BIST 100
11.482,60 1,32%
DOLAR
50,1497 0,09%
EURO
55,9304 -0,72%
GRAM ALTIN
6.556,39 -0,60%
BITCOIN
75.779,00 0,17%
FAİZ
39,49 0,28%
GÜMÜŞ GRAM
83,81 0,09%
GBP/TRY
67,1077 -0,65%
EUR/USD
1,1143 -0,68%
BRENT PETROL
97,05 -0,34%
ÇEYREK ALTIN
10.719,70 -0,60%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
12 °

Son Yazılarım

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Bozbey'e tutuklama talebi

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Bozbey’e tutuklama talebi

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 31 Mart’ta gözaltına alınan ve dün adliyeye sevk edilen Bozbey ile 56 zanlının savcılık sorguları tamamlandı.
Bu kişilerin dışında “rüşvet, suç örgütü kurma, suçtan kaynaklanan mal varlığını aklama” gibi suçlardan 14 Ekim 2025’te tutuklanan eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in de aralarında bulunduğu 7 zanlı, bu soruşturma kapsamında şüpheli olarak ifade verdi.
Savcılıkta ifadeleri alınan Mustafa Bozbey, kardeşi R. Bozbey ve 51 şüpheli tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine gönderildi.
Ada’da EOKA’nın hayaleti dolaşıyor
Savcılık, Mustafa Bozbey’in eşi S. Bozbey, kızı S. Bozbey G, kardeşi E. Bozbey ile Z.E.D, M.A.D, E.D, C.P.Ç, Y.A, F.Ç, Y.I. ve S.G’yi de adli kontrol şartıyla sulh ceza hakimliğine sevk etti. Hakimlik, bu 11 şüphelinin adli kontrol şartıyla salıverilmesine karar verdi.
Mustafa Bozbey’in de aralarında bulunduğu 53 şüphelinin ise sulh ceza hakimliğindeki işlemleri sürüyor.
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Nilüfer ilçesinde dönemin Nilüfer Belediye Başkanları Mustafa Bozbey ve Turgay Erdem ile bazı belediye çalışanlarının inşaat projelerinde rüşvet karşılığında usulsüz emsal artışları yaparak kendilerine ve proje sahiplerine maddi menfaat sağladıklarının tespit edilmesi üzerine 31 Mart’ta Mustafa Bozbey’in yanı sıra eşi S. Bozbey, kızı S.G, kardeşleri R. Bozbey ve E. Bozbey ile bazı belediye çalışanları ve rüşvet verdiği iddia edilen çok sayıda iş insanının da yer aldığı 57 şüpheli gözaltına alınmıştı. Yurt dışında bulunan Ş.G. ve T.K’nin de yakalanması için çalışmaların sürdüğü öğrenilmişti.
Ada’da EOKA’nın hayaleti dolaşıyor
Ayrıca “rüşvet, suç örgütü kurma, suçtan kaynaklanan mal varlığını aklama” gibi suçlardan yürütülen soruşturma kapsamında Ekim 2025’te eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in de aralarında bulunduğu 17 zanlı tutuklanmıştı….

Bahçelievler'de otelde sır ölüm! Odada kanlar içinde bulundu

Bahçelievler’de otelde sır ölüm! Odada kanlar içinde bulundu

Olay, dün saat 19.25 sıralarında Şirinevler Mahallesi’ndeki bir otelde meydana geldi. İddiaya göre, saat 13.30 sıralarında otele beraber giriş yapan Salih B. İle Yonca Kölge resepsiyondaki işlemlerin ardından 305 numaralı odaya çıktı. Daha sonra Salih B. saat 17.55 sıralarında otelden tek başına ayrıldı.
İlginizi Çekebilir
OTEL ODASINDA CESEDİ BULUNDU
Diğer yandan Yonca Kölge’den birkaç saattir haber alamayan bir yakını, polis ekiplerine ihbarda bulundu. Konuya ilişkin çalışma başlatan ekipler Kölge’nin Bahçelievler’de kaldığı oteli tespit etti. Bunun üzerine olay yerine gelen polis ve sağlık ekipleri otel odasında Yonca Kölge’nin cesedini buldu.
CİNAYET İHTİMALİ DEĞERLENDİRİLİYOR
Yonca Kölge’nin ölü bulunduğu odada çalışma gerçekleştiren olay yeri inceleme ekipleri, Kölge’nin vücudunda bıçak yarası tespit etti. Cinayet ihtimalini değerlendiren ekiplerin çalışmalarının ardından, Yonca Kölge’nin cenazesi otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

ŞÜPHELİYİ YAKALAMA ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR
Öte yandan yapılan çalışmalar kapsamında otele Yonca Kölge ile birlikte giriş yapan ve yaklaşık 4 saat 25 dakika sonra otelden tek başına çıkış yapan şüpheli Salih B.’nin ‘Kasten yaralama’ ve ‘Hırsızlık’ suçlarından çok sayıda suç kaydı olduğu tespit edildi. Polis ekipleri, Salih B.’yi yakalamak için çalışma başlattı. Olaya ilişkin soruşturma sürüyor.

Bahar arkadaşlarıyla çıktığı tekne tatilinde can vermişti… Kahreden rapor: Ölüm nedeni sessiz katil
Katliam öncesi keşif yapmışlar! Kocaeli’deki kanlı infazda soruşturma derinleşti…

Ölüm bu kadar ‘ucuz’ olmamalı

Ölüm bu kadar ‘ucuz’ olmamalı

Sokakta, inşaat alanında ya da kamusal alanlarda, alınmayan basit önlemler nedeniyle yaşanan can kayıpları her seferinde “kaza” olarak nitelendirilse de, aslında büyük bölümü önlenebilir ve ihmal kaynaklı. İstanbul Zeytinburnu’nda geçtiğimiz gün meydana gelen ve 6 yaşındaki Tesnim Urfalı’nın yaşamını yitirdiği olay, bu tablonun en son örneği oldu. Yıkımı süren bir binadan kopan beton parçasının küçük çocuğun başına isabet etmesiyle yaşanan ölüm, ucuz ölümlere bir yenisini daha ekledi.
‘ÖNLEM ALINMALIYDI’
Urfalı ailesinin avukatı Yunus Şenol da, olayın tek bir hatayla açıklanamayacağını belirterek yaşananların bir ihmaller zinciri olduğunu söyledi. Şenol, “Bu bir kaza değil, açık bir ihmaldir. Aynı sokakta birden fazla inşaat bulunuyor ve kentsel dönüşüm sürecinde gerekli özen gösterilmiyor. Burası sıradan bir inşaat süreci değil. Kentsel dönüşüm alanlarında çok daha fazla önlem alınması gerekir. Ancak görüyoruz ki ortada ciddi bir güvenlik eksikliği var” dedi.
‘İHMALLER ZİNCİRİNİN SONUCU’
Avukat Turgut Hökenek de, Türkiye’de son yıllarda art arda yaşanan ve büyük bölümü önlenebilir olan ölümlerle ilgili, “Depremlerden iş kazalarına, trafikten kamusal alanlara kadar geniş bir alanda yaşanan can kayıplarının kader ya da talihsizlik olarak değerlendirilemez. Bunlar açık bir ihmaller zincirinin sonucudur. Yaşam hakkı sistematik biçimde ihlal ediliyor. Bu nedenle bu ölümler bir kaza değil, çoğu zaman ihmal sonucu meydana gelen ve sorumluları olan olaylardır. Bir de sorunun temelinde yalnızca ihmal değil, aynı zamanda yerleşmiş bir “cezasızlık algısı” bulunuyor. Bu algı kırılmadıkça benzer ölümlerin devam edecek” dedi.
KAZA DEĞİL CİNAYETİsmail, Gazele,Ahmet, Barış…
Son aylarda Türkiye’nin farklı illerinde yaşanan ölümler, alınmayan basit önlemlerin nasıl ağır sonuçlara yol açtığını ortaya koyuyor. Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde 5 yaşındaki İsmail Sert ile 6 yaşındaki ağabeyi Ömer Sert, suyla dolu temel çukuruna düşen toplarını almak isterken boğularak hayatını kaybetti. Aynı kentte Hassa ilçesinde 10 yaşındaki Cüneyt Abdullah, yağmur sularıyla dolan derin bir su birikintisine düşerek yaşamını yitirdi. Şanlıurfa’da bir inşaat alanında oyun oynayan 11 yaşındaki Gazale Şeriy ile 2 yaşındaki kardeşi Ahmet Şeriy’in üzerine demir profil düştü, iki kardeş olay yerinde hayatını kaybetti. Yine aynı kentte 9 yaşındaki Ahmet Özlen, su dolu bir çukura düşerek yaşamını yitirdi. Diyarbakır’da ise üzerine çıktıkları kayanın yuvarlanması sonucu altında kalan iki kuzenden 11 yaşındaki Barış Yaman yaşamını yitirdi.
Bahçelievler’de genç kadın otel odasında ölü bulundu! Vücudunda bıçak yarası tespit edildi
Küçükçekmece’de dehşete düşüren görüntü! Uzun namlulu silahla sokak sokak gezdi
…

Ada’da EOKA’nın hayaleti dolaşıyor

Ada’da EOKA’nın hayaleti dolaşıyor

AYDIN HASAN / ANKARA – EOKA terör örgütünün kuruluş yıl dönümü nedeniyle geçen yıl 1 Nisan’da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’da mesajlar yayınlanmış ve etkinlikler düzenlenmişti. Bu yıl daEOKA’nın kuruluşunun 71. yıl dönümü nedeniyle hem Yunanistan’da hem de GKRY de etkinliklerdüzenlendi.
Yunanistan Eğitim Bakanlığı’nın 2025’te aldığı karar doğrultusundaokullarda “1 Nisan EOKA Günü” resmi olarak kutlandı. GKRY Lideri Nikos Hristodulidis, Lefkoşa’daki anma ayini ve çelenk koyma törenine katıldı. Hristodulidis,örgütün “mücadelesinin” yeni nesillere aktarılmasının zorunlu olduğunu savunarak “EOKA ile gurur duyuyorum” dedi.
Tomahawk füzeleri tükeniyor mu? ‘Esas endişe kaynağı Ukrayna ve Çin’

TÜRKLERE SALDIRI
1 Nisan’da öğle saatlerinde, KKTC temas hattı bitişiğinde yer alanYiğitler Burcu Parkı’na, ara bölge içerisinde yer alan ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü (MBG) sorumluluğunda olan Markou Drakou Caddesi’ndeki15 saldırgan tarafından patlayıcı madde ve taş atıldı. Aynı bölgede geçmişte de olayların çıkmasına rağmen BMBG ve GKRY tarafından önlem alınmaması dikkat çekti. Bölgede bulunan Türk askerinin parka gelmesi ve KKTC polisininönlemalması üzerine aralarında maskeli kişilerin de bulunduğu gruplar, sınır hattından uzaklaşarak kaçtı.
Saldırıların arkasında ELAM ile bağlantılı aşırı sağcı grupların olduğu değerlendiriliyor.
Savaşın etkisi dört bir yanda

ELAM OY ORANINI ARTIRDI
Aşırı sağcı ELAM (Ulusal Halk Cephesi), ideolojik kökenleri ve savunduğu değerler açısından EOKA’nın siyasi uzantısı ve mirasçısı olarak görülüyor. ELAM, 2024’te yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Kıbrıs’ın dördüncüpartisi oldu. 56 koltuklu Rum Meclisi’nde üç milletvekili var.
ELAM’ın, Yunanistan’dakineo-Nazi eğilimli Altın Şafak (Hrisi Avgi) partisiyle yakın bağları bulunuyor. EOKA sembollerinin kullanılması, sınır hattında provokatif eylemler yapılması, EOKA’ya ilişkin müze açılması,bir örgüt dirilişinden daha çok ideolojik ve sembolik bir canlanma çabasına işaret ediyor. Bu eylemlerin düşük yoğunluklu ve sınırlı gruplar tarafından yürütüldüğü gözleniyor. Şiddete yönelen radikal eğilimlerin görünürlük kazandığı da değerlendiriliyor.
2008’de kurulan ve Kilisenin açık desteği ile güçlenen ELAM, lise çağlarındaki gençleri hedef alıyor. EOKA ile ELAM arasında çok güçlü bir bağ olduğu değerlendiriliyor. Türklere karşı son yıllarda nefret suçu niteliğindeki olaylarda artış dikkat çekiyor.
RUMLARI DA KATLETTİ
Terör örgütü EOKA, sadece İngilizlere ve Türklere yönelik eylemde bulunmadı. Terör örgütünün hedefinde Rumlar da yer aldı. EOKA’nın katlettiği 203 Rum arasında 13 yaşında bir kız çocuğu, Mesoyi köyünde katledilen iki genç, 32 yaşındaki bir başka Rum kadın da yer alıyor. Bu kurbanların çoğu EOKA’ya karşı oldukları, hatta komünist oldukları gerekçesiyle katledildi. Yüzleri maskeli EOKA mensupları, bazen kahvehanelerde bazen sokakta insanları infaz etti. EOKA’nın insan kaynağı Kilise ise bu katliamları hep destekledi. EOKA saldırılarından yaralı kurtulan 288 Rum da bulunuyor. EOKA’nın katlettiği İngiliz sayısı ise 104.
İKİ AYRI DÖNEMİ VAR
“Enosis” olarak ifade edilen Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını hedefleyen EOKA, iki ayrı dönemde varlık gösterdi. Birinci döneminde, Kıbrıs’ta 1 Nisan 1955’te silahlı eylemlerine başladı. Örgüt, Mart 1959’da lağvedildi. EOKA-B, örgütün devamı olarak 1971 yılında Georgios Grivas tarafından Makarios yönetimine karşı kuruldı. 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtı ve sonrasında Yunanistan’daki askeri cuntanın çöküşüyle birlikte kapatıldı. Tarihin katliam dolu lekeli sayfalarına geçmiş görünen EOKA’nın ruhu, bugün hem Kıbrıs hem de Yunanistan’da yaşatılmaya çalışılıyor.

AVRUPA CESARETLENDİRİYOR
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberta Metsola, EOKA’nınkuruluşunun yıl dönümü içinyayımladığı mesajda, EOKA’nın eylemlerinden “kahramanlık” olarak bahsetti ve terör örgütü üyelerinin “cesaret ve fedakarlık” gösterdiklerini iddia etti. Metsola AP’deEOKA ile ilgili bir etkinliğe de izin vermişti. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kıbrıs Dönem Başkanlığı Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Burada yapay zeka yenilikçileri yarının teknolojilerini Bizans kiliselerinin gölgesinde inşa ediyorlar” dedi. KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman, bu açıklamalara, “Sayın Metsola ‘büyük bir coşkuyla’ EOKA’nın kuruluş yıl dönümünü kutlarken, bu örgütün Kıbrıslı Türkler için ne anlam ifade ettiğini bilmiyor muydu? Sayın Ursula von der Leyen, bu Ada’nın Bizans kiliselerinden ibaret olduğunu mu sanıyordu?” ifadeleri ile tepki gösterdi.
AKEL’DEN TEPKİ: GRİVAS’I AKLAMA ÇABASINI KINIYORUZ
Kıbrıs’ta faaliyet gösteren komünist çizgideki AKEL Partisi, 25 Ocak’ta “Grivas’ı aklamaya yönelik çabayı kınıyoruz” başlıklı bir açıklamada bulundu. Açıklamada, “Her yıl aynı gün aynı sahneye tanık oluyoruz. DİSİ liderliği ile ELAM ve Hristodulidis hükümetinin temsilcileri el ele vererek EOKA B’nin lideri Grivas’ı yüceltiyorlar. Onlar ülkemizin tarihini ne kadar çarpıtmaya çalışırlarsa çalışsınlar, 1974’te yurdumuza ve halkımıza karşı işlenen ihaneti saklayamazlar” denildi.
PROVOKASYON ENDİŞESİ
Kıbrıs’taki gelişmeler, devlet birimleri tarafından dikkatli bir şekilde takip edilerek analizi yapılıyor. EOKA taraftarı grupların Rum Milli Muhafız Ordusu’na sızması ve büyük bir provokasyona girişmeleri ihtimali tehlikeli bir gelişme olarak görülüyor.
MOTOSİKLETLİ ÇETE
Güney Kıbrıs’ta aşırı sağcı İsaak-Solomou’yu Anma İnisiyatifi, her yıl Ağustos ayında motosikletli eylemler düzenliyor. Grup, 2025’te de kapılarda yaptığı eylemler ile Kuzey Kıbrıs’tan güney Kıbrıs’a geçişi engelledi. İnisiyatifin çabaları ile Ağustos 2025’te Tasos İsaak ve Solomos Solomu için bir anıtın açılışı yapıldı. 2023’te maskeli bazı aşırı sağcı gruplar, Limasol’da yabancılara ait iş yerleri ile İbrahimiye Camii ve Larnaka’daki Köprülü Hacı İbrahim Ağa Camiine saldırıda bulunmuşlardı….

2 ABD savaş uçağı düşürüldü

2 ABD savaş uçağı düşürüldü

ABD-İsrail’in ortaklığında İran’a yapılan saldırılar dün yine devam etti. İran Devrim Muhafızları Ordusu, ülkenin orta kesimlerinde bir F-35 savaş uçağını hava savunma sistemleriyle vurarak düşürdüğünü açıkladı. Vurulan uçağın İngiltere’de ABD Hava Kuvvetleri’ne de ev sahipliği yapan Lakenheath Hava Üssü’ndeki filoya bağlı olduğu öne sürülürken, devlet televizyonuna bağlı yayın yapan televizyon kanallarında, bölge sakinlerine hitaben okunan açıklamada, “Düşmanın pilot ya da pilotlarını sağ halde polis ve askeri yetkililere teslim ederseniz değerli bir ödül elde edeceksiniz” ifadeleri kullanıldı.

F-15 pilotu aranıyor
Öte yandan İran devlet televizyonu, Hava Savunma Ortak Karargahı’nın açıklamasına dayandırdığı haberinde düşen uçağın F-15 tipi bir savaş uçağı olduğunu ve ülkenin güneyinde vurulduğu açıkladı. Uçağın düştüğü ABD makamlarınca da doğrulanırken, pilot için bir arama-kurtarma operasyonunun başlatıldığı ifade edildi. Axios’ta yer alan haberde “Bu, savaşın başlangıcından bu yana bir ABD uçağının ilk kez düşman ateşiyle düşürülmüş olması anlamına gelebilir” denildi. İki kişilik mürettebattan bir pilotun kurtarıldığı aktarılırken, diğer pilotu arama çalışmaları ise sürüyor. Amerikan NBC televizyonu, arama kurtarma çalışmalarına katılan iki ABD helikopterinin vurulduğunu, mürettebatın ise sağ kurtulduğu yazdı. ABD’li NewYork Times Gazetesi de yine ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir ‘A-10 Warthog’ uçağının F-15 uçağıyla aynı anda vurulduğu ve Basra yakınlarına düştüğünü, uçağının pilotunun ise sağ kurtulduğunu bildirdi.
‘Savaştayız’
Uçakların vurulmasına ilişkin açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, gazetecilerin “İran’ın düşürdüğü savaş uçakları müzakereleri etkileyecek mi?” sorusuna yanıt verdi. Trump, “Hayır, hiç de değil. Bu savaş. Savaştayız. Umarım pilot zarar görmez. Zarar görürse ABD’nin ne yapacağını açıklamayacağım” dedi. ABD Savunma Bakanlığı da (Pentagon), 28 Şubat’ta başlayan savaş nedeniyle bugüne kadar 13 ABD askerinin öldüğünü, 365 ABD askerinin de yaralandığını resmi olarak yayımladı.
İran ateşkesi reddetti
İran’ın Fars Haber Ajansı, İranlı üst düzey bir yetkiliye atıfta bulunarak, “ABD’nin üçüncü bir ülke aracılığı ile İran’a 48 saatlik geçici ateşkes teklifinde bulunduğunu” belirtti. Söz konusu değerlendirmede, İran’ın ateşkes teklifine sahada saldırılarına devam ederek cevap verdiği savunuldu.​​​​​​

Kara harekatının habercisi mi?
Bilinen adıyla ‘Fairchild Republic A-10 Thunderbolt II’ (“Warthog”) uçağı, ABD Hava Kuvvetleri için özel olarak tasarlanmış, yakın hava desteği sağlayan, ağır zırhlı ve yüksek ateş gücüne sahip bir tank avcısı uçağı olarak sınıflandırılıyor. Uçak, 30mm GAU-8/A Avenger Gatling topu ve 7 tonun üzerinde mühimmat kapasitesiyle zırhlı araçları imha etmede oldukça etkili kullanılan bir hava aracı. A-10 uçaklarının kullanılması ise askeri strateji açısından dikkat çekici bir hamle olarak görülüyor. Uçakların “tank avcısı” kimliği ve kara unsurlarını koruma görevi göz önüne alındığında, ABD ordusunun bölgede kara gücünü destekleme ihtiyacı duyabileceği değerlendiriliyor.
Düşen veya imha edilen ABD uçakları
Saldırı ve kazalar sonucunda onlarca hava aracının (helikopterler dahil) çeşitli seviyelerde hasar aldığı ve ABD’nin toplam hava gücü maliyet kaybının 3 milyar doların üzerine çıktığı tahmin ediliyor. ● Kuveyt’te hava savunma sistemleri tarafından vurulan ABD’ye ait üç F-15-E uçağı. ● Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’ne yapılan saldırıda 500 milyon dolar değerindeki bir E-3 AWACS uçağı imha edildi. ● 8 adet KC-135 tanker uçağı, kaza ya da yerdeki saldırılar nedeniyle hasar gördü.

Hedefler değişti
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki savaşla ilgili dikkat çeken açıklamaları devam ediyor. Trump, İran’daki bazı altyapı tesislerini hedef almaya başlayan ABD’nin, henüz ‘yeni başladığını’ ifade etti. ABD Başkanı, ordusunun “İran’da geriye kalanları yok etmeye henüz başlamadığını” savunarak, sıradaki hedeflerinin “köprüler ve elektrik santralleri” olduğunu belirtti. Trump sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ise “Biraz daha zamanla, Hürmüz Boğazı’nı kolayca açabilir, petrolü alabilir ve servet kazanabiliriz” derken, “dünya için bol petrol anlamına gelebileceğini” kaydetti.
Köprü tartışması
İran’daki altyapı tesislerinin vurulması hamlesine Tahran’dan tepki geldi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, “Yıkılan binaların daha güçlü şekilde inşa edileceğini ancak ABD’nin zarar gören itibarının onarılamayacağını” öne sürdü. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise Trump’ın tehditlerinin “kapsamlı bir savaş suçu” anlamına geldiğini söyledi.
Çelik hedefte
İran’ın Elbruz Eyaleti’ne bağlı Kerec kenti ile başkent Tahran’ı birbirine bağlayacak yolda, yapım aşamasındaki B1 Köprüsü, ABD saldırıları sonrasında ağır hasar almıştı. İsrail’in saldırılarına ilişkin ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’ın çelik üretim kapasitesinin yaklaşık yüzde 70’inin yok edildiğini belirtti.

‘İran’ın daha çok füzesi var’
CNN televizyonunun, konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağa dayandırdığı haberinde, ABD istihbaratının, İran’ın füze fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde koruduğunu ve binlerce İHA’ya sahip olduğunu değerlendirdiği iddia edildi. İsimleri açıklanmayan kaynaklar, son günlerde derlenen istihbaratın, İran’ın füze fırlatma sistemlerinin yarısı kadarını elinde tutmayı sürdürdüğüne işaret ettiğini söyledi. Pentagon sözcüsü Sean Parnell ise, CNN’in haberini “tamamen yanlış” olarak nitelendirerek yalanladı.
Öte yandan ABD’nin kara harekatının gündemde olduğu bir dönemde İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi, “Amerika’nın kara saldırısının başlamasını bekliyoruz çünkü onlara dünyanın en zayıf ülkesini dahi asla işgal etmeyi düşünemeyecekleri bir ders vereceğiz” dedi.
Savaş ortasındatasfiye krizi!
ABD’nin İsrail’le birlikte İran’a karşı yürüttüğü savaş sürerken, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, üst düzey generalleri ardı ardına görevden alması, orduda kriz yarattı. Kara operasyonunun daha yoğun olarak konuşulduğu bir dönemde, General Randy George’un acilen emekli edilmesiyle başlayan tasfiye süreci, Kara Kuvvetleri Dönüşüm ve Eğitim Komutanlığı Başkanı General David Hodne ile Kara Kuvvetleri 26. Askeri Papazlar Şefi Tuğgeneral William Green Jr.’ın görevden alınmasıyla sürdü.
İddialar farklı
Söz konusu tasfiyenin nedenleri konusunda da tartışma sürüyor. Amerikan “Atlantic” dergisi, generallerin görevden alınmasının gerekçesini, Trump’ın savaş planlarını eleştirmeleri ve fikirlerine karşı çıkmaları olarak açıkladı. Söz konusu iddiaya göre Başkan Trump İran’da kara operasyonu isterken, üst düzey komutanlar riskler ve olası felaket senaryolarını öne sürerek karşı çıktı. Bir diğer iddia ise, görevden almaların arkasında kritik terfi tartışmaları yer aldı. Buna göre Savunma Bakanı Hegseth ile Kara Kuvvetleri yönetimi arasında, özellikle 4 subayın tuğgeneralliğe yükseltilmesi konusunda ciddi görüş ayrılıkları yaşandı, bu da görev değişikliklerini tetikledi.

Hürmüz için ‘her önlem alınacak’
İngiltere’de önceki gün, “Hürmüz Boğazı”na ilişkin 40’tan fazla ülkenin yanı sıra Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Avrupa Birliği’nin (AB) de katıldığı çevrimiçi toplantı düzenlendi. Toplantıya, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldı. İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, dünya genelindeki ülkelerin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için “mümkün olan her türlü diplomatik, ekonomik ve koordineli önlemi” almaya kararlı olduğunu bildirdi. İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel refah için doğrudan tehdit oluşturmaktadır” denildi. Hürmüz Boğazı’nın, “dünyanın en önemli deniz koridorlarından biri” olduğu hatırlatılan açıklamada, Afrika’daki tarımı desteklemek için acil ihtiyaç duyulan gübre gibi hayati öneme sahip malzeme ve ürünlerin nakliyesinde kullanıldığı belirtildi.
‘İlk gemi’ geçti
Açıklamada, ülkelerin, deniz seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla, katılımcı ülkelerin uzmanları ve yetkilileri arasında görüşmelerin sürdürülmesi konusunda mutabık kaldığı belirtilerek “Uluslararası hukukun saygınlığı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı tamamen yeniden açması hayati önem taşımaktadır” denildi.
Öte yandan, İran’ın Hürmüz’de uygulamaya koyduğu kısıtlamaların ardından, Batı Avrupa bağlantılı bir geminin boğazdan geçtiği ilk vaka kaydedildi. Fransa’dan yetkililerin verdiği bilgilere göre, Fransız sahipli ve Malta bayraklı bir gemi, Dubai’den hareket ederek İran sularına yöneldi, Cuma günü Hürmüz Boğazı’nı geçerek Muskat yakınlarına ulaştı. Uzmanlara göre bu gelişme önemli bir kırılma noktası olsa da Hürmüz Boğazı’nda normalleşme henüz sağlanmış değil. Savaş öncesinde günlük 100’ün üzerinde geminin geçtiği boğazdan, şu anda aralarında bazı Yunan gemilerinin de bulunduğu sınırlı sayıda geminin geçiş yapabildiği belirtiliyor.
SAVAŞ NOTLARI
Bakan Fidan’dan diplomasi trafiği
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ve Amerikalı yetkililer ile telefon görüşmalır gerçekleştirdi. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Görüşmelerde, savaşın gidişatı ve savaşı durdurmaya yönelik çabalar ele alındı. ● ANKARA Milliyet
‘Onlara felaketi yaşatacağız’
İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi, “Amerika’nın kara saldırısının başlamasını bekliyoruz çünkü onlara düşünemeyecekleri bir ders vereceğiz” dedi. ABD’nin İran’a karşı yanlış hesaplamalar yaptığını ve hiçbir gerekçe olmadan İran halkına karşı saldırganlığa başladığını söyleyen Şikarçi, ABD’nin kara saldırısı tehditlerine ilişkin ise, “Kara saldırısının başlamasını bekliyoruz çünkü onlara dünyanın en zayıf ülkesini dahi asla işgal etmeyi düşünemeyecekleri bir ders vereceğiz. Silahlı kuvvetlerimiz buna hazır” diye konuştu.
Tamiratı sona erdi
ABD Donanması, Kızıldeniz’de yangın çıkan “USS Gerald R. Ford” uçak gemisinin Hırvatistan’daki bakım sürecinin tamamlandığını ve geminin Split Limanı’ndan ayrıldığını duyurdu. Açıklamada, onarım süreci boyunca gemi personelinin Hırvatistan’da dinlendiği, çeşitli etkinlik ve turlara katıldığı aktarıldı. Öte yandan, geminin çamaşırhanesinde çıktığı belirtilen yangına ilişkin soruşturmanın sürdüğü vurgulandı.
‘İşgal gerçekçi değil’
İsrail basınında yer alan haberlerde, İsrail ordusu (IDF), Hizbullah’ı tamamen silahsızlandırma hedefinin gerçekçi olmadığını kabul etti. Bu hedefin ancak Lübnan’a tam kapsamlı bir işgalle mümkün olabileceği, ancak böyle bir planın gündemde olmadığı belirtildi. Ordu kaynakları, özellikle Litani Nehri’nin kuzeyine dağılmış mobil roket sistemlerinin, Hizbullah’ın silah kapasitesini ortadan kaldırma konusunda en büyük zorluklardan biri olduğu belirtildi.
BAE’de bilanço artıyor!
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Savunma Bakanlığı, İran tarafından gerçekleştirilen yoğun füze ve İHA saldırısının imha edildiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, şu ana kadarki saldırılarda, aralarında sivillerin de bulunduğu 12 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Bakanlık, dün sabah saatlerinde İran kaynaklı kapsamlı bir hava saldırısına hedef olduklarını, savunma sistemlerinin büyük bir faciayı önlediğini kaydetti.
Yeni bombasını tanıttı
ABD Ordusu, İran’a yönelik operasyon sürerken, Vietnam Savaşı’ndan bu yana ilk yeni ölümcül el bombasını tanıttı. “M111 Taarruz El Bombası”, özellikle kapalı alanlar veya sığınaklar gibi yerlerde, tahrip gücünü yüksek basınç dalgası yaratarak gösteriyor. Bu silahın, kapalı alanlar, sığınaklar, tüneller, bina içi temizleme operasyonları için kullanıldığı belirtiliyor.
…

Erdoğan ve Putin’den kritik görüşme: ‘İran’a saldırıyı onaylamıyoruz’

Erdoğan ve Putin’den kritik görüşme: ‘İran’a saldırıyı onaylamıyoruz’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre, liderler görüşmede, Türkiye ile Rusya ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konuları ele aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Türkiye’nin İran’a yönelik saldırıları onaylamadığını, İran’ın bölge ülkelerine mukabelesini de tasvip etmediğini, savaşın daha fazla kontrolden çıkmaması için tüm taraflarla barış ve istikrar odaklı temasların sürdüğünü ifade etti.
Erdoğan, (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu hükümetinin bölge genelindeki saldırgan politikalarının önünün alınması gerektiğini, İsrail’in Kudüs’ün statüsünün aşındırılmasına yönelik adımlarına müsaade edilemeyeceğini belirtti.
‘Gerilim tırmanmamalı’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’deki son durumu yakından takip ettiğini, Suriye’de istikrarı güçlendirecek her adımın Türkiye ve Rusya’nın ortak menfaatine olduğunu, buradaki kazanımların riske atılmamasının önemini vurguladı.
Erdoğan, Rusya-Ukrayna savaşının barışla neticelenmesi için Türkiye’nin arayışlarının sekteye uğratılmamasının önemli olduğunu, Türkiye’nin tüm taraflara gerilimi tırmandıracak adımlardan uzak durmalarını tavsiye ettiğini, Karadeniz’deki sivil gemilere saldırıların istikrar ortamına zarar verdiğini, İran savaşının Rusya-Ukrayna krizinde yeni çatışma alanları oluşturmaması gerektiğini kaydetti….

Hem bağışıklık hem cilt için C vitamini

Hem bağışıklık hem cilt için C vitamini

DİDEM SEYMEN -“Tüm vitaminlerde olduğu gibi C vitamininde de en doğru yaklaşım, bunu doğal besinlerden düzenli ve dengeli şekilde almak; takviyeleri ise bilinçsiz değil, ihtiyaç halinde ve hekim kontrolünde kullanmaktır” diyen Medicana Ataköy Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, C vitamininin doğru tüketimi ile ilgili bilgiler verdi…
C vitamininin, suda çözünebilen ve insan vücudu tarafından üretilemeyen bir vitamin olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, “Bu nedenle mutlaka besinlerle dışarıdan alınması gerekir. Vücutta depolanma kapasitesi sınırlıdır; düzenli alım olmazsa kısa sürede eksiklik belirtileri ortaya çıkabilir. C vitamininin en önemli işlevlerinden biri, güçlü bir antioksidan olmasıdır. Yani hücreleri serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı korur. Bu durum, yaşlanma sürecinin yavaşlatılmasından kronik hastalıkların önlenmesine kadar geniş bir etki alanına sahiptir. Ayrıca bağışıklık sistemi üzerinde önemli rol oynar; enfeksiyonlara karşı vücudun direncini artırır, özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının süresini ve şiddetini azaltabilir” şeklinde görüş verdi.
Tek başına mucize değil
C vitamini kullanımı konusunda toplumda sıkça karşılaşılan “hasta olmadan mı alalım, yoksa hasta olunca mı?” sorusudur” diyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, “C vitamini ne tek başına hastalıkları tamamen önleyen bir mucizedir ne de yalnızca hasta olunduğunda alınması gereken bir destek ürünüdür. Doğru yaklaşım, kullanım amacına ve kişinin genel sağlık durumuna göre dengeli bir plan oluşturmaktır. Öncelikle sağlıklı bireylerde, yani herhangi bir enfeksiyon durumu yokken C vitamini alımının temel amacı bağışıklık sistemini desteklemektir. Ancak bu destek, hastalıklara karşı kesin bir koruma sağlamaz. C vitamini, vücudun enfeksiyonlara karşı daha hazırlıklı olmasına yardımcı olur, fakat “hiç hasta olmamayı” garanti etmez. Bu nedenle koruyucu amaçla kullanımda en doğru yöntem, C vitaminini öncelikle doğal besinlerden almaktır. Taze sebze ve meyveler—özellikle narenciye, kivi, çilek ve kırmızı biber—günlük ihtiyacı karşılamak için genellikle yeterlidir. Gerekli durumlarda düşük doz takviyeler (örneğin 100–200 mg/gün) kullanılabilir, ancak bu dozların düzenli ve kontrollü olması önemlidir” diye konuştu.
Cilde de faydalıdır
C vitamininin kontrollü kullanılmasıyla cilde faydalı olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, şöyle devam etti: C vitamini yeterli alındığında cilt daha sağlıklı ve elastik olur, yaraların iyileşme süreci hızlanır, damar bütünlüğü korunur. Eksikliğinde ise tarihsel olarak bilinen Skorbüt ortaya çıkabilir. Skorbüt günümüzde nadir görülse de, özellikle tek tip beslenen, ileri yaşta olan veya kronik hastalığı bulunan bireylerde hâlâ karşımıza çıkabilir. Belirtileri arasında diş eti kanamaları, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, kolay morarma, yaraların geç iyileşmesi yer alır. C vitamini aynı zamanda demir emilimini artırır. Özellikle bitkisel kaynaklı demirin bağırsaklardan emilimini kolaylaştırdığı için, demir eksikliği anemisi olan hastalarda C vitamini içeren besinlerle birlikte demir alımı önerilir.”
Sigara içenlerin daha çok ihtiyacı var
Günlük ihtiyacın kişiden kişiye değiştiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, “C vitamini ihtiyacı sağlıklı bir yetişkin için ortalama 75–90 mg civarındadır. Sigara kullanan bireylerde bu ihtiyaç artar çünkü sigara vücuttaki C vitamini düzeylerini düşürür. Narenciye, kivi, çilek, kırmızı biber ve brokolide C vitamini bulunur. C vitamini ısıya ve ışığa duyarlıdır. Yani sebzelerin uzun süre pişirilmesi vitamin kaybına yol açabilir. Bu nedenle mümkün olduğunca çiğ veya hafif pişmiş tüketim önerilir. Takviye (supplement) kullanımı ise her zaman gerekli değildir. Dengeli beslenen bir birey genellikle ihtiyacını gıdalardan karşılayabilir. Ancak bazı durumlarda (yoğun enfeksiyon dönemleri, yetersiz beslenme, kronik hastalıklar) hekim önerisiyle destek verilebilir. Yüksek doz C vitamini alımı genellikle güvenli kabul edilse de, aşırı miktarlarda alındığında mide rahatsızlıkları, ishal ve nadiren böbrek taşı oluşumu riskini artırabilir” dedi….

C vitamininde ezber bozan yaklaşım: Doz değil denge önemli

C vitamininde ezber bozan yaklaşım: Doz değil denge önemli

Didem Seymen / HABER MERKEZİ – Pandemi sonrası artan takviye kullanımıyla birlikte tüketici davranışları da değişti. Üründen çok faydanın mantığını sorgulayan daha bilinçli bir profile dönüşürken, C vitamini kullanımında da yüksek doz yerine ihtiyaca uygun, doğru formülasyon tercih edilmesi gerekiyor. Bacacı Yatırım Holding şirketlerinden Zade Vital’in Genel Müdürü Hakan Keleş, C vitamini seçiminde nelere dikkat etmemiz gerektiği ile ilgili sorularımızı yanıtladı…
Pandemi sonrası dönemde vitamin ve gıda takviyelerine ilgi belirgin şekilde arttı. Siz bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pandemi sağlık algısını önemli ölçüde değiştirdi. Pandemi sonrası artan takviye kullanımı, tüketici davranışlarında kalıcı bir dönüşüm yarattı. Artık yüksek doz değil, doğru içerik, doğru form ve bilinçli kullanım öne çıkıyor. Öncesinde insanlar “Hasta olunca ne kullanırım?” diye düşünürken, bugün “Hasta olmamak için ne yaparım?” sorusu öne çıkıyor. Türkiye’de takviye pazarı son yıllarda hızlı büyüdü ancak asıl dikkat çekici olan davranış değişimi. İlk dönemde daha kontrolsüz bir tüketim vardı. Bugün ise etiket okuyan, içerik sorgulayan bilinçli bir tüketici profili görüyoruz.
En net gördüğümüz değişim şu: Tüketici artık ürünü değil, faydanın mantığını satın alıyor.
Bir tüketici, özellikle C vitamini gibi yaygın kullanılan bir takviyeyi seçerken nelere dikkat etmeli?
C vitamini kullanımı yaygın, basit algılanan ama detaylı bir konu. Günlük önerilen alım ortalama 75–110 mg iken piyasada 500–1000 mg ürünler sık görülüyor. Bu noktada tüketici “İhtiyacım mı bu?” sorusunu sormalı. İkinci konu form ve içerik. Kullanılan C vitamini türü ve yardımcı bileşenler kullanım amacına göre değişir.
Üçüncü konu güven. Üretim standartları, hammaddenin kaynağı ve markanın şeffaflığı kritik. Doğru ürün, yüksek doz olan değil; doğru kurgulanmış olandır.
C vitamini ürünlerinde farklı formlar bulunuyor. Bu çeşitlilik ne sağlar?
Bu çeşitlilik kullanıcı ihtiyacından doğuyor. Herkesin yaşam tarzı ve kullanım alışkanlığı farklı.
Tablet formlar pratiklik sunarken, toz veya sıvı formlar daha esnek kullanım sağlayabilir.
Ürün geliştirirken şu soruya odaklanıyoruz: “Bu ürün hangi hayatın içinde yer alacak?” Form seçimi de bu senaryoya göre belirleniyor.
C vitamini, bağışıklık sisteminden cilt sağlığına kadar pek çok alanda rol oynayan çok yönlü bir vitamindir. Antioksidan etkisiyle hücreleri korurken, vücuttaki bazı temel biyolojik süreçlerin sağlıklı ilerlemesine de katkı sağlar. Özellikle cilt sağlığı söz konusu olduğunda, kolajen oluşum sürecinde rol alması nedeniyle ayrı bir önem taşır.
Bu noktada önemli olan, C vitaminini tek bir fayda üzerinden değil, vücuttaki bütünsel etkisiyle değerlendirmektir. Çünkü birçok sistem birbiriyle bağlantılı çalışır ve doğru destek bu dengeyi gözeterek sağlanır.
Günümüzde artık tüketiciler sadece “yüksek doz” değil, doğru kurgulanmış ve ihtiyaca uygun ürünleri tercih ediyor. Bu da daha bilinçli bir kullanım yaklaşımını beraberinde getiriyor.
Gıda takviyelerinde hammadde kalitesi en kritik başlıklardan biri. Bu konuda yaklaşımınız nedir?
Takviye ürünlerde kalite görünmeyen tarafta başlar.
Hammadde seçiminde üç temel kriterimiz var: saflık, stabilite ve izlenebilirlik.
Tedarikçi seçimi yalnızca maliyet üzerinden yapılmaz; üretim standartları ve kalite belgeleri belirleyicidir. Gerçek kalite, baştan sona doğru kurulmuş bir sistemdir.
Ar-Ge süreçlerinizde ne tür yeniliklere odaklanıyorsunuz? Türkiye’yi nasıl değerlendirirsiniz?
C vitamini gibi köklü içeriklerde inovasyon, daha doğru formül geliştirmekle ilgilidir.
Biz biyoyararlanım, kombinasyon ürünler ve kullanıcı uyumu üzerine çalışıyoruz.
Türkiye’nin üretim kapasitesi güçlü. Fark yaratacak alan ise taklit değil, ihtiyaca uygun özgün ürün geliştirme yaklaşımıdır. Bu alanda yön belirleyen bir oyuncu olmayı hedefliyoruz.
Son olarak, tüketicilere bilinçli takviye kullanımı konusunda vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Takviye ürünler destek sağlar ancak yaşam tarzının yerine geçmez.
En doğru yaklaşım, sağlıklı alışkanlıklarla birlikte doğru ürünü doğru dozda kullanmaktır. Bilinçli tüketici olmak, bugün sağlık alanındaki en önemli avantajlardan biridir.
“Fazlası atılır” yaklaşımı doğru değil!
C vitamini zararsız kabul edilse de aşırı kullanım riskli olabilir. Bu konuda yaklaşımınız nedir?
“Fazlası atılır” yaklaşımı tam olarak doğru değil. Yüksek doz ve uzun süreli kullanım bazı kişilerde sindirim sistemi hassasiyeti ve benzeri sorunlar yaratabilir. Ürün geliştirirken maksimum değil, optimum dozu hedefliyoruz. Yaklaşımımız, ürün sadece içerik değil, aynı zamanda bir kullanım rehberidir. Bu nedenle doğru kullanım bilgisini net şekilde sunmayı önemsiyoruz.
C vitamininin fazlası böbrek taşına sebep olabilir
Diyetisyen Ayça Sena Yılmaz, “Hasta olunduğunda, yani özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları gibi durumlarda C vitamininin rolü farklıdır. Bu aşamada C vitamini hastalığı ortadan kaldırmaz ancak hastalığın süresini kısaltabilir ve belirtilerin daha hafif atlatılmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle kısa süreli olarak daha yüksek dozlarda kullanımı tercih edilebilir. Genellikle 500–1000 mg/gün gibi dozlar, birkaç günle sınırlı olmak kaydıyla uygulanabilir. Burada önemli olan nokta, bu yüksek dozların sürekli hale getirilmemesi ve yalnızca hastalık dönemine özgü tutulmasıdır. C vitamini suda çözünen bir vitamin olduğu için fazlası genellikle idrarla atılır; bu da toplumda “Ne kadar alınırsa alınsın zararsızdır” gibi bir yanlış algı oluşturur. Oysa yüksek dozların uzun süreli kullanımı mide rahatsızlıklarına, ishale ve bazı bireylerde böbrek taşı oluşum riskinde artışa yol açabilir. Bu nedenle gereksiz ve kontrolsüz yüksek doz kullanımından kaçınılmalıdır” dedi.
…