BIST 100
14.341,41 -0,24%
DOLAR
44,9251 0,07%
EURO
52,6588 -0,18%
GRAM ALTIN
6.839,64 0,42%
FAİZ
40,28 1,00%
GÜMÜŞ GRAM
112,31 1,50%
BITCOIN
79.013,00 4,34%
GBP/TRY
60,6670 -0,11%
EUR/USD
1,1721 -0,20%
BRENT
101,44 3,01%
ÇEYREK ALTIN
11.182,81 0,42%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
21 °

HABER

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü Mesajları 2026 🎭 Dünya Tiyatrolar Günü'nün Hikayesi

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü Mesajları 2026 🎭 Dünya Tiyatrolar Günü’nün Hikayesi

Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutlamak için hem klasikleşmiş hem de sanatsal derinliği olan birkaç farklı mesaj seçeneği haberimizde.
DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ MESAJLARI 2026
“İnsanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı olan tiyatronun ışığı hiç sönmesin. Dünya Tiyatrolar Günü kutlu olsun!”
“Perdenin her açılışında yeni bir dünyaya tanıklık ettiğimiz, hayatın provası olan tiyatroya gönül veren herkesin günü kutlu olsun.”
“Sahne tozu yutmuş tüm sanatçılarımızın ve kalbi tiyatroyla atan tüm sanatseverlerin 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü kutlu olsun.”
“Perde hiç kapanmasın! #DünyaTiyatrolarGünü”
“Hayat bir sahne, bizlerse sadece oyuncularız. Sanatla kalın! ”
“Tiyatronun birleştirici gücüyle, daha aydınlık yarınlara… Kutlu olsun!”

“Hayatın tüm renklerini, acılarını ve neşesini sahnede yeniden doğuran; bize aynada kendimizi gösteren tiyatronun büyüsü hiç eksilmesin. Dünya Tiyatrolar Günü kutlu olsun.”
“Bir koltuğa sığdırılan koca dünyalar, bir perdeye sığdırılan binlerce hayat… Sahnenin tozuna, oyuncunun emeğine, seyircinin alkışına selam olsun.”
“Işıklar söndüğünde başlayan o eşsiz yolculuğun, ruhumuzu iyileştiren gücü daim olsun.”
“Perde kapansa da alkışlar hiç dinmesin. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü kutlu olsun! 🎭”
“Tiyatro, yaşamın provasıdır. Bugün sahneye ve sanata bir alkış da bizden! ✨”
“Kalbi sahne ışıklarıyla atan herkesin günü kutlu olsun.”

Sağlık Bakanı Memişoğlu: 1,5 milyonluk sağlık ordumuzla, günlük 3 milyondan fazla hizmet sunuyoruz

Sağlık Bakanı Memişoğlu: 1,5 milyonluk sağlık ordumuzla, günlük 3 milyondan fazla hizmet sunuyoruz

Bakan Memişoğlu, Elazığ’da Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakülte binası ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin açılışı amacıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada, bereketli topraklarda böylesine güzel bir sağlık yatırımını hayata geçirmenin mutluluğunu hep birlikte paylaştıklarını söyledi.
İlginizi Çekebilir
Üniversitenin yetiştirdiği nitelikli insan kaynağı ve sağlık alanındaki güçlü altyapısıyla hem Elazığ’a hem de bölgesine önemli katkılar sunan köklü bir eğitim yuvası olduğunu anlatan Memişoğlu, yeni Diş Hekimliği Fakültesi binası ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin de bu güçlü birikimi daha ileriye taşıyacak önemli bir adım olduğunu belirtti.
Modern sağlık hizmetleri ile nitelikli eğitimi aynı çatı altında buluşturan bu tesisin aynı zamanda geleceğin diş hekimlerinin yetişeceği güçlü bir merkez haline geleceğini dile getiren Memişoğlu, 183 diş ünitelik Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin gelişmiş altyapısıyla şehre ve çevre illere hizmet vereceğini bildirdi.
Sadece Elazığ’da değil ülke genelinde de ağız ve diş sağlığı alanında çok önemli bir kapasiteye ulaştıklarını ifade eden Memişoğlu, şunları kaydetti:
“23 yıl önce ülkemizde yalnızca 14 ağız ve diş sağlığı merkezi ile hizmet verilirken bugün 137 ağız ve diş sağlığı hastanesi ve 275 merkezimizle hizmet vermekteyiz. 81 ilimizde 53 bin 635 diş hekimimiz görev yapmaktadır. 7 bin 597’si üniversitelerimizde olmak üzere toplam 17 bin 912 diş ünitesiyle vatandaşlarımıza sağlık hizmeti sunmaya devam ediyoruz. Bu güçlü altyapı ve insan kaynağı sayesinde sadece son bir yılda 31 milyon 841 bin muayene ve tedavi gerçekleştirdik. Ayrıca koruyucu hekimliği en önemli vizyonlarımızdan biri olarak görüyor, Sağlıklı Hayat Merkezlerimiz aracılığıyla koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetlerimizi vatandaşlarımıza ücretsiz olarak sunuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 23 yılda sadece diş sağlığında değil sağlığın her aşamasında büyük bir değişim gerçekleştirdik. Bugün 27’si şehir hastanesi olmak üzere 1524 hastane, 271 bini aşkın yatak kapasitesi ve 1,5 milyonluk sağlık ordumuzla, günlük 3 milyondan fazla muayene ve sağlık hizmeti sunuyoruz.”

Salgın ve depremler gibi büyük sınavlarda, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde dahi sağlık hizmetleri aksarken, güçlü altyapı ve fedakar sağlık çalışanlar sayesinde bu süreci en başarılı geçiren ülkelerden biri haline geldiklerini kaydeden Memişoğlu, “6 Şubat depremlerinde yitirdiğimiz canlarımızın acısını hala yüreğimizde taşırken, yaralarımızı sarmak için de gece gündüz çalıştık. Elazığ’ımızın da içinde bulunduğu 11 ilimizde, toplam 5 bin 864 yatak kapasitesiyle 36 kamu hastanemizin inşaatını hızla tamamladık. Kaybettiğimiz canları bu vesileyle bir kez daha rahmetle anıyor, Rabbimden bir daha böyle acılar yaşatmamasını temenni ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Bakanlık olarak üniversitelerde filizlenen her bir akademik çalışma ve bilimsel heyecanı ülkenin geleceği adına büyük bir zenginlik olarak gördüklerini dile getiren Memişoğlu, şöyle konuştu:
“Fakülte sıralarından, laboratuvarlardan yetişen her bir evladımızı, her bir meslektaşımızı sadece birer sağlık çalışanı olarak değil, yarının güçlü Türkiye’sini omuzlayacak, geleceğimizin birer bilim insanı, birer şifa vesilesi olarak görüyor ve bağrımıza basıyoruz. İşte bu ilim yuvalarının şifayla buluştuğu yerlerden biri olan üniversite hastanelerimiz de bizim bu güçlü sağlık sistemimizin en önemli basamaklarındandır.”
Emniyet Genel Müdürlüğü’nden APP plakalara ilişkin açıklama: Bu plakaları değiştirmeyin
Kamu, üniversite ve özel sektörle bir bütün olduklarını ifade eden Memişoğlu, şunları aktardı:
“Tüm bu büyük ailenin Bakanıyım. Sağlıklı Türkiye Yüzyılı hedefimiz için hep beraber çalışmaya devam edeceğiz. Maalesef dünyada ve yakın coğrafyamızda üzücü olayların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Ancak milletimiz müsterih olsun. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu ateş çemberi içinde barışın, huzurun ve iyiliğin temsilcisi olmayı sürdürmekteyiz. Ülkemiz, istikrarını koruyarak hem kendi vatandaşlarına hem de ihtiyaç duyan tüm insanlara el uzatmaya kararlılıkla devam edecektir. Bizler de ‘Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık’ modeliyle Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusundakamu, üniversite ve özel sektör hep birlikte, ülkemizin dört bir yanında en nitelikli ve gelişmiş sağlık hizmetlerini sunma ve dünyada ilkleri gerçekleştirerek insanlığa fayda sağlamak için var gücümüzle çalışacağız. Bu kıymetli sağlık yatırımının şehrimize, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.Emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.”
Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu da Diş Hekimliği Fakülte Binası ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin hayırlı olmasını diledi. AK Parti Elazığ Milletvekili Erol Keleş ise kente sağlık alanında yaptığı katkılardan dolayı Sağlık Bakanı Memişoğlu’na teşekkür etti.
AK Parti Elazığ Milletvekili Ejder Açıkkapı da Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun Elazığ’a çok ciddi katkıları olduğunu belirterek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesiyle, vizyonuyla 24 yıldır 81 vilayette 86 milyon vatandaşımız için hizmet ve yatırımlar üretiyoruz. Bugün de bunlardan birini burada sizinle birlikte inşallah gerçekleştireceğiz. Diş Fakültemizin ilimize, bölgemize, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.
Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş ise üniversiteleri adına son derece önemli ve gurur verici bir yatırımın açılışını gerçekleştirdiklerini söyledi. Türkiye’de araştırma üniversitesi statüsüne sahip ilk 23 üniversite arasında yer aldıklarını belirten Göktaş, bilimsel üretim, nitelikli eğitim ve topluma sundukları katkılarla her geçen gün daha da güçlendiklerini kaydetti. Daha sonra kurdele kesimiyle fakülte binasının ve hastanenin açılışı gerçekleştirildi. Törene, akademisyenler, kurum temsilcileri ve öğrenciler katıldı.

Ünlülere uyuşturucu operasyonu! Hande Erçel Adli Tıp’ta… İşte ilk görüntü…

Ünlülere uyuşturucu operasyonu! Hande Erçel Adli Tıp'ta..

Ünlülere uyuşturucu operasyonu! Hande Erçel Adli Tıp’ta… İşte ilk görüntü

İstanbul merkezli yürütülen geniş kapsamlı uyuşturucu soruşturmasında, aralarında ünlü iş insanları ve sanatçıların da bulunduğu çok sayıda isim hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Yurt dışında olduğu belirlenen oyuncu Hande Erçel hakkında operasyon kapsamında yakalama kararı çıkarılmıştı.
‘BİR AYDIR YURT DIŞINDAYIM’
Hakkında yakalama kararı çıkarılan Hande Erçel sosyal medya üzerinden açıklama yapmıştı. Erçel, “Eğitimim nedeniyle yaklaşık bir aydır yurt dışındayım. Dün gece, sizler gibi ben de basında yer alan haber üzerine öğrendiğim konunun aydınlatılması için ülkeme dönerek, gerekli açıklamaları yapacak ve ifademi vereceğim.” açıklamasında bulunmuştu.

TÜRKİYE’YE DÖNDÜ
Dil eğitimi için yurt dışında bulunan Hande Erçel Türkiye’ye döndü. Havalimanından adliyeye gelen Erçel, ifadesinin ardından uyuşturucu testi vermek için Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi.
Ünlülere uyuşturucu soruşturması! İfadeler ortaya çıktı
4 İSİM TUTUKLANDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 25 Mart’ta “kullanmak için uyuşturucu madde bulunduran veya uyuşturucu kullanılmasını kolaylaştıran” 16 şüpheli hakkında gözaltı talimatı verildiğini, zanlıların yakalanması için İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince eş zamanlı operasyon düzenlendiğini bildirilmişti.
İstanbul’da düzenlenen uyuşturucu soruşturmasında gözaltına alınan ve aralarında eski Beşiktaş Başkanı ve iş insanı Fikret Orman ile eski Galatasaray Başkanı Burak Elmas, model Didem Soydan ve sunucu Güzide Duran’ında bulunduğu 14 kişi emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. İfade işlemleri için 4 cumhuriyet savcısının görevlendirildiği öğrenildi.
Soruşturma kapsamında şüphelilerden Koray Serenli, Mustafa Tari, Onur Talay ve Sezgin Köysüren çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Öte yandan Fikret Orman, Burak Elmas, Güzide Duran ve Didem Soydan’ında aralarında bulunduğu 6 şüpheli yurt dışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılırken, Tuğçe Özbudak, Ferhat Aydın ve İsmail Behram Perinçekli’ye ‘Ev hapsi’ şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandı.
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım gözaltına alındı
Fatih’te korkunç olay! Misafirlerin olduğu evde, eşini döverek öldürdü

Ayşe Tokyaz’ın katilinin yargılandığı Ejegül davasında tanık konuştu: ‘Yeter yeter’ diye bağırıyordu

Ayşe Tokyaz’ın katilinin yargılandığı Ejegül davasında tanık konuştu: ‘Yeter yeter’ diye bağırıyordu

İstanbul Küçükçekmece’de öldürüldükten sonra 13 Temmuz 2025’te Eyüpsultan’da yol kenarında valizin içinde cesedi bulunan üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz cinayetiyle ilgili gözaltına alınan Cemil Koç, çıkarıldığı Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından ‘Tasarlayarak öldürmek’ suçundan, kendisine yardım eden 6 kişi de ‘Tasarlayarak öldürmeye yardım etmek’ suçundan tutuklandı.
İlginizi Çekebilir
Soruşturma sürerken, Cemil Koç’un, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde 24 Temmuz 2023’te bir sitenin 8’inci katındaki daireden düşerek ölen birlikte yaşadığı Ejegül Ovezova’nın ölümünde de şüpheli olduğu belirlendi.
4’ÜNCÜ DURUŞMA GÖRÜLDÜ
Cemil Koç hakkında, Ejegül Ovezova ölümü ile ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 4 Temmuz 2025’te tamamlanan iddianamede ‘Kadına karşı kasten öldürme’ suçundan Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-f maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep edildi. Diyarbakır 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 4’üncü duruşmasına taraf avukatları, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü avukatı, Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden avukatlar ile gazeteciler katıldı.
‘BANYOYA GİRDİM, ÇIKTIKTAN SONRA MAKTUL EVDE YOKTU’
Tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile ifadesi alınan Cemil Koç, Ejegül Ovezova ile imam nikahlı yaşadıklarını, aralarında zaman zaman tartışma yaşandığını belirterek, “Ejegül ile 2 yıllık tanışıklığım vardı. 1 yıldır da onunla imam nikahlıydık. Sürekli onunla görüşüyorduk. Yunanistan’dan Diyarbakır’a evlenmek için geldi. Süreçten 1 yıl önce Diyarbakır’a geldim. İmam nikahlıydık, resmi olarak evlenmek için evrakları mahkemeye götürecekti. Ejegül hamile kaldı ve çocuk doğmadı, Türkmenistan’da düşük yaptı. Ben onu tehdit edecek şekilde mesaj göndermişsem de muhakkak mantıklı bir açıklaması vardır. Mesajlaştığım ‘Emine abla’ diye bir kadın vardı, soyadını bilmiyorum ama bu kadın Ejegül’ün falcısıydı. Evde çıkan muskaların ne için yapıldığını bilmiyorum. Evde 1 kedi 1 köpek vardı. Kedi bana köpek Ejegül’e aitti. Ejegül beni, ben de onu çok severdim.

Ben onu ailesinin yanına evrakları alması için göndereceğimi söyleyince, Ejegül sinirlendi. Sonra tartıştık, kendisini göndermek istedim, köpeğini de çok seviyordu. Köpeği çok koku yaptığı için kardeşim Cihan’ı arayıp gönderdim. Köpeği gönderince onu da göndereceğimi düşündü, psikolojisi bozulmuştu. Ejegül’ün burnu ara sıra kanıyordu, evdeki kan izleri Ejegül’ün burnundan gelen kan izleri olabilir. Ben evde olayın sıcaklığıyla kan görmedim, gördüysem de hatırlamıyorum. Ben onunla tartıştığımda ona müdahalede bulunmadım. O beni biraz itip kalktı, bir şeyler fırlattı. O sırada burnu kanamış olabilir. Kedinin tırnağını kesiyordum, o anki refleksle kedi koluma tırnağıyla vurdu ve çizdi. Tartışma sırasında maktule ‘Buradan gidiyorsun’ deyip tartışmayı sonlandırdıktan sonra banyoya girdim. Çıktıktan sonra maktul evde yoktu. Daha sonra yatak odasına baktım. Ardından salona ve mutfağa baktım bulamadım. Işıklar öncesinden açıktı ancak maktul muhtemelen kendisini aşağıya atmak için ışığı kapatmış olabilir. Ben yorganı koridorda görmedim, neden orada olduğunu bilmiyorum. Yatakta neden nevresim takılı değildi bilmiyorum. Ben takılı olduğunu biliyordum ama yatakta takılıydı ve ev çok düzenliydi. Ben üzerime atılan suçlamayı kabul etmiyorum” dedi.

‘NEVRESİM ÜZERİNDE KAN GÖRDÜM’
Tanık olarak dinlenen sanığın yengesi Ş.K., olay günü maktul ile kısa süre görüştüğünü ve evde dolaştığı sırada kan lekesi fark ettiğini belirterek, “Olay günü Ejegül ile karşılaştık. Akşam evlerine giderken 10 dakika gördüm. Gözüme bir şey çarpmadı. Herhangi bir münakaşa olmadı. Eşim 2018 yılında FETÖ’den dolayı polislikten ihraç edildi. Sonra esnaflık yapmaya başladı. Cemil ile maktul evlenecekti. Benim oğlum etrafı karıştırdığı için tüm odaları geziyordum. Yatağın nevresimi üzerinde kan lekesi gördüm” diye konuştu.

‘YETER DİYE BAĞIRIYORDU’
Tanık olarak dinlenen komşu Y.F. ise olay günü binada tartışma sesleri duyduğunu ve ardından maktulün düştüğünü gördüğünü belirterek, “Ben zemin katta oturuyordum. Olay günü bağırış çağırış sesleri duyduk. Özellikle kadının sesi çok geliyordu. Bayağı yüksek sesli bir tartışmaydı. Ben de tartışma dışardan olay oluyor diye balkona gittim, tam o sırada Ejegül tam önüme düştü. Düşmeden önce ‘yeter yeter’ diye bağırıyordu. Kendisi mi atladı biri mi attı bilmiyorum. Ben o panikle yan komşum olan kapıcının kapısını çaldım. Ben maktule bakmaya gitmedim. Biz binanın girişindeyken sanık aşağı indi” dedi.
Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, eksik evrakların tamamlanması ve başka tanıkların da dinlenmesi için sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 14 Temmuz’a erteledi.

Ünlülere uyuşturucu operasyonu! Hande Erçel Adli Tıp’ta… İşte ilk görüntü…

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Stratejik iletişim, bir iç güvenlik unsuru haline de gelmekte

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Stratejik iletişim, bir iç güvenlik unsuru haline de gelmekte

Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından, “Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla, bu yıl İstanbul’da 5’incisi düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’ne (STRATCOM) katıldı. Burada konuşan Yılmaz, içinden geçilen dönemin, küresel ve bölgesel krizlerin birbirini tetiklediği ve etkilerini genişlettiği bir sürece işaret ettiğini ifade etti.
İlginizi Çekebilir
Bugün uluslararası sistemin adalet üretme ve istikrar sağlama kapasitesinin ciddi anlamda aşındığına dikkati çeken Yılmaz, belirsizliklerin arttığı bu dönemin, küresel ekonomiye de ciddi şekilde darbe vuran boyutlara ulaştığını bildirdi. Yılmaz, kurallara dayalı sistem söyleminin yerini güç siyaseti alırken, güven, meşruiyet ve anlatının eş zamanlı olarak sorgulandığını belirtti.
“Güçlüysem istediğimi yapabilirim anlayışı uluslararası hukuku zayıflatırken, iç siyasette de meşruiyet krizlerine yol açmakta ve demokratik süreçlere zarar vermektedir.” diyen Yılmaz, “Gazze’de devam eden insani trajedi, bölgeye yayılan gerilim ve İran merkezli gelişmeler, uluslararası sistemin mevcut yapısıyla bu krizlere karşılık vermekte ne denli zorlandığını ortaya koymaktadır. Sağlık, güvenlik, ekonomi, iklim ve göç alanlarında birbiri ardına patlak veren krizler artık istisnai durumlar olmaktan çıkmış, siyasi gündemin kalıcı bir bileşeni haline gelmiştir.” ifadelerini kullandı.
Her yeni gelişmenin mevcut kırılganlıkları derinleştirdiğini ve yeni risk alanları ürettiğini dile getiren Yılmaz, şöyle konuştu:
“Şu anda en sıcak mesele, İsrail’in kışkırtmasıyla başlayan İsrail/ABD ile İran savaşıdır. Bu savaş, bölgesel ve küresel istikrara çok ciddi etkilerde bulunmaktadır. Çocuklar dahil, savaşın ürettiği insani maliyetleri hep birlikte görüyoruz. İnsani maliyetlerin ötesinde ekonomik, çevresel maliyetler de maalesef karşımızda. Özellikle ticaret, lojistik ve turizm kanallarıyla, yine gübre gibi temel girdiler başta olmak üzere tarım ve gıda üzerindeki etkilerle yaşanan savaş, dünyada büyük maliyetler üretir hale gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaşın bir an önce sona ermesini, öncelikle bir ateşkes sağlanmasını, sonra da kalıcı bir şekilde bu çatışma risklerini bir daha yaşamayacağımız şekilde diplomasiyle sorunların aşılmasını bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderler düzeyinde, Sayın Dışişleri Bakanımız ve kurumlarımız farklı düzeylerde Türkiye’nin bu perspektifini her platformda ortaya koymaktadırlar ve bu yönde büyük bir çaba sarf edilmektedir.
İran’da bunlar yaşanırken, bir anlamda İran’daki savaşın gölgesinde ve bu savaşın oluşturduğu atmosferden de istifade ederek İsrail’in Gazze’de ortaya koyduğu eylemler, Batı Şeria’da ortaya koyduğu hukuk dışı eylemler, Lübnan’ı işgal etmesi, egemen başka bir ülkeyi işgal etmesi ve 1 milyondan fazla insanı yerinden yurdundan etmesi, yine Suriye’deki istikrarı tehdit eden eylemler içinde bulunması da altını çizmemiz gereken bir durumdur.”
Yılmaz, Mescid-i Aksa’nın bayram namazında dahi inananlara kapalı tutulmasının hiçbir ölçüyle kabul edilebilir olmadığını vurgulayarak, bu yapılanların hukuka, temel insan haklarına ve inanç özgürlüklerine aykırı olduğu gibi Kudüs’ün ruhuna ve Hz. İbrahim’in mirasına da büyük bir ihanet olduğunu kaydetti.

“STRATEJİK İLETİŞİM, BİR İÇ GÜVENLİK UNSURU HALİNE DE GELMEKTEDİR”
İletişimin de yaşanan çatışma ve savaşların ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkati çeken Yılmaz, “Dijitalleşme, bilginin üretimi ve dolaşım hızını köklü bir şekilde değiştirmiş durumda. Algoritmalar ve platformlar, küresel algının belirleyicisi olma konumuna yükselmiş durumda. Hakikat ile algı arasındaki sınır giderek bulanıklaşmakta, dezenformasyon güçlü bir siyasi silah olarak hem iç siyasette hem de uluslararası ilişkilerde karşımıza çıkmaktadır.” dedi.
Yılmaz, son dönemde özellikle yapay zeka kullanılarak üretilen sahte görüntü ve içeriklerle yürütülen dezenformasyon faaliyetlerinde belirgin bir artış yaşandığını vurgulayarak, yapay zeka destekli bu tür içeriklerin yaygınlaşmasının, içerik üretimiyle birlikte iletişim altyapıları ve veri akışı denetiminin de stratejik bir rekabet alanı haline geldiğini ortaya koyduğunu söyledi.
Küresel teknoloji şirketlerinin artan etkisi karşısında veri egemenliği ve dijital bağımsızlık başlıklarının, devletlerin güvenlik perspektifinde merkezi bir konuma yerleştiğini belirten Yılmaz, bu içeriklerin, toplumsal hassasiyetleri istismar ederek kamuoyunu yanıltmayı ve algıyı yönlendirmeyi amaçlayan organize girişimlerin parçası olarak ortaya çıktığını söyledi.
Yapay zekanın ise bu denkleme hız ve ölçek katarken beraberinde etik, güven ve hesap verebilirlik sorularını da merkezi hale getirdiğine işaret eden Yılmaz, bu eğilimin bir diğer boyutunun ise bilginin kaynağına erişimin giderek zorlaşması olduğunu kaydetti.

“Çatışma ve kriz bölgelerinde gazetecilerin alana erişiminin kısıtlanması, iletişim altyapısına yönelik müdahaleler ve yayın süreçlerine getirilen engeller, gerçek zamanlı ve doğrulanabilir bilgiye ulaşımı güçleştirmektedir. Gazze’de yaşanan soykırımda bu gerçekleri yansıtmaya çalışırken hayatını kaybeden gazeteciler, basın mensupları bu süreçlerin en güçlü şahitleridir, tanıklarıdır.” diyen Yılmaz, bu durumun, bilgi boşluklarının manipülatif içeriklerle doldurulmasına elverişli bir zemin oluşturduğunu ve algı üretimini daha kırılgan hale getirdiğini bildirdi.
Yılmaz, “Stratejik iletişim, dış dünyaya yönelik bir araç olmaktan çıkarak, toplumların dayanıklılığını güçlendiren, doğru bilgiye erişimi kolaylaştıran ve kamuoyunun dezenformasyona karşı direncini artıran bir iç güvenlik unsuru haline de gelmektedir. Tüm bu gelişmeler, stratejik iletişimi tali bir araç olmaktan çıkarıp doğrudan yönetişimin kalbi haline getirmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu süreçte, doğru ve güvenilir bilginin esas alınması, resmi kaynakların dikkatle takip edilmesi ve teyit edilmemiş içeriklerin dolaşıma sokulmamasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Yılmaz, uluslararası hale gelmiş sistematik dezenformasyona karşı, hakikatin savunulmasının da uluslararası çabayı ve işbirliğini gerektirdiğini bildirdi.
“FIRTINALI, KAOTİK ZAMANLARDA LİDERLİĞİN ÖNEMİ BİR KAT DAHA ARTMAKTADIR”
Yılmaz, böylesine çalkantılı bir konjonktürde sahaya çıkan her aktörün önünde “krizlerin önünden sürüklenmek” ya da “barış için gidişatı değiştirmek için güçlü bir irade ortaya koymak” seçeneklerinin bulduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ikinci yolu tercih etmiş ve bu tercihini de sadece lafla, sözle değil, somut adımlarla tüm dünyaya kanıtlamıştır. Krizlerin derinleştiği anlarda taraflar arasında kurulan temasın devamlılığı, süreçlerin kontrol altında tutulabilmesinin yegane güvencesidir. Bu temas, kurumsal mekanizmalardan önce liderlerin şahsi güvenine ve karşılıklı sorumluluk duygusuna dayanır.
Liderler her zaman önemlidir, her koşulda önemlidir. Ancak fırtınalı, kaotik zamanlarda liderliğin önemi bir kat daha artmaktadır. Bu anlamda dirayetli liderliğiyle sadece ülkemiz için değil, bölgemiz ve küresel düzen için de son derece önemli bir değer olan Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinin çok daha kıymetli hale geldiğini vurgulamak isterim. Rusya-Ukrayna savaşı yaşanırken ki 5. yılına girdi artık, her iki tarafla da görüşebilen, tahıl anlaşması gibi tüm insanlığı ve küresel ekonomiyi ilgilendiren konularda mesafe alınmasını sağlayan lider, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Güney Kafkasya’da Azeri-Ermeni diyaloğunda ve barış çabalarında ne kadar önemli bir rol oynadığını hepimiz biliyoruz. Yine Afrika’da Etiyopya-Somali geriliminde ortaya koyduğu tavrı ve başarıyı tüm dünya izledi. Balkanlar’da, Pakistan-Afganistan çatışmasında, kısacası tüm kriz alanlarında Türkiye’nin ilkesel bir tavır ortaya koyduğunun altını çizmek istiyorum.”
Bu yaklaşımın bir krize, olaya dönük tavrın ötesinde sistematik bir tutumu sergilediğini dile getiren Yılmaz, bunun da tüm taraflarla iletişim içinde olan, barışı, müzakereyi arayan bir tavır olduğunu bildirdi.
Yılmaz, “Türkiye Cumhuriyeti, bir taraftan bu savaşların dışında kalarak, istikrarını en temel öncelik olarak görüp vatandaşının menfaatlerini en üst düzeyde ele alırken, diğer taraftan da barış için ilkesel bir tavırla her türlü çabayı sarf etmektedir.” dedi.
“BATI’YI DA ANLIYORUZ, DOĞU’YU DA ANLIYORUZ”
Türkiye’nin bu coğrafyada hem Doğu’yla hem Batı’yla eş zamanlı konuşabilen ender ülkelerden biri olduğuna işaret eden Yılmaz, “Türkiye’nin coğrafi ve tarihi birikimi, medeniyet birikimi bu rolünü güçlendirici bir faktördür. Biz dünyanın tüm bölgelerine kulak kesilebilecek ve anlayabilecek bir tarihi birikime ve coğrafi konuma sahibiz. Batı’yı da, Doğu’yu da anlıyoruz. Farklı endişeleri, kaygıları görebiliyoruz ve bu bütün insanlık için bir değerdir diye ifade etmek istiyorum.” şeklinde konuştu.
Yılmaz, Türkiye’nin söylemiyle eylemini buluşturan, kapısını hiçbir zaman tamamen kapamayan ve barışı bir sorumluluk olarak sahiplenen bir ülke kimliğiyle öne çıktığını dile getirerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çağrısının bu zeminde daha büyük bir anlam ifade ettiğini kaydetti.
“Mevcut uluslararası sistemin sınırlarını görünür kılmak ve daha adil, kapsayıcı bir düzen arayışını küresel gündemin kalıcı maddesi haline getirmek, Türkiye’nin hem dış politikasının hem de stratejik iletişiminin temel eksenini oluşturmaktadır.” diyen Yılmaz, Türkiye olarak, bugünkü konjonktürü, gerçekleri çok iyi okuduklarını, gerçekçi bir şekilde değerlendirdiklerini, öte yandan orta ve uzun vadeli bir perspektifle de daha adaletli bir dünya arayışının öncülüğünü yapmaya devam ettiklerini söyledi.
Yılmaz, içinden geçilen bu hassas dönemde, stratejik iletişimin artık tali bir araç olmaktan çıkıp, yönetişimin ayrılmaz parçası haline geldiğini vurgulayarak, iletişimin güven inşa etmek, belirsizliği yönetmek ve toplumsal dayanıklılığı güçlendirmek gibi kritik işlevler üstlendiğini ifade etti.
Hakikat ile algı arasındaki sınırın giderek bulanıklaştığı, yapay zekanın her alanı köklü biçimde dönüştürdüğü bir çağda, kamu diplomasisinin tek yönlü bir aktarım aracı olmaktan çıktığını, çok aktörlü, etkileşimli bir sürece geldiğini belirten Yılmaz, “Uluslararası işbirliklerinin önemi arttığı gibi kamu ile STK’ların, akademik dünyanın, medyanın çok yakın diyalog içinde, işbirliği içinde hareket etmesi de çok kıymetli hale gelmiştir.” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konuşmasının sonunda, STRATCOM Zirvesi’ni düzenleyen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran’a ve zirveye katkılar sunacaklara teşekkür etti.
İsrail’de taşlar yerinden oynadı! Eski Başbakan Bennett’ten canlı yayında şok itiraf: ‘Hiçbir cephede zafer yok’…

İletişim Başkanı Duran: Doğru, teyit edilmiş bilginin esas alındığı iletişim ekosistemini inşa etmek önceliğimiz

İletişim Başkanı Duran: Doğru, teyit edilmiş bilginin esas alındığı iletişim ekosistemini inşa etmek önceliğimiz

Duran, “Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla Beşiktaş’ta bir otelde gerçekleştirilen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nin (STRATCOM) açılışında yaptığı konuşmada, beşincisini düzenledikleri zirvede katılımcılarla bir araya gelmenin kendileri için büyük iftihar vesilesi olduğunu, uluslararası marka haline gelen STRATCOM’un bu yıl da yoğun teveccühe mazhar olmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti.
İlginizi Çekebilir
Zirve kapsamında düzenlenecek panellerde stratejik iletişim alanındaki güncel meseleleri küresel gündemle birlikte ele alacaklarını ve kapsamlı fikir teatisinde bulunacaklarını aktaran Duran, bu yıl zirveyi zamanın ruhunu yansıtan “Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” teması etrafında gerçekleştirdiklerini söyledi.
Duran, zirvede hem stratejik iletişimin teknik boyutlarını hem de uluslararası sistemin içinde bulunduğu çok boyutlu krizleri ve bu krizleri derinleştiren anlatıları geniş çerçevede ele alacaklarını dile getirerek, “Bilindiği üzere İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin aşınma sürecini artık geride bırakmış bulunuyoruz. Bu sürecin ardından henüz tam olarak ne şekil alacağını bilmediğimiz yeni bir dünyaya giriyoruz. Wallerstein’in o meşhur ifadesiyle ‘Bildiğimiz dünyanın sonundayız.’ Bir zamanlar daha çok akademik öngörülerde ve fütüristik anlatılarda yer bulan bu dönüşüm, bugün artık somut bir gerçeklik olarak hepimizin önündedir.” ifadelerini kullandı.
Bugünün dünyasında belirsizliğin ve güvensizliğin hakim olduğunu, çifte standardın ise artık gizlenemeyecek ölçüde görünür hale geldiğini, bu tablonun yalnızca geçici bir dalgalanmaya değil, daha derin ve yapısal bir dönüşüme işaret ettiğini kaydeden Duran, şöyle konuştu:

“Gramsci’nin işaret ettiği canavarlar, bugün askeri, ekonomik ve teknolojik araçları seferber ederek en basit çıkarlarını dahi hiçbir apolojik gerekçeye ihtiyaç duymadan elde etmeye yönelmektedir. Bu eğilimin doğal bir sonucu olarak uluslararası sistemde uzlaşı ve diplomasi giderek geri plana atılmakta, güç kullanımı ise birincil araç haline gelmektedir. Artık bu aktörler uyuşmazlıklarını savaşarak çözmeyi, iç meselelerini ise silahlı bastırma yöntemleriyle bastırmayı tercih etmektedir. Güvenlik anlayışı da aynı doğrultuda sertleşmiş, tehdit söylemleri, önleyici savaş doktrinleri ve sürekli kriz üretimi bu yaklaşımın temel araçları haline gelmiştir. Bu dönüşümün en çarpıcı yansıması ise normlar ve değerler alanında görülmektedir.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ‘Bir daha asla’ denilen soykırımların bugün adeta canlı yayınlarda gerçekleştiği, güç kullanarak toprak kazanma girişimlerinin ise açıkça ve pervasızca dile getirildiği bir dönemdeyiz. Bu tablo, çifte standardı sistematik biçimde uygulayan bir grup ülkenin, iddia ettikleri ahlaki üstünlüğü aşındırmakla kalmayıp büyük ölçüde yitirmesine yol açmıştır. Aynı ülkeler, kendi sınırları içinde İslamofobik ve ırkçı söylemleri sıradanlaştırarak bu çelişkiyi daha da derinleştirmektedir. Bu çelişkili ve sertleşen ortam, yalnızca küresel düzeyde değil, bölgesel dinamiklerde de yıkıcı etkiler üretmektedir.”
“DEZENFORMASYON ÇAĞINDA YALNIZCA BİLGİ DEĞİL, HAKİKAT DE SİSTEMATİK BİÇİMDE AŞINDIRILMAKTADIR”
İletişim Başkanı Duran, bölgesel destabilizatör ülkelerin, aktörlerin, bulundukları coğrafyalarda hayatı tüm taraflar için zehirlediğini, bir kanser hücresi gibi yönsüz, hedefi belirsiz ve sonu olmayan saldırgan politikaların yeni stratejik denklem olarak sunulmaya çalışıldığını belirtti.
Bu durumun mevcut istikrarsızlığı derinleştirmenin ötesinde geleceğe dair belirsizliği de kalıcı hale getirdiğine dikkati çeken Duran, “Gazze’de yaşananlar bunun en çarpıcı örneğidir. İsrail’in soykırımları karşısında uluslararası hukuk işletilmemiş, sivillerin katledilmesi karşısında küresel sistem ne yazık ki suskun kalmıştır. Batı ana akım medyası da bu süreçte hakikati gizleyen, saldırganlığı perdeleyen ve tek taraflı anlatılar üreten bir çizgi takip etmiştir. Çocukların katledilmesi görmezden gelinirken, çarpıtılmış anlatılar üzerinden yeni bir algı zemini inşa edilmeye çalışıldı. Bu durum yalnızca siyasi başarısızlık değil, aynı zamanda derin bir ahlaki çöküştür.” değerlendirmesini yaptı.
Duran, bu noktada teknolojik dönüşüm sürecinin krizin etkisini daha da ağırlaştırdığına işaret ederek, “Yapay zeka, algoritmalar ve dijital manipülasyon araçları, yaşananları kimi zaman görünmez kılmakta kimi zaman ise gerçekliği çarpıtarak bambaşka biçimlerde algılanmasına neden olmaktadır. Uluslararası toplum, enformasyon çağının hızını henüz sindirememişken, şimdi çok daha yıkıcı bir evreyle karşı karşıyayız; dezenformasyon çağıyla. Bu yeni evrede yalnızca bilgi değil, hakikatin kendisi de sistematik biçimde aşındırılmakta ve yeniden şekillendirilmektedir.” ifadelerini kullandı.

“DİPLOMASİYİ, DİYALOĞU ÖNCELEYEN BİR YAKLAŞIMI ISRARLA SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Türkiye’nin uluslararası düzenin irtifa kaybını ve bu alandaki normatif çöküşü çok önceden öngördüğünü ve bu yönde defalarca güçlü uyarılarda bulunduğunu anımsatan Duran, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir örnek vermek gerekirse, Suriye ve Irak’ta yaklaşmakta olan sistemik krizleri önceden Türkiye öngördü ve gerekli uyarıları yaptı. Ukrayna’daki savaşta da bu meselenin askeri yollarla çözülemeyeceğini ifade ettik ve bu nedenle diplomatik angajmanlara yöneldik. Belki de en önemlisi, adaletin dünya düzeni için ne kadar hayati olduğunu, tarihsel köklerimizden aldığımız ilhamla çok erken bir dönemde kavramıştık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Daha adil bir dünya mümkündür.’ çağrısı, uyarılarımızın ve küresel adalet talebinin en güçlü ifadesiydi ve dünyaya yapılan çok önemli bir çağrıydı. Türkiye olarak küresel krizin kronikleştiği her noktada kendimize özgü yaklaşımlar ve modeller sergiledik. Yaklaşmakta olan krizlere ve çatışmalara önce bölgemizde, ardından küresel ölçekte çözüm üretmeye gayret gösterdik ve hala da göstermeye devam ediyoruz. Bu çabamız yalnızca diplomatik refleks değil, aynı zamanda tarihsel sorumluluk bilincinin ve çok boyutlu dış politika anlayışımızın bir yansımasıdır. Konvansiyonel savaşların yeniden gündeme geldiği, güç rekabetinin sertleştiği bir çağda, elbette diplomasiyi, diyaloğu önceleyen bir yaklaşımı ısrarla sürdürmeye devam edeceğiz. Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık mekanizmalarını etkin biçimde kullanarak taraflar arasında köprüler kurmaya, iletişim kanallarını açık tutmaya ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.”
Duran, bu doğrultuda attıkları adımların yalnızca kriz anlarında değil, bazı krizlerin henüz filizlendiği dönemlerde de önleyici bir rol üstlendiğini belirterek, “Yanı başımızda patlak veren savaşın hiç başlamaması için ortaya koyduğumuz yoğun diplomatik çaba ve bugün ateşkesin sağlanması için sürdürdüğümüz girişimler bu tavrımızın en önemli göstergesiydi. Bu tavrımız önce çevremizde sonra da dünyanın farklı coğrafyalarında büyük takdir topladı.” dedi.
Türkiye’nin herhangi bir kriz karşısında taraflardan birinin değil, barışın, istikrarın ve insanlığın yanında konumlanmayı tercih eden bir marka haline geldiğini vurgulayan Duran, bu nedenle farklı görüşlere ve çıkar çatışmalarına sahip aktörlerin dahi aynı masa etrafında buluşabildiği nadir zeminlerden birini oluşturduklarını söyledi.
“ULUSLARARASI TOPLUMU HAKİKATİN YANINDA DURMAYA DAVET EDİYORUZ”
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, mücadelelerini yalnızca sahada ya da diplomasi masalarında değil, aynı zamanda hakikatin korunması ve savunulması konusunda da kararlılıkla sürdürdüklerini belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sosyal medya ve dijital haberciliğin henüz ilk dönemlerinden itibaren dezenformasyon, algı yönetimi ve bilgi kirliliği üzerinden yürütülen sistematik saldırılara karşı toplumu sürekli olarak uyardığını ve bu yeni iletişim çağının taşıdığı risklere dikkati çektiğini anımsattı.
Türkiye olarak dezenformasyon çağı olarak nitelendirilen bu dönemde hakikatin korunmasını bir tercih değil, açık sorumluluk ve görev olarak benimsediklerini dile getiren Duran, “Çünkü biliyoruz ki bilgi, salt bir iletişim aracı değil, aynı zamanda toplumsal huzurun, siyasal istikrarın ve küresel adaletin temel unsurlarından biridir. Bu doğrultuda sadece devletlerin değil, küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin de zaman zaman kar odaklı yaklaşımlarla manipülatif ve provokatif içeriklerin yayılmasına zemin hazırlayabildiğini görüyoruz. Bu tür içerikler, yalnız anlık algılar yaratmakla kalmıyor, toplumların sosyal dokusunu zedeleyen, siyasal kutuplaşmayı derinleştiren ve ekonomik dengeleri sarsan sonuçlar üretiyor. Bu nedenle uluslararası toplumu ve tüm paydaşları, hakikatin yanında durmaya, doğrulanmamış bilgiye karşı daha dirençli ve bilinçli bir duruş sergilemeye davet ediyoruz. Son yıllarda yaşanan krizler ve çatışmalar, bu mücadelenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha açık şekilde ortaya koymuştur.” diye konuştu.
“DEZENFORMASYON İLETİŞİM SORUNU DEĞİL, DOĞRUDAN ULUSAL, HATTA KÜRESEL BİR TEHDİTTİR”
STRATCOM toplantılarında çağın iletişim imkanlarını ve sınırlarını masaya yatıracaklarını aktaran Duran, şunları kaydetti:
“İletişim, medyadan dijitale, kültürden kamu diplomasisine uzanan geniş etki alanına sahiptir. Bu alanı yönetenler sadece bizlerin gündemini değil, aynı geleceği de belirlemektedir. Bu çerçevede İletişim Başkanlığı olarak bizler, doğru, teyit edilmiş ve güvenilir bilginin esas alındığı bir iletişim ekosistemini inşa etmeyi temel öncelik olarak görüyoruz. Bugün artık şunu çok net ifade etmek gerekir, yaşadığımız çağda stratejik iletişim, çatışma alanları ve krizler birbirinden ayrı düşünülemez. Üretilen bilgiler yalnızca bir enformasyon olmak yerine, doğrudan bir güç unsuru ve rekabet alanı haline gelmektedir. Günümüzde artık tehditler tankla değil, yeni trendlerle dünyamıza girmekte, üstelik mermiyle değil manipülasyonla ilerlemektedir. Bu nedenle yeni güvenlik mimarisinde hakikatin korunması, en az fiziki sınırların korunması kadar kritik sorumluluktur. Bu nedenle tekrar ifade etmek isterim ki dezenformasyon iletişim sorunu değil, doğrudan ulusal, hatta küresel bir tehdittir. Devletlere düşen görev, dezenformasyonlarla oluşturulmak istenen kaos yerine güven esaslı bir düzen tesis etmektir. Algı operasyonlarına karşı bilgiyi yöneten ve geleceğimizi belirleyen bir devlet aklını korumak ve güçlendirmek durumundayız.”
Duran, bu amaçla 2022’de kurdukları Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ile bugüne kadar binlerce yanıltıcı içeriği tespit ederek kamuoyunu bilgilendirdiklerini, 202 dezenformasyon bülteni ve 2 almanak hazırlayarak bunları 10 farklı dilde ulusal ve uluslararası kamuoyunun istifadesine sunduklarını anlattı.
Dezenformasyonla mücadelenin, uygulanabilir bir etik çerçevenin belirlenmesini son derece hayati bir konu olarak gündeme getirdiğine işaret eden Duran, bu yönde ulusal ve uluslararası medya kuruluşları, gazeteciler, iletişim akademisi ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar gerçekleştirdiklerini ifade etti.
İletişim alanında tesis edilecek adaletin, küresel barışın, güvenin ve istikrarın yeniden inşasının en güçlü teminatlarından biri olacağını vurgulayan Duran, STRATCOM 2026 Zirvesi’nin bu doğrultuda güçlü ve kalıcı çıktılara vesile olacağına inandığını sözlerine ekledi.
Zirve, yarın sona erecek.
Türkiye’nin durdurulamayan füzeleri! İşte Çelik Kubbe’nin vurucu timleri…

Ünlülere uyuşturucu operasyonu! Hande Erçel gözaltına alındı

Ünlülere uyuşturucu operasyonu! Hande Erçel gözaltına alındı

İstanbul merkezli yürütülen geniş kapsamlı uyuşturucu soruşturmasında, aralarında ünlü iş insanları ve sanatçıların da bulunduğu çok sayıda isim hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Yurt dışında olduğu belirlenen oyuncu Hande Erçel hakkında operasyon kapsamında yakalama kararı çıkarılmıştı.
TÜRKİYE’YE DÖNDÜ
Dil eğitimi için yurt dışında bulunan Hande Erçel Türkiye’ye döndü. Havalimanından adliyeye gelen Erçel, ifadesinin ardından uyuşturucu testi vermek için Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi.
‘BİR AYDIR YURT DIŞINDAYIM’
Hakkında yakalama kararı çıkarılan Hande Erçel sosyal medya üzerinden açıklama yapmıştı. Erçel, “Eğitimim nedeniyle yaklaşık bir aydır yurt dışındayım. Dün gece, sizler gibi ben de basında yer alan haber üzerine öğrendiğim konunun aydınlatılması için ülkeme dönerek, gerekli açıklamaları yapacak ve ifademi vereceğim.” açıklamasında bulunmuştu.
Ünlülere uyuşturucu soruşturması! İfadeler ortaya çıktı
4 İSİM TUTUKLANDI
Öte yandan İstanbul’da düzenlenen uyuşturucu soruşturmasında gözaltına alınan ve aralarında eski Beşiktaş Başkanı ve iş insanı Fikret Orman ile eski Galatasaray Başkanı Burak Elmas, model Didem Soydan ve sunucu Güzide Duran’ında bulunduğu 14 kişi emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Şüphelilerin savcılıkta ifade işlemleri başladı. İfade işlemleri için 4 cumhuriyet savcısının görevlendirildiği öğrenildi.
Soruşturma kapsamında şüphelilerden Koray Serenli, Mustafa Tari, Onur Talay ve Sezgin Köysüren çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Öte yandan Fikret Orman, Burak Elmas, Güzide Duran ve Didem Soydan’ında aralarında bulunduğu 6 şüpheli yurt dışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılırken, Tuğçe Özbudak, Ferhat Aydın ve İsmail Behram Perinçekli’ye ‘Ev hapsi’ şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandı.

Türkiye'nin durdurulamayan füzeleri! İşte Çelik Kubbe'nin vurucu timleri

Türkiye’nin durdurulamayan füzeleri! İşte Çelik Kubbe’nin vurucu timleri

HABER MERKEZİ- ABD, İsrail ve İran arasında son dönemde tırmanan gerilim ve sıcak çatışmalar, küresel ölçekte güvenlik dengelerini yeniden tartışmaya açarken, bölgesel güçlerin savunma kapasiteleri de mercek altına alındı. Bu süreçte dikkatlerin yöneldiği ülkelerden biri de Türkiye oldu. Özellikle son yıllarda yerli ve milli savunma sanayisinde attığı adımlarla öne çıkan Türkiye’nin füze ve hava savunma sistemleri, uluslararası kamuoyunun ve askeri çevrelerin yakın takibine girdi. Modern savaş doktrinlerinin hızla değiştiği, insansız sistemlerin ve yüksek hassasiyetli mühimmatların belirleyici hale geldiği yeni güvenlik ortamında, Türkiye’nin geliştirdiği teknolojiler sadece savunma kapasitesini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda caydırıcılık gücünü de önemli ölçüde pekiştiriyor.
Tam da bu kritik dönemde, CNN Türk ekibi Türkiye’nin savunma sanayisindeki en önemli üretim merkezlerinden biri olan ROKETSAN’ın Ankara Lalahan’daki tesislerine girerek, kamuoyunda ‘Çelik Kubbe’ olarak bilinen hava savunma mimarisinin vurucu unsurlarını yerinde görüntüledi.
ABD-İsrail-İran savaşının 28. günü! İngiliz basını yazdı: ‘Bir ülke daha Tahran’a karşı cepheye inmeye hazırlanıyor’
TÜRKİYE’NİN FÜZE SİSTEMLERİ GÜNDEMDE
ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan savaş sürecinin ardından özellikle silah sistemlerine yönelik ilgi artmış durumda. Gözler ise Türkiye’nin savunma teknolojilerine çevrildi. CNN Türk ekibi de bu kapsamda Roketsan’ın Lalahan tesislerinde, Çelik Kubbe’nin vurucu timlerinin bulunduğu noktada incelemelerde bulundu.
Muhabir Paşa Alyurt ve Kameraman Mustafa Barış Tan ile birlikte gerçekleştirilen çekimlerde, Türkiye’nin yerli ve milli savunma sistemleri görüntülendi.

LALAHAN TESİSLERİNDE KRİTİK İNCELEME
Tesislerde ilk olarak hava araçlarından atılan sistemler dikkat çekti. SOM seyir füzesi; 230 kilogramlık savaş başlığı ve toplam 600 kilogram ağırlığıyla yüksek patlayıcı ve zırh delici özelliklere sahip kritik bir sistem olarak öne çıkıyor. Bu füze, hem insanlı hem de insansız hava araçlarında aktif olarak kullanılıyor.
Hemen yanında bulunan Teber güdüm kiti ise genel maksat bombalarının vuruş kabiliyetini artırmak amacıyla geliştirildi. Yaklaşık 155 kilogram ağırlığındaki bu sistem, özellikle kritik operasyonlarda Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılıyor.

MİNİ AKILLI MÜHİMMATLAR VE UMTAS SİSTEMİ
Tesislerde sergilenen bir diğer önemli sistem ise mini akıllı mühimmatlar oldu. Bu mühimmatlar, özellikle İHA’lar üzerinden kullanılarak sabit ve hareketli hedeflerin imhasında kritik rol oynuyor.
Ayrıca UMTAS uzun menzilli tanksavar füze sistemi de dikkat çekti. Taarruz helikopterleri için geliştirilen bu sistem, sahada önemli bir güç çarpanı olarak değerlendiriliyor.

HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ: SİPER ÖNE ÇIKIYOR
Tesislerdeki incelemelerde hava savunma sistemleri de önemli yer tuttu. Son dönemde yaşanan savaşlar göz önünde bulundurulduğunda bu sistemlerin önemi daha da artmış durumda.
Bu kapsamda öne çıkan sistemlerden biri SİPER hava savunma füzesi oldu. 100 kilometre ve üzeri menzile sahip olan bu sistem, hem kara hem deniz platformlarından kullanılabiliyor. Yaklaşık 5,4 metre uzunluğundaki SİPER, tehdit unsurlarını etkisiz hale getirmede kritik rol oynuyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcılığını artıran bu sistem halihazırda envanterde bulunuyor.
LEVENT FÜZESİ VE MİDLAS LANÇER SİSTEMİ
LEVENT füzesi ise gemi savunma sistemi olarak öne çıkıyor. Yaklaşık 11 kilometre menzile sahip olan bu sistem, alçak irtifadan uçuş gerçekleştirdiği için hedeflere fark edilmeden ulaşabiliyor.
Tesislerde ayrıca milli lançer sistemi MİDLAS da görüntülendi. SİPER ve LEVENT gibi sistemler bu lançer üzerinden entegre şekilde kullanılıyor ve hedeflere yönlendiriliyor.
HEDEFTE SAVAŞ UÇAKLARI, İHA’LAR VE SEYİR FÜZELERİ VAR
Paşa Alyurt’un aktardıklarına göre, tanıtılan sistemlerin hedef yelpazesi oldukça geniş. Savaş uçakları, helikopterler, seyir füzeleri ve insansız hava araçları gibi birçok tehdit unsuru bu sistemlerle etkisiz hale getirilebiliyor.
SUNGUR VE HİSAR SİSTEMLERİ DİKKAT ÇEKİYOR
SUNGUR sistemi, 8 kilometre menzile sahip alçak irtifa hava savunma sistemi olarak öne çıkıyor. Orta irtifa hava savunma sistemleri ise yaklaşık 25 kilometre menzil ve 15 kilometre irtifaya kadar tehditleri etkisiz hale getirebiliyor.
HİSAR-A sistemi de bu kapsamda dikkat çeken bir diğer unsur. Yaklaşık 15 kilometre menzile sahip olan bu sistem, yüksek infilaklı parçacık etkili harp başlığıyla hava tehditlerine karşı etkin koruma sağlıyor.
TÜRKİYE’NİN SAVUNMA GÜCÜ ARTIYOR
Tüm bu sistemler değerlendirildiğinde, Türkiye’nin hem taarruzi hem de hava savunma kapasitesinin önemli ölçüde güçlendiği görülüyor. Özellikle ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan savaş süreci dikkate alındığında, bu sistemlerin stratejik önemi daha da artıyor.
CNN Türk ekibi de Roketsan Lalahan tesislerinde gerçekleştirdiği bu ziyaretle, Türkiye’nin savunma sanayisindeki kritik sistemleri yerinde görüntüleyerek kamuoyuna aktardı.

TAYFUN VE SOM FÜZELERİNİN TESLİMATLARI DEVAM EDİYOR
Öte yandan Türk savunma sanayisinin lider füze, roket ve mühimmat üreticisi ROKETSAN tarafından geliştirilen TAYFUN Balistik Füzesi ve SOM Seyir Füzesi’nin seri üretim ve teslimatları planlanan şekilde devam ediyor.
ROKETSAN’ın NSosyal hesabından yapılan paylaşımda, “Üretimden teslimata, sahadaki gücümüz TAYFUN, SOM. Silahlı Kuvvetlerimizin caydırıcı gücü TAYFUN Balistik Füzemizin ve SOM Seyir Füzemizin seri üretim ve teslimatları planlandığı şekilde devam ediyor. Aziz milletimizin güven ve refahı için çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz.” ifadesine yer verildi.

ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci de mutlak caydırıcılığın sahada olduğunu belirterek, “Tasarımdan üretime, her aşamasında Türk mühendisliğinin imzasını taşıyan sistemlerimizin seri üretim ve teslimatlarını sürdürüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
TAYFUN füzesi, derinlikteki hedeflerde etki yaratacak, güvenilirlik seviyesi yüksek bir füze sistemi olarak geliştirildi. Atışa hazır hale gelme süresinin kısa olması ve ateş gücünün süratle kaydırılabilmesi, lojistik kolaylıklar ve harekat esnekliği sağlıyor. Bunun yanı sıra küresel konumlama sistemi karıştırmalarına karşı elektronik harp dayanımı da yüksek seviyede bulunuyor.

GÜVENİLİRLİK SEVİYESİ YÜKSEK
TAYFUN balistik füzesi, derinlikteki hedeflerde etki yaratacak, güvenilirlik seviyesi yüksek bir füze sistemi olarak tanımlanıyor. Hipersonik seviyelere ulaşan seyir hızı sayesinde, hava savunma sistemi tehditlerinden etkileniyor ve yüksek vuruş hassasiyeti ile istenmeyen hasar durumlarının önüne geçiliyor.
Atışa hazır hale gelme süresinin kısa olması ve ateş gücünün süratle kaydırılabilmesi, lojistik kolaylıklar ve harekat esnekliği sağlıyor. Bunun yanı sıra, küresel konumlama sistemi karıştırmalarına karşı elektronik harp dayanımı da yüksek seviyede. TAYFUN’un hedef tipleri arasında hava savunma füze sistemleri, yumuşak zırhlı ve zırhsız silah sistemleri, komuta kontrol merkezleri, askeri uçak hangarları, kritik askeri tesisler ve stratejik hedefler bulunuyor.
SEYİR HIZI SAYESİNDE HAVA SAVUNMA SİSTEMİ TEHDİTLERİNDEN ETKİLENMİYOR
TAYFUN, hipersonik seviyelere ulaşan seyir hızı sayesinde hava savunma sistemi tehditlerinden etkilenmiyor ve yüksek vuruş hassasiyetiyle istenmeyen hasar durumlarının önüne geçiyor.
Türkiye’nin en uzun menzilli ve milli imkanlarla üretilen balistik füzesi unvanını taşıyan TAYFUN, hava savunma füze sistemleri, yumuşak zırhlı ve zırhsız silah sistemleri, komuta kontrol merkezleri, askeri uçak hangarları, kritik askeri tesisler ve stratejik hedeflere karşı etkili oluyor.
SOM ise muharebe sahası derinliklerinde yoğun bir şekilde korunan kara ve hareketli deniz hedeflerine karşı, hava savunma füze sistemlerinin menzili dışında, havadan karaya/satha kullanılan seyir füzesi olarak görev yapıyor.
Menzili 250 kilometre olan, çeşitli harp başlıkları ve donanımlardan konfigürasyonları bulunan SOM, insanlı ve insansız hava platformlarıyla kullanılabiliyor.
SOM, sabit kara hedefleri, su üstü hedefler, stratejik hedefler, sığınaklar, hava savunma bataryaları ve gemilere karşı etkinlik sağlıyor.

İsrail’de taşlar yerinden oynadı! Eski Başbakan Bennett’ten canlı yayında şok itiraf: ‘Hiçbir cephede zafer yok’…

Antalya'da 'müstehcen heykelcik’ krizi: 2 yıldır uygulanmayan karar hayata geçti

Antalya’da ‘müstehcen heykelcik’ krizi: 2 yıldır uygulanmayan karar hayata geçti

Kentin tarihi ve turistik merkezi Kaleiçi’nde, Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun (AKVKBK) kararı doğrultusunda bina cephelerindeki tente ve gölgelikler ile sokaklara taşan masa-sandalye, yeme-içme büfeleri, tezgah, dolap, çiçeklik, reklam panosu ve teşhir stantları gibi tüm izinsiz işgallerin kaldırılması için uygulama başlatıldı.
Karar çarşıda geniş yankı uyandırdı, birçok esnaf projelendirme yapılmadan tentelerin ve dışarıya konulan ürünlerin kaldırılmasına tepki gösterdi.

SÜRECİ BAŞLATAN HEYKELCİKLER
Konuya ilişkin sürecin, Hesapçı Sokak’taki 2 esnaf arasında yaşanan ‘işgal’ ve ‘teşhir’ tartışmasından başladığı ortaya çıktı. Hediyelik eşya satılan işletmenin sokağın büyük bölümünü stantlarla kapattığı ve ürünler arasında ‘bereket tanrısı’ olarak adlandırılan müstehcen heykelciklerin sergilenmesi, karşısında çocuklara şekerleme satılan işletme tarafından şikayet konusu yapıldı.
Çocuklar ve ailelerin yoğun ziyaret ettiği iş yerinin sahibi, söz konusu figürlerin dükkanının karşısında teşhir edilmemesini talep etti.

CİMER, BELEDİYE VE KURULA ŞİKAYET
İddiaya göre, uyarılara rağmen hem figürlerin sergilenmesi, hem de sokak işgaline devam edilmesi üzerine konu Koruma Kurulu, Muratpaşa Belediyesi ve CİMER’e taşındı. Artan şikayetler sonrası Kurul ve belediye ekipleri, yalnızca söz konusu işletme değil, Kaleiçi genelindeki benzer tüm işgaller için kapsamlı uygulama başlattı.

ŞİKAYETÇİ ESNAF KONUŞTU
Özellikle çocuklara yönelik ev yapımı şekerlemelerin satışının yapıldığı iş yerinin sahibi Fatih Gökçe, Kaleiçi’nde daha önceden bir master plan yapımı bulunduğunu belirterek, bununla ilgili derneklerin toplantıları olduğunu, 2 yıl önce Koruma Kurulu’nun yine aynı uygulamalar ve önlemleri içeren tebligatının dağıtıldığını söyledi. Fakat o dönem tebligatın uygulanmadığını belirten Gökçe, “Esnaf da çizgileri aşmama konusunda tutumluluğunu devam ettirdi. Gayet güzel ilerliyordu ama son dönemdeki uygulamalar biraz sert oldu” dedi.
Komşu esnafla ilgili olayın da bu durumla ilgili olduğunu kaydeden Gökçe, “Bu konudan sadece ben şikayetçi değilim. Aslında bu iş yerinin hemen yanında yer alan Koruma Kurulu da o esnafla ilgili bazı şikayetlerini onlara iletmiş. Mesai saatleri bitiminde, saat 17.00’den itibaren ve hafta sonları ilgili esnaf, Koruma Kurulu’na ait binanın pencerelerini kablolarla, ışıklandırmalarla kapatıp, önüne de 5-6 metrelik tezgah açarak orayı da işgal ediyordu” diye konuştu.
Bir noktadan sonra kendi çalışanlarını koruması gerektiği noktasına kadar geldiğini anlatan Gökçe, “Burada 4 kadın çalışanım var. Onlar artık kapının önüne çıkamamaya başladı. Hatta biri şubat ayında, yolun karşısı güneşli oluyor, annesiyle konuşuyor. Annesini kaybettik, kanser hastasıydı. Ve oradaki konuşma süreleri uzamaya başlamıştı, bundan dolayı karşı esnaf komşumuz, standının, tezgahının önü kapatılıyor bahanesiyle hakaret ediyor ve kovuyor” dedi.

UYGUNSUZ OBJELER
Fatih Gökçe, şikayetlere konu heykelciklerle ilgili de şunları söyledi:
“Dükkanımın tam karşısında uygunsuz ki burası çocukların girip çıktığı bir yer, bazı materyallerin, objelerin asıldığı görülmüş ve bu konuda da kendisine söylenmiş ama düzeltilmemiş. Yine karşıya kilise çanları asılmış. Bu çanlar çalınıyor çocuklar tarafından, çünkü yoldan bir sürü insan geçiyor, takdir edersiniz burası yol, kamusal alan. Yani belli çizgiler içerisinde kalabilirsiniz ama buranın işgalinin söz konusu olmaması lazım. Çalan insanlara karşı dışarı çıkılıyor ve her sezon burada 3-5 kavga yapılıyor. Bunların hepsini tolere ettik. Ama onlarla çözüme yönelik toplantılarımız maalesef sonuçsuz kaldı. En son çalışanlarıma yönelik baskılardan sonra bunu CİMER aracılığıyla şikayet konusu yaptık.”
ZABITA EKİPLERİ MÜDAHALE EDİYOR
Çocuklara yönelik bir işletme olduklarını ifade eden Gökçe, “Kendi lolipoplarını, şekerlerini tasarlayabildikleri bir dükkan. Özellikle hafta sonu, okul tatillerinde burada çok fazla aile ziyaretçimiz var. Dolayısıyla giriş çıkışlarda etrafta onları rahatsız etmeyen bir şeyler olup olmaması çok önemli. Bu konuda bizi ve müşterilerimizi rahatsız edecek her türlü konuda karşı tarafa uyarılarda, ricalarda bulunduk. Maalesef bunun karşılığını alamadık. Koruma Kurulu orayla ilgili önlemini aldıktan ve zabıta ekipleri müdahalede bulunduktan sonra artık minimal düzeyde” dedi.

‘SATIŞI YASAK DEĞİL’
Hediyelik eşya iş yeri sahibi Mustafa Kızılkaya ise şikayete konu heykelciklerin turistik yerlerde hediyelik satıldığını belirterek, “Yani yasak olan bir şey değil. Polyesterden yapılmış objeler. Şarampole gittiğinizde toptancıda bundan binlerce var. Her hediyelik eşyacıda ‘bereket tanrısı’ denildiğinde herkes alıyor bunu. Beyefendi bizi şikayet etmiş. Benim ona kinim yok, şikayetim de yok. Bir de benim ne satacağıma komşum karar veremez ki. Yasal değilse satmış olduğum ürünü zabıtaya söyler, şikayet eder. Bende 5 kişi çalışıyor, tamamı sigortalı. Bu adamın yaptığı şikayet belden aşağı. Bütün Kaleiçi’ne yansıdı şimdi. Tamamına yansıdı” dedi.
Heykel satmasının yasak olmadığını ifade eden Kızılkaya, “Bu yasak olsa toptancıda da olmaz. Bunlar Hindistan’da, Çin’de atölyelerde dökülen bir maske. Bunun pirinci var, polyesteri var, bronzu var. Yöresel kitapları var mesela, turistik yerlerde. Şimdi böyle satılan bir ürünü, ‘bunu kaldır’ diye emrivaki yapamazsın ki. Sen kafana göre şikayet edip ekmeğimizle oynayamazsın. Kaleiçi’nde tenteler ve dışarıda sergilenen ürünlerin kaldırılması bu olaydan sonra başladı. Bu ürün dünyanın her yerinde milyonlarca satılıyor. Yani bu esprili bir oyuncak. Bundan dolayı bütün Kaleiçi’nde insanların yatırım yaptığı her şeyi, düzeni bozuldu” diye konuştu.
‘ÇOK ANLAMSIZ BİR UYGULAMA’
Kaleiçi esnafı Bahadır Kaçmaz, “Bir sabah uyandık, çok anlamsız bir uygulamaya başladılar. Hepimiz burada 15-20 senedir esnafız. Vergi veriyoruz, insanları istihdam ediyoruz. Bir sabah bize tebligat verdiler, ‘Şurası sökülecek, burası sökülecek, tenteler, duvarlar.’ Bu kararı almadan önce ne bizimle görüştüler ne bizi dikkate aldılar. Bir sabah elimize bir kağıt tutuşturdular. Bunu 1 sene önce söyleselerdi, insanlar kredi çekmezdi, tente yapmazdı. Şimdi sezon başlayacak diye beklerken bu tür bir olay başımıza geldi. Şu an aşırı stresteyiz” dedi.

PROJE HAZIRLANMASINI İSTİYORLAR
Turistlerin buraya inmesinin sebebinin bu sokakların bir çarşı olmasından kaynaklandığını belirten esnaf Taner Ağca, “Bizim koyduğumuz o sistemleri sökerken arkada daha harabe, daha bozuk, duvarları yıkılmış daha çirkin görseller oluştu. Bir şeyler yapılmak isteniyor ama bizim talebimiz bu değil. Bir plan ve program dahilinde olabilir tabii ki. Burası birinci derecede koruma sit alanı biliyoruz. Ama tam sezon başlarken bir yazıyla, bir kararla, ’15 gün içerisinde tenteleri sökün.’ Tamam tenteleri sökelim. Görüyorsunuz. Güneşten mallarını nasıl koruyacak? Bunun bir plan ve program, bir proje dahilinde olmasını talep ediyoruz” dedi.
‘ÇİRKİN GÖRÜNTÜLER ORTAYA ÇIKTI’
Yapılan tebligatlara göre tente, manken ve başka hiçbir şeyin dışarıya konulamayacağını belirten esnaf Erhan Koca, “Buradan birçok turist geçiyor, tentesiz olmaz. Yazın sıcağında insanlar kavrulacak. Biz zaten dışarıda duramayız. Biz de kavrulacağız. Kışın tente olmayınca yağmur tümüyle dükkanların içine girecek. Mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz. Zaten sezon kötü geçiyor. Bir de ürünleri kaldırınca çirkin görüntüler ortaya çıkmış. Duvarlar şimdi böyle bomboş olunca buranın ne olduğunu, ne sattığını, ne yaptığını kimse bilemez. Kesinlikle tente olması lazım” dedi.

KURUL KARARINDA NELER VAR
AKVKBK’nin kararında, mimari doku ve kültür varlıklarının algılanmasını engelleyerek, yapı cephelerine zarar verecek ve geleneksel dokuyu görsel ve mimari olarak olumsuz etkileyecek şekilde bina cephelerine yerleştirilen tabelalar, tente-gölgelikler, sokaklara taşan masa-sandalye, yeme-içme büfeleri, tezgah, dolap, çiçeklik, reklam panoları, teşhir stantları ile yaya ve araç geçişini engelleyecek her türlü izinsiz işgal ve uygulamaların Belediye ve Koruma Uygulama ve Denetim Şube Müdürlüğü’nce ivedilikle kaldırılması istendi.
TENTE DÜZENLEMESİ İÇİN ŞARTLAR
Plan hükümleri gereği yol genişlikleri, kentsel silüet ve dokunun görünebilirliği dikkate alınarak sokak bazında belediyelerce hazırlanacak tente düzenlemesi projelerinin Kurul’a iletilmesi de istenen karar şöyle:
“Bina cepheleri dışında yola ve kamusal alana tente yapılamaz. Tente düzenlemesi için yol genişlikleri, kentsel silüet ve dokunun görünebilirliği dikkate alınarak sokak bazında hazırlanacak projeler AKVKBK’na sunulacaktır. Uygun bulunan projeler belediye denetiminde uygulanacaktır. Hazırlanacak projelerde tenteler genel olarak düz krem veya bordo renk tonlarında olacaktır. Tentelerin açılır kapanır olması zorunludur. Taşıt yollarında bina cephelerine tente yapılması durumunda düzenlenmiş taşıt yolunun en kesitinin minimum 3 metre ayrılması zorunludur.” (DHA)…

Deneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabetslotograndpashabetgrandpashabetdeneme bonusupalazzobetpalacebetroyalbet güncel girişkonya eskorthttps://hotelnirvanapalace.com/deneme bonusutaraftarium24silvercrestgolf.comradyoenerji.com.tr1xbetcasino sitelerimarsbahis1wingrandpashabetKingroyalbahis sitelerideneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelercasibomcasibompadişahbetbetsmoveultrabetperabetbullbahisbetvolepadişahbetcasibomcasibomtaraftarium24casibommatadorbetbahis forumBetnanomatadorbetkralbetcasibominterbahismatbet güncel girişsekabet girişgrandpashabetdoedagrandpashabetjojobetkumar sitelerivdcasino giriştambet girişmatbetmatbetimajbetvdcasinobetparkgrandpashabetcratosroyalbetmarsbahis giriş güncelromabetjojobet girişjojobetmersobahiscasinomilyoncasinoroyalpalacebet1winromabetgameofbetcratosroyalbetgameofbetgrandpashabet girişmarsbahissekabetmarsbahisgrandpashabetvdcasinograndpashabetsonbahiscashwinbetbeysonbahisromabet güncel girişbetpuangameofbetbahiscasinoradissonbet resmi girişbahiscasinogameofbetpalacebettambetwbahismatbetqueenbetMarsbahisjojobetslotbarGrandpashabetbetsatyakabetjojobetmarsbahis girişgrandpashabetmeritkingperabetdeneme bonusu veren yeni sitelerikimisliJojobetJojobetCasibomCasibomMarsbahisJojobetcasibom girişJojobetJojobetJojobetCasibomCasibomkulisbetcasinoperKingroyaljojobetpalacebet girişBetwoonextrabetextrabetjojobetHoliganbetstonebahisholiganbetcasino apinesinecasino