BIST 100
11.482,60 1,32%
DOLAR
50,1558 0,10%
EURO
55,9650 -0,65%
GRAM ALTIN
6.552,97 -0,65%
BITCOIN
75.943,00 0,28%
FAİZ
39,49 0,28%
GÜMÜŞ GRAM
83,91 0,21%
GBP/TRY
67,0870 -0,68%
EUR/USD
1,1150 -0,62%
BRENT PETROL
96,32 -1,08%
ÇEYREK ALTIN
10.714,10 -0,65%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
11 °

Son Yazılarım

Bisikletle ekmek almaya giderken otomobilin çarptığı Alperen'in duran kalbi yeniden çalıştırıldı

Bisikletle ekmek almaya giderken otomobilin çarptığı Alperen’in duran kalbi yeniden çalıştırıldı

Kaza saat 22.00 sıralarında palandöken ilçesi Yunusemre Mahallesi’nde meydana geldi. Ekmek almak için bisikletiyle evden ayrılan Abdulbaki Alperen Cellat’a 100’üncü yıl caddesi üzerinde C.B. idaresindeki 25 AEA 761 plakalı otomobil çarptı. Devrilen bisikletten yola düşüp metrelerce savrulan çocuk yaralanırken, otomobil sürücüsü ile araçla birlikte kaza yerinden kaçtı. İhbar üzerine adrese polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Yaralanan Alperen, ambulansla Erzurum Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı.
İlginizi Çekebilir
YOLDA KALBİ DURDU, HASTANEDE YENİDEN ÇALIŞTIRILDI
Özlem ve Murat Cellat çiftinin 4 çocuğunun en küçüğü olan Abdulbaki Alperen Cellat’ın yolda kalbi durdu. Sağlık personelinin müdahale ettiği çocuk, kısa sürede ulaştırıldığı Erzurum Şehir Hastanesi’nde yeniden hayata döndürüldü. Cellat, daha sonra Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne sevk edilerek Çocuk Cerrahi Yoğun bakımında tedaviye alındı.
PLAKA KAZA YERİNDE DÜŞTÜ
Alperen’in bisikleti ve ayakkabılarının kaldığı kaza yerinde polis inceleme başlattı. Polis ekiplerinin yaptığı araştırmada çocuğa çarpan otomobilin plakasının düştüğü belirlendi. Rabia Ana Mahallesi’nde tespit edilen aracın sürücü C.B. ve 2 arkadaşı gözaltına alınarak, polis merkezine götürüldü. Kaza ile ilgili soruşturma sürüyor.
Haber Detay Görsel Slider
ABD-İsrail-İran savaşının 39. günü! Tahran görüntüleri paylaştı: İşte ABD’lilerden geriye kalanlar
İlk gün kurbanları! İran’da ABD-İsrail saldırılarında hayatını kaybeden öğrenciler anıldı…

'İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü' davasının 16'ncı duruşması sona erdi

‘İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü’ davasının 16’ncı duruşması sona erdi

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki salonda yapılan duruşmada, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in ağabeyi tutuklu sanık Zafer Keleş savunma yaptı.
Sanık Keleş, 11 aydan fazla zamandır tutuklu olduğunu ifade ederek, kendisinden 2 ay önce kardeşi Fatih Keleş’in, 1 ay sonra da oğlu ve yeğeninin tutuklandığını söyledi.
Eşiyle birlikte emekli olduklarını anlatan Keleş, “Bir suç örgütü var diyorlar, ben bu suç örgütünü içeride 3 ay kaldıktan sonra öğrendim, korktum. Ben kim olursa olsun hiçbir örgütün yanından geçmedim, işim olmaz. Asılsız suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum.” savunmasını yaptı.
İlginizi Çekebilir
Keleş, hakkında “örgüte çok bağlı olduğu, iş adamlarından para aldığı ve örgüte getirdiği” iddialarının bulunduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“Örgüt üyeliğiyle alakalı konuştuğum kişiler varmış. 3-5 kişiyi tanımıyorum. Fakat kardeşim, oğlum var. Çeşitli illerden arkadaşlarım var. Bunlar aile dostum. Evlerine sık sık giderim. Bu kişilerle konuşmalarım örgüt üyeliği sayılacaksa benimle konuşan herkes örgüt üyesi o zaman. Trabzon’a gelirler, yemeğimi yer, bende kalır. Örgüt üyesi kardeşim olsa işim olmaz. Benim ne İBB, ne de bir başka kamu kurumunda hiçbir işim, hiçbir pozisyonum kesinlikle yoktur. Belediyeden bir kuruş maaş alan adam değilim, iğne işi bile yapmış değilim.”
Kendisinin yargılanmasının sebebinin kardeşi Fatih Keleş ile alakalı olduğunu iddia eden sanık Keleş, “Kardeşimin durumu da Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşı olmasıdır. Ben tutuklanırken hakkımda sadece bir kişi bir beyan vermiş. Bakırköy Belediye binasından, Florya’ya kardeşime para taşımışız. Yüz bin kişinin olduğu yerde adam mı yok ben para taşıyacağım. Ben 65 yaşındayım. Bankadan para çeksem yanımda adam çağırırım. Pimpirikli adamım, benim ne işim var para taşımakla. Ben bu suçlamaların hiçbirisini asla kabul etmiyorum.” ifadelerini kullandı.
Sanık Zafer Keleş, sanıklardan Süleyman Atik’in ifadesinde yer alan, “kendisine bir çanta içerisinde 500 bin dolar verdiği, bu çantayı ertesi gün kendisinin kardeşi Fatih Keleş’e teslim ettiği” iddialarına ilişkin de “Sadece beyan ve baz var. Benden 7 kilometre uzakta duruyor. Ya ben Fatih’in yanına uğramışımdır ya da kafeteryada çay içiyorumdur. 3 aydır düşünüyorum. Olmayan şeyi anlatmak da zor. Bunun neresinden tutayım.” savunmasını yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gündemimizde erken ya da ara seçim yok
SANIK EMRAH YÜKSEL’İN SAVUNMASI
İBB’de yazılım koordinatörü olarak görev yapan tutuklu sanık Emrah Yüksel de savunmasında, 18 yıl çeşitli belediyelerde çalıştığını, 2019 yılında işsiz kaldığında İBB’ye başvurduğunu ve sonrasında burada çalışmaya başladığını söyledi.
Sanık Yüksel, 2016’da çeşitli yazılım eğitimleri verdiğini, sonrasında en iyi 3 yazılım eğitmeninden biri olduğunu ve yapay zeka alanında 4-17 yaş arasındaki çocuklara eğitimler verdiğini anlattı.
“İstanbul Senin” ve “İBB Hanem” uygulamalarının ayrı uygulamalar olduğunu belirten sanık Yüksel, şunları söyledi:
“Bu iki uygulama sıklıkla iddianamede birbirine karıştırılmıştır. Hangi yetkiyle veri kaydettiğim ortaya koyulamamıştır. ‘İstanbul Senin’ uygulamasının ne bakım, ne ihale aşamalarında bulunmadım. Geliştirmedim, bakımını da yapmıyorum ama bundan dolayı suçlanıyorum. İdari yöneticiler, bu uygulamanın hiçbir aşamasında beni görmemişler. Uygulama tarayıcılarında da ismim yok. Bunun nedeni açık, ne yönetim, ne veri tabanı, ne de sunucu da hiçbir yetkim yok. Veri kaydetmem teknik veya fiili olarak mümkün değil. ‘İstanbul Senin’ bir mobil uygulama. Biz web siteleriyle ilgileniyoruz. Bizim ulaşmak için yetkimiz yoktur. Bu soruşturma ortada yokken bağlı bulunduğum bilgi işlem müdürüne ‘İstanbul Senin’ ile ilgili mailim var. Mailde ‘Bizim ‘İstanbul Senin’ uygulamasıyla bilgimiz yok, Akıllı Şehirler Müdürlüğü daha doğru yanıt verecektir.” diye cevap veriyorum.”
“İBB Hanem” uygulamasının temel amacının İBB’den hizmet alan vatandaşların kurum içinde sorgulanması olduğunu belirten Yüksel, bu uygulamanın tüm süreçlerinin İBB’nin kurumsal maillerinden yapıldığını, vatandaş kullanımına uygun bir uygulama olmadığını, test aşamasında kaldığını anlattı.
Yüksel, uygulamanın sunucu ve veri tabanının kapalı olduğunu kaydederek, “Sunucu bilgisayardır, test uygulaması mobil uygulamadır. İddianame genelinde 2 uygulama sürekli birbirine karıştırılmış. Test kullanıcıları alınmış, yönetici diye verilmiş. Ben kendimi iddianamede idari yönetici sandım. Test panelidir bu. “İBB Hanem”in şifresi 1,2,3’tür. Bu kadar önemli projenin şifresi bu olur mu? Sunucuda bulunduğu iddia edilen sandık bilgilerinin gönderildiğini ben iddianameyi okuduğumda öğrendim.” beyanında bulundu.
Söz konusu veri akışında herhangi bir görevi olmadığını öne süren Yüksel, “Kimseye gönderilmemiştir. Konum verisi yok bu uygulamada. Söz konusu sandık verilerinin tarafıma gönderildiği ya da tarafımdan gönderilmesi söz konusu değildir. Suçlamaları kabul etmiyorum.” dedi.
Sanık Yüksel, 6 yıldır İBB’de görevli olduğunu, yıllarca aynı binada bulunduklarını, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile aynı bazı vermemelerinin mümkün olamayacağını savundu.
Sanık Yüksel’in savunmasını tamamlamasından ardından dava yarına ertelendi.
Bugüne kadar toplam 20 sanık savunma yapmış oldu.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Ateşkesin önündeki engel savaş lobisi…

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Ateşkesin önündeki engel savaş lobisi

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Ateşkesin önündeki engel savaş lobisi

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, katıldığı televizyon programında dünyanın bir numaralı gündem maddesi ABD-İsrail ve İran arasında bir ayı aşkın süredir devam eden savaşa dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
İlginizi Çekebilir
Çelik’in açıklamasından öne çıkan başlıklar şöyle oldu:
Bir yanda İsrail’in başını çektiği bir savaş lobisi var ve bu lobinin Amerika içerisinde de ciddi bir karşılığı bulunuyor. O lobi, bu sürecin sürmesi gerektiğini, hatta hedefin tamamen rejimin çökmesi ve değişmesi olduğunu savunuyor. Öte taraftan da bu işe girilmemesi gerektiğini ya da girildiği andan itibaren bir yerde durması gerektiğini söyleyen bir lobi var; bu iki yapı kendi içinde bir mücadele veriyor.
Bir yanda ‘bir gecede yok etmekten’ bahsediliyor, bir yanda da kağıtlar gidip geliyor, yoğun bir kağıt trafiği yaşanıyor. Ancak bu trafik savaş çıkmadan önce olsaydı bir anlam ifade edebilirdi.
Devlet başkanı öldürülmüş, bombalanmış, ağır bir saldırıya uğramış bir İran’ın kabul edebileceği bir çerçeve değil bu” diyerek durumun ciddiyetini ortaya koydu. İran’ın talebi öncelikle geçici bir ateşkes değil, kalıcı bir barış olması yönünde. Ayrıca bu sürecin kademeli değil, iki tarafın da aynı anda aynı noktaya gelmesiyle çözülmesini istiyorlar. İran, karşı karşıya kaldığı bu ağır zararın nasıl tazmin edileceğini ve bu saldırıların telafisinin ne olacağını sorguluyor.
MÜZAKERE MASASINDA İHANET
İran iki kere müzakere masasındayken saldırıya uğradı. Şimdi onların sorduğu soru şu: Yarın öbür gün ateşkes geçici olursa, bunun üzerinden daha ağır bir saldırıyla gelmeyeceklerinin garantisi nedir? Bu soruya mutlaka bir cevap verilmesi gerekiyor. Çünkü uluslararası hukuka aykırı bir durum var, Birleşmiş Milletler kararı yok ve Umman’ın ara buluculuğunda müzakereler sürerken bir ülkeye ‘rejimi değiştireceğim’ diye saldırıyorsunuz.
Bu artık bir bölge meselesi haline geldi. Amerika ve İsrail’in bu haksız, hukuksuz saldırganlığından sonra İran’ın verdiği cevaplar da bölge ülkelerine yönelik saldırılara dönüştü. Buradan çıkışın yolu, bölgesel bir güvenlik mimarisinin de masada olmasından geçiyor. Bu konu artık kaçınılmaz bir zorunluluktur.
GÜNEY AFRİKA’DAKİ G20 ZİRVESİ
İyi bir noktaya bağlanmış olan nükleer süreci, ilk döneminde Başkan Trump ortadan kaldırdı. Bunun arkasında, o günden beri bu durumu fiziksel bir saldırıya dönüştürmek isteyen İsrail’deki savaş lobisi vardı. Bu, İran’ın devrimden 25 yıl sonra yaptığı ilk uluslararası anlaşmaydı. İsrail ayağa kalksa da İran, elindeki zenginleştirilmiş uranyumu üçüncü bir ülkeye devretmeye razı olmuştu. Cumhurbaşkanımız ile Lula sohbet ederken, yaklaşan savaşın ayak sesleri duyuluyordu. Sayın Lula, ‘Burada ne yapabiliriz?’ diye sorduğunda aklıma o eski toplantı geldi. Aslında o gün bu iş halledilmişti. Trump tarafından bozulmasaydı, nükleer silah ile nükleer enerji kısmı birbirinden ayrılmış ve İran denetime açılmıştı.
ERDOĞAN’IN İRAN DOSYASINA HAKİMİYETİ
Eğer Umman yerine Türkiye arabuluculuk yapsaydı, taraflar masadan bu kadar kolay kalkamazdı. Cumhurbaşkanımızın İran dosyasına hakimiyeti, şu anda dünyadaki hiçbir devlet başkanında yok. Demokratik seçimlerle iş başına gelmiş liderler içinde en tecrübelisi Cumhurbaşkanımızdır.
Diplomasi rakibinizle, düşmanınızla yapılır. Masaya oturmuş birinin tepesine bomba yağdırmak, onun devlet başkanını öldürmek; İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin artık kalktığı anlamına gelir. Artık kimse bu düzenin varlığından bahsedemez.
KÜRESEL SİSTEMİN DİKİŞLERİ PATLADI
Hani biz diyorduk ya, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzen sarsılıyor, bu düzen kalkmıştır artık. NATO’nun kurulduğu dönemden bu tarafa baktığımızda en temel göstergelerden bir tanesi Japonya ve Almanya’nın silahsızlanmasıydı ancak bugün bu dikişlerin patladığını görüyoruz.
ŞİMDİ CANAVARLAR ZAMANI
Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğamıyor, şimdi canavarlar zamanı… Bugün hiçbir kural yok; bir devlet başkanını öldürüyorsun, bir devlet başkanını kaçırıyorsun. Barışın teminatı kurala dayalı düzendir ancak şu an kimse kurala dayalı bir düzen var diyemez.
MAĞDUR İRAN, SALDIRGAN ABD-İSRAİL
Burada mağdur olan taraf İran’dır. Saldırgan olan taraf Amerika-İsrail tarafıdır. Bu bir ilke meselesidir ve biz bunu söylemekten geri adım atmayız.
TAM DA İSRAİL’İN İSTEDİĞİ ORTAMI YARATIR
Siyasi mezhepçilik bölgemiz için bir felakettir. Biz mazlumun mezhebine bakmıyoruz, siyasi mezhepçiliği kategorik olarak reddediyoruz. İran’ın kendisine saldıranlara cevap vermesine, meşru müdafaa hakkına kimse bir şey diyemez. Ancak komşu ülkelere füze gönderilmesi tabloyu değiştiriyor. Bizim en korktuğumuz senaryo budur; saldırganlığın tarafında olmayan kardeş ülkeler arasında çatışmanın derinleşmesi tam da İsrail’in istediği ortamı yaratacaktır.
Netanyahu 7 Ekim’den sonra ‘Orta Doğu haritası değişecektir’ dedi. Kafasındaki Siyonist planı hayata geçirmek için zemin bulduğunu düşündü. ‘Davut Koridoru’nu kuracağız’ diyerek Goyim ve Amalek gibi dini kavramları kullanıyor. ‘Hz. İsa’nın Cengiz Han karşısında hiçbir şansı yoktur’ diyerek büyük bir hadsizliğe imza atıyor ve bu zihniyet küresel düzeyde gıdadan enerjiye büyük bir kriz oluşturuyor.
Liberal demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, hukuk devleti… Bütün bu kavramlar hakkında en çok yayın yapmış ülkelerin sustuğu bir noktadayız. Batı’nın siyasi literatürü bu vahşet karşısında çökmüştür….

KABİNE TOPLANTISI KARARLARI SON DAKİKA: Cumhurbaşkanı Erdoğan 'Gündemimizde erken ya da ara seçim yok'

KABİNE TOPLANTISI KARARLARI SON DAKİKA: Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Gündemimizde erken ya da ara seçim yok’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında toplanan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi sona erdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kabine Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları…
Bize kimse gündem dayatamaz. Ne hükümetimizin ne milletimizin yakın vadedeki siyasi koordinatlarındaerken ya da ara seçimin yer almadığının bilinmesini istiyorum. Bölgemizde krizler, çatışmalar ve büyük çalkantılar yaşanırken bizim tek bir gündemimiz var: Ülkemizi bu ateşten uzak tutmak ve milletimizin sofrasındaki ekmeği büyütmek.
Bunun dışındaki her tartışmayı boş ve gereksiz görüyoruz. Biz boş tartışmalarla değil, iş yapma, hizmet üretme ve milletimize fayda sağlama derdindeyiz. Kaynakları yatırıma, üretime ve kalkınmaya harcamak yerine usulsüz şekilde kullananlarla da hukuk çerçevesinde mücadele etmeye devam ediyoruz.
“MUHALEFETİN ‘İSRAF’ DEDİĞİ YATIRIMLAR TÜRKİYE’Yİ AVANTAJLI KONUMA GETİRDİ”
27 Mart Cuma günü İstanbul’da önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptık. Dünya Ekonomik Forumu Ülke Stratejisi Toplantısı vesilesiyle küresel iş dünyasının üst düzey yöneticilerini Türkiye’de ağırladık. Toplantıya 16 ülkeden imalat, teknoloji, enerji, finans, varlık yönetimi gibi farklı sektörlerden, toplam değeri 1,2 trilyon doları bulan yatırımcılar iştirak etti. İlgili bakanlarımız toplantıda iş dünyası temsilcilerine Türkiye’nin yatırım iklimi, küresel değer zincirlerindeki konumu, sunduğu yatırım fırsatları ve ekonomik görünümü hakkında bilgi verdi.
İlginizi Çekebilir
Muhalefetin “israf” diyerek, “ne gerek var” diyerek kötülediği yatırımlarımızın bugün Türkiye’yi küresel rekabette çok avantajlı bir konuma getirdiğini görüyoruz. Türkiye’nin, uluslararası yatırımcıların gelecek planlamalarında bir istikrar adası, bir güvenli liman olarak öne çıktığını görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz.
Tabii burada bir hususun özellikle vurgulanması gerektiğine inanıyorum. Değerli arkadaşlar, İran’a yönelik saldırıların başlamasıyla küresel ekonomi yakın tarihin en ağır şoklarından biriyle yüzleşiyor. Hürmüz Boğazı fiilen kapandı. Hürmüz, sıradan bir geçiş olmanın ötesinde, dünyadaki petrolün yüzde 20’sinin ve doğal gazın çok önemli bir kısmının taşındığı kritik bir hattır.
Mesele sadece enerji de değildir. Petrokimya ürünleri, gübreler, ilaç ham maddeleri ve yarı iletken üretiminde kullanılan helyum gibi birçok kritik mamul de bu boğazdan geçmektedir. Yani Hürmüz’ün kapanması yalnızca bir sektörü değil; enerjiden tarıma, sanayiden teknolojiye her alanda küresel ekonomiyi derinden sarsmıştır.

“TÜRKİYE KARAMSAR TABLONUN DIŞINDADIR”
Mesela Avrupa’nın son 30 günde fosil yakıt faturası 17 milyar dolar artmıştır. Doğal gaz fiyatı yüzde 100, petrol ise yüzde 60 oranında artış kaydetmiştir. Dünyaya şöyle bir göz attığımızda, tıpkı salgın döneminde olduğu gibi bazı ülkelerde akaryakıta kota getirildiğini, bazı ülkelerde okulların belirli günlerde kapatıldığını, bazı ülkelerde kamu hizmetlerinin kısıtlanmasının tartışıldığını görüyoruz. Hamdolsun Türkiye bu karamsar tablonun dışındadır.
“ENERJİDE KAYNAK ÜLKE ÇEŞİTLENDİRME POLİTİKASININ DEĞERİ ANLAŞILMAKTADIR”
Ülkenin Basra’dan veya Hürmüz geçişli herhangi bir enerji tedariki bulunmuyor. Yaklaşık yüzde 10’luk petrol ve petrol ürünü ithalatımız buradan gelmesine karşın, bunlar bizim kolayca yönetebileceğimiz oranlardır. Muhalefetin yıllardır bizi eleştirdiği enerjide kaynak ülke çeşitlendirme politikamızın değeri işte bugünlerde anlaşılmaktadır.
Gübre ve ham madde tedariklerimizi de zaten çok önceden yapmıştık. Savaştan bu yana alternatif ülkelerden uygun fiyata üre gübresi temini için gümrük vergisini sıfıra indirdik. Keza bazı gübre cinslerinde de gümrük vergisini sıfırladık. İhracat kapasitesine sahip olduğumuz gübrelerin ihracatını durdurarak bu ürünlerin yurt içinde daha fazla kullanılabilmesinin önünü açtık. Ayrıca antrepolarda bulunan üre gübresinin Türkiye üzerinden yurt dışına transferini ve yeniden ihracını durdurduk. Gübre gibi tarımsal üretim girdilerinde sıkıntımız yoktur. Aldığımız tedbirler sayesinde inşallah gıda arz güvenliğinde de hiçbir sorun yaşamayacağız.
“HAVACILIK, DENİZCİLİK VE KARAYOLU TARAFINDA ÖNLEMLERİMİZİ ALDIK”
Yine sivil havacılık, denizcilik ve karayolu tarafında da önlemlerimizi aldık. Aziz milletim, biriktirdiğimiz rezervlerimiz aynı şekilde yeterli ve güçlüdür. Dış borcumuzun ve toplam dış finansman ihtiyacımızın millî gelire oranı tarihsel ortalamaların altındadır. Dış dengeden bütçe disiplinine, merkez bankası rezervlerinden bankacılık sektörümüze kadar temel göstergelerde geçmişte karşılaşılan dış şoklara kıyasla çok daha sağlam bir noktadayız.
“EŞEL MOBİL SİSTEMİNİ DEVREYE ALDIK”
Bunlara ilaveten, krizin ekonomiye ve piyasaya menfi etkilerini proaktif bir yaklaşımla sınırlı tutmaya gayret ediyoruz. Savaşın başlamasından sadece beş gün sonra eşel mobil sistemini devreye aldık. Küresel petrol fiyatlarındaki sert artış karşısında vatandaşımıza bir koruma kalkanı oluşturduk. Motorinde litre başına 17 lira, benzinde ise 12 liraya yakın artış pompaya yansıtılmadı. Şimdiye kadar toplam 50 milyar lirayı bulan ek maliyet, eşel mobil sistemi sayesinde devletimiz tarafından sübvanse edilmiş oldu.
Tüm bunları söylerken elbette her şey güllük gülistanlık demiyoruz. Bölgemizdeki savaşın küresel ticarete yansımalarından, özellikle ihracat boyutunda kuşkusuz biz de etkileniyoruz. Ancak biz, üretimi, ihracatı ve turizmi ayakta tutan işletmelerimizi güçlü desteklerle koruyor, bu fırtınalı dönemi atlatmalarına yardımcı oluyoruz.
Hafta sonu yeni bir paketi daha kamuoyumuzla paylaştık. Hazine ve Maliye Bakanlığımızın kefalet desteğiyle turizm ve ihracat odaklı sektörlere yönelik yeni bir kredi imkânını devreye aldık. Bu kredinin toplam büyüklüğü 120 milyar liradır. Turizm işletmeleri için 60 milyar lira, ihracatçılar için 42 milyar lira ve katılım finans alanında 18 milyar lira ek limit tanımladık. Böylece finansmana erişimde yaşanabilecek daralmaların önüne geçmeyi ve reel sektörün nakit akışını korumayı hedefliyoruz. Turizm sektörümüze ve ihracatçılarımıza hayırlı olsun diyorum.

ENFLASYON PROGRAMINDA DEĞİŞİKLİK YOK
Enflasyon programımızda da herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Her zaman söylediğimiz gibi istihdamın, üretimin ve ihracatın korunması bu süreçte de önceliğimiz olmayı sürdürecektir. Vatandaşlarımız endişeye kapılmasın. İstihdam artıyor.
Türkiye, stratejik coğrafyasıyla, güçlü ve modern altyapısıyla, genç ve nitelikli iş gücüyle, İstanbul Finans Merkezi ile ve daha birçok avantajıyla yeni dönemin doğal cazibe merkezlerinden biri olmaya namzettir. Dünyanın önde gelen şirketleriyle gerçekleştirdiğimiz toplantımızda bunun emarelerini bizzat gördük. Yurt dışında da bunun sinyallerini şimdiden almaya başladık.
Ülkemize düşmanlığı bilinen yabancı medya organlarında bile Türkiye’nin yeni dönemin parlayan yıldızı olacağına dair haberler yazıldı. Enerji nakil hatlarında daha güvenli alternatifler konuşulmaya başlandı. Talimatlarımız doğrultusunda ekonomi kurmay ekibimiz şu an Türkiye’yi çok uluslu şirketler için bölgesel yönetim merkezi olarak güçlü bir şekilde konumlandırmaktadır.
TÜRKİYE 5G TEKNOLOJİSİYLE BULUŞTU
Türkiye, nisan ayına 5G teknolojisiyle buluşmanın gururuyla girdi. Hatırlarsanız 5G’nin hazırlıklarını bundan 10 yıl önce, 2016’da başlatmış, 2018’de ilk testlerimizi yapmıştık. 2019’dan sonra Gazi Meclisimizde, stadyumlarımızda ve çeşitli alanlarda denemeler gerçekleştirdik. 10 yıllık dönemde, yaygın kapsama hedefiyle kırsal bölgelerden şehir merkezlerine kadar Türkiye’nin dört bir yanını 5G altyapısıyla donattık. 1 Nisan itibarıyla 81 il merkezimizde hizmete aldığımız 5G’yi, inşallah iki sene içinde ülkemizin her karışında hizmete sunacağız. Ülkemizin önünde iletişimin yanı sıra ulaştırmadan sağlığa, tarımdan üretime, ekonomiden eğitime kadar birçok alanda yeni fırsat pencereleri açacak 5G teknolojisinin tekrar hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyoruz.
“İSRAİL SAVAŞI SONLANDIRMAYA DÖNÜK GİRİŞİMLERİ BALTALAMAYI SÜRDÜRÜYOR”
Kıymetli vatandaşlarım, 28 Şubat’ta başlayan savaş, diplomatik çabalara rağmen maalesef can almaya, can yakmaya devam ediyor. İsrail hükümeti, savaşı sonlandırmaya dönük her türlü girişimi baltalamayı sürdürüyor. Bunun yanında İsrail, Mescid-i Aksa’yı kapalı tutarak, Filistinli mahkûmlara yönelik idam cezası getirerek, Lübnan’daki işgalini genişleterek ve komşusu Suriye’yi sürekli taciz ederek gerilimden beslenen bir ülke olduğunu kendi eylemleriyle tescil ve teyit ediyor.
ABD-İsrail-İran savaşının 38. günü! Tahran görüntüleri paylaştı: İşte ABD’lilerden geriye kalanlar
Bugün bir defa çok açık söylemek durumundayız: Biz tarih boyunca olduğu gibi bugün de çatışmanın, şiddetin ve zulmün değil; hakkın, hukukun, sulhun ve istikrarın tarafındayız. Hemen yanı başımızdaki bir ülkede ateş varken, çatışma ve yıkım varken, siviller ve sivil altyapı hedef alınırken biz buna asla kayıtsız kalamayız. 14 asırdır aynı kıbleye yöneldiğimiz kardeşlerimiz sıkıntı içindeyken biz kendimizi rahat hissedemeyiz.
Türkiye olarak İran’ı ve Körfez’i etkileyen bu savaşın ilk gününden beri kardeşlik hukukumuzun gereklerini en güzel şekilde yerine getirdik. Kim yaparsa yapsın, doğruya doğru, yanlışa yanlış demekten çekinmedik. Savaş uzadıkça yangının başka ülkelere de sirayet edebileceğine dikkat çektik. Çatışmaların 38. günü geride kalırken, bölgemiz adına aynı endişeleri taşımaya maalesef devam ediyoruz.
Artan riskler karşısında Cumhurbaşkanı olarak şahsım bir taraftan, bakan arkadaşlarımız diğer taraftan diplomatik temaslarımızı hızlandırdık. Silahların susması ve müzakereye alan açılması için, eğer iğne ucu kadar şans varsa bunu değerlendirmenin samimi gayreti içindeyiz. Temennimiz, bu hukuksuz, anlamsız, gayrimeşru ve tüm insanlık için son derece maliyetli savaşın bir an evvel sona ermesidir.
Dünyada barışın sesini yükseltmenin her zamankinden daha önemli hâle geldiği kritik günlerden geçiyoruz. Türkiye olarak barış için sesimizi yükseltmeyi sürdüreceğiz. Burada şunu da hatırlatmak istiyorum: Atalarımızın ifadesiyle gün olur, devran döner. Sırf siyasi ömürlerini uzatmak uğruna bugün barışı dinamitleyenler, yarın kendilerinin de barışa, adalete ve hukuka ihtiyaç duyacaklarını akıllarından çıkarmasın. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.
İşte en son Adolf Hitler, bir türlü dizginleyemediği ihtiraslarının kurbanı olmuş; hem kendine, hem halkına, hem de dünyaya büyük acılar yaşatmıştır. Bugün Hitler’in izinden gidenler sadece insanlığa karşı değil, kendi vatandaşlarına karşı da benzer bir zulüm uygulamaktadır. Uluslararası toplumun artık bu gidişe bir dur demesinin vakti gelmiştir.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE MESAJI
Biz, kendi insanımızla ve kardeşlerimizle birlikte bölgedeki tüm halklar için barış istemeye, barış için çabalamaya inşallah devam edeceğiz.
Değerli basın mensupları, gerek dünyanın gidişatı gerekse bölgemizdeki gelişmeler, ülkemizde iç cephemizi tahkim etmek, huzur, güvenlik ve kardeşliği güçlendirmek amacıyla başlattığımız “Terörsüz Türkiye” sürecinin önemini göstermiştir. Başarısı için üzerinde titrediğimiz süreç, 17 aylık zaman diliminde hamdolsun birçok kritik eşiği aşmış, direnç testlerinden güçlenerek çıkmıştır.
Millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi komisyonumuz, uzlaşı ruhuyla kaleme aldığı ve onayladığı nihai raporuyla sürece ufuk çizmiştir. Siyaset kurumunda, sürecin sağduyuyla ve uzlaşı temelinde yürütülmesi noktasında genel bir mutabakat oluşmuştur.
Yeni tuzaklar üretilmek istendiği bu dönemde oynanan oyunları ancak “terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” vizyonunun temsil ettiği değerlerle etkisiz hâle getirebiliriz. Siyasi parti gruplarının da meseleye bu zaviyeden yaklaşmaları, küçük hesapların peşine takılmak yerine ülkeye ve millete katkı sunmalarını bekliyorum.
Bu hassas günlerde söz söyleyen herkesin dikkatli olması gerektiğinin; bu ülkede kardeşliği perçinleyen, birlik ve beraberliğimizi güçlendiren, sürecin yükünü azaltan yapıcı bir üslupla hareket edilmesi gerektiğinin altını tekrar önemle çizmek istiyorum. İktidar ve ittifak olarak biz, omuzlarımızdaki sorumluluğun idraki içinde, büyük devlet vizyonumuza yakışır biçimde süreci istikrarlı şekilde yönetiyoruz.
Şunu hiçbir vatandaşımız unutmamalıdır ki; bizler Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Laz’ıyla, Alevi’si ve Sünni’siyle 86 milyon olarak hep beraber büyük bir aileyiz. Hepimiz tarihin en zor zamanlarında acıları birlikte göğüslemiş, birlikte beka mücadelesi vermiş, kanları birbirine karışmış bir milletin evlatlarıyız. İçinde bulunduğumuz günlerde birlik ve beraberliğimizi ne kadar sağlam tutarsak, geleceğimize o derece güvenle bakabiliriz.
Ama iç kalemizin duvarlarında bir gedik açılmasına müsaade edersek, başka ülkelerin yaşadığı sıkıntılarla Allah korusun biz de karşılaşırız. Rabbim birlik ve dayanışmamızı muhafaza eylesin. Ülkemizi ve milletimizi her türlü fitneden korusun diyorum. Diliyor ve umuyoruz ki sürecin sonunda kazanan tüm Türkiye olsun, barut kokusuna boğulmuş bölgemiz olsun, tüm kardeş halklar olsun.
KANSER HAFTASI’NI HATIRLATTI
Bu düşüncelerle sizlere veda etmeden önce, 1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası vesilesiyle erken teşhisin önemine dikkat çekmek istiyorum. Biliyorsunuz, dünyada pek az örneği olan bir uygulamayla ülkemizde kanser taramalarını tamamen ücretsiz gerçekleştiriyoruz. Bu kapsamda son bir yılda 7 milyon 700 bin vatandaşımıza ücretsiz kanser taraması yapıldı.
Erken evrede kanser teşhisi konulan vatandaşlarımızın tedavilerine vakit kaybetmeksizin başlandı. Erken tanı sayesinde 28 bin vatandaşımız, cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulmadan hamdolsun sağlığına tekrar kavuştu. Özellikle risk grubundaki vatandaşlarımızdan kanser taraması yaptırmayı ihmal etmemelerini rica ediyoruz.
İnsanlığın en uzak yolculuğu! Artemis II mürettebatı, Ay’ın çekim alanına girdi
Tahran eli boş dönmedi! ABD’nin İran’daki pilotu kurtarma operasyonun maliyeti belli oldu…