin emanetçi konumundaki yönetim kurulu üyeleri ve şirket hesaplarıyla alışverişi bulunan şüphelilerin suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama kastı ve talimatlarıyla davrandığı iddianamede ifade edildi.
Muhtarın yasak aşk dehşeti! 7 aylık hamile Bahar’ı öldürdü, buzları kırarak baraja attı
ÖZELLİKLE PAMEL VE INVES PAYLARINDA YATIRIMCILAR ZARARA UĞRADI
İddianamede, şüpheliler tarafından borsa piyasalarında özellikle PAMEL ve INVES paylarında gerçekleştirilen organize, karşılıklı ve algoritmik nitelikteki işlemlerin, yatırımcıları yanıltmaya, suni fiyat teşekkülü yaratmaya ve yapay piyasa oluşturmaya yönelik olduğu ifade edildi.
Küçük yatırımcıların zarara uğratılmasından elde edilen fahiş miktardaki gayrimeşru gelirlerin, ticari faaliyeti bulunmayan paravan şirketler, ardışık hesap virmanları, lüks araç ve emlak edinimleri vasıtasıyla finansal sisteme sokularak malvarlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağının gizlenmesinin amaçlandığı iddianamede kaydedildi.
İddianamede, Nihat Özçelik ile gönül ilişkisi, iş bağlantısı ve yargılama geçmişleri olan S.İ.’nin “tanık” olarak alınan beyanlarına yer verildi.
S.İ. beyanında, Özçelik’le 2010’da tanıştıklarını ve şirketlerinde işe başladığını, “Investco-Verusa” grup şirketlerinin gerçek sahibinin Özçelik olduğunu, bunun gizlenen bir bilgi olmadığını dile getirdi.
“ŞİRKETİN PATRONU GÖRÜNEN ŞÜPHELİ MUSTAFA ÜNAL, NİHAT ÖZÇELİK’İN ALTINA İŞLERİ TAKİP EDEN KİŞİ”
Ofise misafirler geldiğinde yanlarında paralar getirdiklerini, şirkette yoğun para trafiğine rağmen kamera kaydı bulunmadığını, borsada birlikte işlem yaptıkları kişilerin zaman zaman şirkete geldiklerini ifade eden S.İ, şirketin patronu görünen şüpheli Mustafa Ünal’ın aslında Özçelik’in talimatıyla çalıştığını, şirketlerin idaresiyle ilgilendiğini, Ünal’ın Özçelik’in altında tüm işleri takip eden ikinci kişi olduğunu söyledi.
İddianamede, İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin 13 Kasım 2025’te aldığı kararla TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketler şu şekilde yer aldı:
“Pamel Yenilenebilir Elektrik Üretim AŞ, Verusa Holding AŞ, Verusaturk Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ, İnnosa Teknoloji AŞ, Acıselsan Acıpayam Selüloz Sanayi ve Ticaret AŞ, Sun Yenilenebilir Enerji Üretim AŞ, Pan Teknoloji AŞ, Şişli Enerji AŞ, Ortaköy Enerji AŞ, Standard Boksit AŞ, Ata Elektrik Enerjisi AŞ, Galata Altın İşletmeleri AŞ, Core Engage Yazılım AŞ, Zeroone Interactive Yazılım AŞ, Pamukova Elektrik Üretim AŞ, Uzertaş Kimya Sanayi ve Ticaret AŞ, Rem Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ, Innosa Yazılım Teknolojileri AŞ, Probel Yazılım ve Bilişim Sistemleri AŞ, Vektora Yazılım Teknolojileri AŞ”
İddianamede, örgüt elebaşı Nihat Özçelik ile Reha Çırak’ın “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “malvarlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizlemek”, “malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkarmak” ile “Sermaye Piyasası Kanununa Muhalefet” suçlarından 16 yıldan 34 yıla kadar ayrı ayrı hapisle cezalandırılması istendi.
“Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”, “malvarlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizlemek”, “malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkarmak” ile “Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet” suçlarından 5 yıldan 24’er yıla kadar değişen oranlardan hapisle cezalandırılması talep edilen 39 şüpheli ise şu şekilde sıralandı:
“Işık Ökte, Ömer Özbay, Adem Ceylan, Ahmet Kızılay, Ayhan Macit, Bedirhan Çigla, Botan Çevarün, Cem Özçelik, Doğan Gökesmer, Eda Yıldırım, Enes Özgür Karataş, Eyüp Balka, Fazıl Doğan, Hasan Göçmen, Hüseyin Demir, İhsan Kenan Bilgiç, James Cem Papaker, Kamil Bilgiç, Kenan Demirbaş, Kerim İsmail Bilgiç, Kurthan Atmaca, Levent İbrahim Papaker, Mehmet Avni Taptık, Mesut Çilingir, Murat Oku, Mustafa Arslan, Mustafa Ünal, Mustafa Necip Uludağ, Muvaffak İhsan Usel, Nuri Güleryüz, Önder Çolak, Özgür Adıtatar, Özkan Özbek, Selçuk Sak, Sinan Demirbaş, Turan Kaya, Zafer Akdağcık, Zeki Aksoy, Zeynep Boztepe”
İddianame, değerlendirilmek üzere Asliye Ceza Mahkemesine gönderildi.
Son dakika… Bornova Belediyesi’ne yolsuzluk soruşturması: Başkan Ömer Eşki dahil 4 kişi gözaltında…