
1878’DEN GÜNÜMÜZE: BERGAMA’NIN 148 YILLIK KAZI HİKÂYESİ
Bir kazma darbesiyle başlayan araştırma, üç kıtaya yayılan bir kültür mirasına dönüştü
TAHSİN TUNA / BERGAMA
Bergama’da 9 Eylül 1878’de başlayan arkeolojik kazıların üzerinden tam 148 yıl geçti.
Bir başka ifadeyle, Bergama’nın yer altında sakladığı geçmişi ortaya çıkarmak için ilk resmi kazmanın vurulmasından bugüne yaklaşık bir buçuk asır geçti.
Ancak hikâye 1878’de başlamadı.
Bergama antik kentinin kalıntıları 19. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupalı gezginlerin ve araştırmacıların dikkatini çekmeye başlamıştı. 1860’lı yıllarda İzmir-Dikili-Bergama ulaşım güzergâhında çalışan Alman mühendis Carl Humann, Akropol çevresindeki antik kalıntıları yakından gördü ve özellikle Bizans surlarında kullanılan mimari ve heykeltıraşlık parçalarının önemini fark etti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı da Bergama’daki ilk araştırmaların 1865'te başladığını, resmi kazıların ise 1878-1886 arasında Alexander Conze ve Carl Humann tarafından yürütüldüğünü belirtiyor.
Böylece Bergama’nın modern arkeoloji tarihi başladı.
Ve bu tarih, yalnızca bir antik kentin kazılması değil; Avrupa arkeolojisinin gelişimi, Osmanlı döneminin eski eser politikaları, uluslararası bilim ilişkileri, kültür varlıklarının taşınması ve günümüzde Türkiye’de sürdürülen koruma çalışmalarının da önemli bir parçası haline geldi.
1865: Bergama yeniden keşfediliyor
Bugün Akropol'e çıkan herkesin gördüğü görkemli kalıntılar, 19. yüzyılın ortalarında büyük ölçüde toprağın ve sonraki dönem yapılaşmalarının altında bulunuyordu.
Bergama’nın geçmişi aslında hiçbir zaman tamamen unutulmamıştı. Antik kent, yüzyıllar boyunca farklı uygarlıkların yaşam alanı olmuştu. Ancak modern anlamda bilimsel arkeolojik araştırma başka bir şeydi.
Carl Humann’ın Bergama’ya ilgisi bu noktada önem kazandı.
Humann’ın mühendis olarak bölgedeki çalışmaları sırasında antik taşların özellikle Bizans surlarında yeniden kullanıldığını görmesi, onu kentin geçmişi üzerine daha fazla düşünmeye yöneltti.
Ortaya çıkan manzara çarpıcıydı:
Toprağın altında büyük bir Helenistik başkent bulunuyordu.
Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün araştırma tarihine ilişkin kayıtlarına göre, 1878’de Carl Humann, Berlin müzeleri adına Zeus Sunağı'nın friz levhalarını ortaya çıkarmaya yönelik çalışmalara başladı. Osmanlı makamlarının izniyle gerçekleştirilen kazılardan çıkarılan bazı parçalar Berlin’e götürüldü.
1878-1886: Zeus Sunağı ile dünya sahnesine çıkan Bergama
İlk büyük dönem, Bergama'nın adını dünya arkeoloji tarihine taşıyan keşiflerle başladı.
Kazıların merkezinde Akropol vardı.
Athena Kutsal Alanı, kraliyet sarayları, kütüphane, agoralar ve özellikle Zeus Sunağı ortaya çıkarıldı.
Bunların arasında hiç kuşkusuz en önemlisi Zeus Sunağı'ydı.
Bugün Berlin'deki Pergamonmuseum'a adını veren eser, II. Eumenes dönemiyle ilişkilendiriliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı da sunağı II. Eumenes dönemine tarihlendiriyor. Sunağın dış cephesindeki yaklaşık 113 metre uzunluğundaki Gigantomakhia frizi, Yunan mitolojisindeki tanrılar ile devler arasındaki mücadeleyi anlatıyor. İç avludaki Telephos frizi ise Pergamon'un efsanevi kurucusu Telephos'un hikâyesini işliyor.
Sunağın bugün Bergama'daki yerinde ise temel ve bazı basamaklar dışında anıtsal bütünlüğü bulunmuyor.
Bu durum, 148 yıllık Bergama kazı tarihinin en tartışmalı miraslarından birini de ortaya çıkarıyor:
Bergama'nın en ünlü eserlerinden biri bugün Bergama'da değil.
Berlin'e giden eserler
yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti'nin eski eser mevzuatı ve kazı izinleri çerçevesinde gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda Zeus Sunağı'nın önemli mimari ve heykeltıraşlık parçaları Almanya'ya gönderildi.
Bugün bunların en görkemli sunumu Berlin'deki Pergamonmuseum'un koleksiyonunda bulunuyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var:
Berlin'deki yapı, antik sunağın birebir korunmuş hali değildir. Müze, kazılardan götürülen özgün parçaların modern müzecilik ve restorasyon anlayışıyla yeniden bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir sunumdur.
Alman Arkeoloji Enstitüsü, Bergama kazılarının başlangıçta özellikle Zeus Sunağı'nın kabartmalarının ortaya çıkarılması amacı taşıdığını, ancak kısa süre içerisinde araştırmanın bütün antik kent organizasyonuna yöneldiğini belirtiyor.
Bu ayrıntı önemlidir.
Çünkü Bergama kazıları zaman içerisinde yalnızca “eser çıkarma” faaliyetinden, antik kentin bütününü anlama çabasına dönüşmüştür.
1900-1913: Kazı Akropol'den aşağıya iniyor
İkinci büyük dönem 20. yüzyılın başında başladı.
Wilhelm Dörpfeld döneminde araştırmalar Akropol'ün dışına doğru genişledi.
Amaç artık yalnızca sarayları ve kutsal alanları ortaya çıkarmak değildi.
Bergama'nın nasıl bir kent olduğu araştırılmaya başlandı.
Orta ve aşağı teraslarda kamu yapıları, kutsal alanlar, gymnasionlar, yerleşim alanları ve mezar yapıları incelendi.
Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün araştırma tarihine göre Dörpfeld, 1900-1911 arasında özellikle kentin orta ve alt kesimlerindeki kamu yapıları ve kutsal alanlar üzerinde çalıştı; ovanın tümülüsleri de araştırma kapsamına alındı.
Bergama'nın yalnızca kralların ve tanrıların şehri olmadığı böylece anlaşılmaya başladı.
Burada eğitim vardı.
Spor vardı.
Ticaret vardı.
Konutlar vardı.
Mezarlıklar vardı.
Gündelik yaşam vardı.
Ve bunların tamamı, antik Pergamon'un hikâyesinin parçalarıydı.
Gymnasion: Eğitim ve sporun kenti
Bergama'daki Gymnasion, antik dünyanın eğitim ve beden kültürünü anlamak açısından önemli yapılardan biri oldu.
Üç ayrı teras üzerine kurulan kompleksin farklı yaş gruplarına yönelik kullanıldığı, yazıtlar ve mimari buluntular üzerinden anlaşılmaktadır.
Bu yapı, Bergama'nın yalnızca görkemli tapınaklardan ibaret olmadığını gösteren önemli örneklerden biridir.
Kentin sosyal yapısını anlamak için Gymnasion kadar Demeter Kutsal Alanı, konutlar, agoralar ve üretim alanları da önem taşımaktadır.
1927-1939: Ara verilen kazılar yeniden başlıyor
Birinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki gelişmeler Bergama kazılarını da etkiledi.
Çalışmalar birkaç yıl kesintiye uğradı.
1927’de Theodor Wiegand yönetiminde yeniden başladı.
Bu dönem, özellikle Akropol, Kızıl Avlu ve Asklepion çevresindeki araştırmalar açısından önem taşıdı. Alman Arkeoloji Enstitüsü, kazıların 1927'de Wiegand yönetiminde yeniden başladığını ve Akropol'ün yanı sıra Kızıl Avlu'da da çalışmalar yürütüldüğünü belirtiyor.
Bergama'nın sağlık tarihindeki yeri de bu dönemde daha ayrıntılı biçimde ortaya konuldu.
Asklepion: Antik dünyanın sağlık merkezi
Bergama denildiğinde Akropol kadar önemli ikinci bir isim varsa, o da Asklepion'dur.
Antik dünyanın en tanınmış sağlık merkezlerinden biri olan Asklepion, yalnızca hastaların tedavi edildiği bir yer değildi.
Burada hekimler, tapınak görevlileri ve hastalar bir araya geliyor; tedavi, dini ritüeller ve psikolojik telkin unsurları iç içe bulunuyordu.
Yeraltı geçitleri, kutsal alanlar, tedavi yapıları, tiyatro ve diğer mimari unsurlar, antik çağın sağlık anlayışı hakkında önemli bilgiler vermektedir.
Bergama'nın tıp tarihindeki en önemli isimlerinden biri de Galenos'tur.
Bugün tıp tarihinin temel isimlerinden biri olarak kabul edilen Galenos'un Pergamon'da yetişmiş olması, kentin sağlık mirasına ayrı bir önem kazandırmaktadır.
1957: Kazılar savaş sonrasında yeniden başlıyor
İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Bergama kazıları yeniden kesintiye uğradı.
1957’de Erich Boehringer yönetiminde çalışmalar tekrar başladı.
Bu dönem özellikle Asklepion araştırmaları açısından önem taşıdı.
Alman Arkeoloji Enstitüsü'ne göre Boehringer'in çalışmaları ağırlıklı olarak Asklepion'a yöneldi. Athena Nikephoros Kutsal Alanı'nın aranması sonuç vermese de, Pergamon'un banliyöleri ve kent çevresi hakkında önemli bilgiler elde edildi.
Böylece Bergama kazıları bir kez daha başka bir aşamaya geçti:
Artık yalnızca anıtların değil, kentin çevresinin de araştırılması gerekiyordu.
1971-2005: “Bergama'da kimler yaşıyordu?”
1971 yılında kazı başkanlığı Wolfgang Radt'a geçti.
Bu dönem Bergama arkeolojisinde önemli bir zihniyet değişikliğine işaret etti.
Araştırmacılar artık sadece “hangi tapınak vardı?” sorusunu sormuyordu.
Yeni sorular ortaya çıktı:
İnsanlar nerede yaşıyordu?
Evleri nasıldı?
Ne yiyorlardı?
Nasıl üretim yapıyorlardı?
Su ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlardı?
Toplumun farklı kesimleri kentte nerelerde yaşıyordu?
Radt döneminde yerleşim arkeolojisi ve sosyal tarih daha fazla önem kazandı. Özellikle Akropol'ün güney yamacındaki konut dokusu üzerinde çalışmalar yürütüldü.
Alman Arkeoloji Enstitüsü, Radt döneminde Pergamon'un “yerleşim kenti”nin araştırılmasına ağırlık verildiğini ve zengin donanımlı Helenistik-Roma dönemine ait Bau Z olarak adlandırılan yapı kompleksinin ortaya çıkarıldığını belirtiyor. Aynı dönemde Trajaneum'un kısmi rekonstrüksiyonu gibi koruma projeleri de gerçekleştirildi.
Bu, 148 yıllık kazı tarihinin belki de en önemli dönüşümlerinden biridir:
Kralların Bergama'sından insanların Bergama'sına geçiş.
2006'dan günümüze: Yeni Bergama
2006 yılından itibaren kazılar Felix Pirson başkanlığında yürütülüyor.
Bugünün Bergama arkeolojisi, 19. yüzyılın kazı anlayışından çok farklı.
Artık yalnızca kazma ve kürekle yapılan klasik kazılardan söz etmiyoruz.
Jeofizik araştırmalar, dijital haritalama, mimari araştırmalar, çevre araştırmaları, antropoloji, arkeobotanik, arkeozooloji ve farklı disiplinlerin birlikte kullanıldığı geniş kapsamlı bir araştırma programı yürütülüyor.
Pirson döneminde özellikle Pergamon Mikro Bölgesi üzerine yoğunlaşan çalışmalar dikkat çekiyor.
Amaç yalnızca antik kenti değil, kentin çevresiyle olan ilişkisini de anlamak.
Tarım alanları…
Su kaynakları…
Yollar…
Mezarlıklar…
Taş ocakları…
Termal yapılar…
Kırsal yerleşimler…
Bunların tamamı Pergamon araştırmasının parçası haline geldi.
2019 çalışmalarında Pergamon çevresindeki arazi kullanımı, tümülüsler, amfitiyatro ve Asklepion çevresi araştırılırken; 2020'de Helenistik dönem mezar alanı, antik kent çevresindeki taş ocakları ve arazi kullanımı üzerine yeni bilgiler elde edildi.
2021 çalışmalarında ise Roma dönemine ait yapıların yanı sıra yeni mezar yapıları ve yerleşim tarihi üzerine araştırmalar sürdürüldü.
2025: Bergama'nın dijital haritası
148 yıllık kazı tarihinin geldiği noktanın en önemli göstergelerinden biri artık dijital arşivler.
2025 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından yayımlanan Pergamon Digital Map 2, antik kent ve çevresindeki bilinen mimari kalıntıları güncel kazı verileriyle bir araya getiriyor.
Harita; DAI kazıları, Bergama Müzesi ve geçmiş araştırmalardan elde edilen bilgileri birleştiriyor.
Üstelik yalnızca Almanca ve İngilizce değil, Türkçe olarak da sunuluyor.
Bu gelişme, 1878’de başlayan kazıların artık dijital arkeoloji çağında sürdüğünü gösteriyor.
Bergama'dan çıkan eserler bugün nerede?
İşte 148 yıllık kazı tarihinin Bergama açısından en hassas sorularından biri burada karşımıza çıkıyor.
Bergama kazılarında bulunan eserlerin tamamı Bergama'da mı?
Hayır.
Bugün Bergama'nın kültürel mirası farklı müze ve koleksiyonlara dağılmış durumda.
1. Berlin – Pergamonmuseum
En bilinen grup Berlin'dedir.
Başta Zeus Sunağı'nın büyük bölümünü oluşturan mimari ve heykeltıraşlık parçaları olmak üzere Pergamon kazılarından götürülen önemli eserler burada sergilenmektedir.
Ancak 2026 itibarıyla önemli bir güncelleme gerekiyor:
Pergamonmuseum şu anda ziyarete kapalıdır.
Müze, kapsamlı restorasyon nedeniyle 2023'ten beri tamamen kapalıdır. Berlin Devlet Müzeleri, müzenin büyük bölümünün 4 Haziran 2027'de yeniden açılacağını ve Zeus/Pergamon Sunağı'nın da yeniden ziyaretçilere sunulacağını açıklamıştır. Müzenin bazı bölümlerinin restorasyonu ise 2030'lu yıllara kadar sürecektir.
Dolayısıyla bugün “Zeus Sunağı Berlin'de sergileniyor” demek yerine, daha doğru ifade:
“Zeus Sunağı'nın Berlin'deki Pergamonmuseum koleksiyonunda bulunan büyük bölümü, müzenin restorasyonu nedeniyle şu anda ziyarete kapalı; 4 Haziran 2027'de yeniden açılması planlanıyor.”
2. İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Bergama'nın önemli eserlerinin bir başka adresi İstanbul'dur.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Osmanlı döneminde kurumsallaşan Müze-i Hümayun geleneğinin devamıdır ve koleksiyonlarında imparatorluk topraklarının farklı bölgelerinden getirilen çok sayıda eser bulunur.
Bergama kökenli eserler arasında Büyük İskender portresi de bulunmaktadır.
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün çevrimiçi koleksiyonunda yer alan “Portrait of Alexander the Great”, fiziksel konum olarak İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ni, buluntu yeri olarak ise Pergamon'u gösteriyor.
Bu eser, Bergama ile İstanbul arasındaki kültür varlığı bağlantısının dikkat çekici örneklerinden biridir.
3. Bergama Müzesi: Şehrin kendi hafızası
Ve üçüncü adres:
Bergama Müzesi.
Bergama'nın kendi müzesi 30 Ekim 1936'da ziyarete açıldı.
Müzenin kuruluşu da başlı başına ayrı bir Bergama hikâyesidir.
Kazılar sırasında ortaya çıkarılan eserlerin korunması amacıyla ilk dönemlerde kazı evinin bahçesinde küçük bir depo müzesi oluşturulmuştu.
1924'te bazı eserler kent merkezindeki bir yapıya taşındı.
Osman Bayatlı'nın çalışmalarıyla müze koleksiyonu genişledi.
1933'te bugünkü müze binasının temeli atıldı ve 30 Ekim 1936'da Bergama Müzesi ziyaretçilere açıldı.
Bugün müzenin koleksiyonu yalnızca Akropol'den ibaret değildir.
Asklepion…
Kızıl Avlu…
Musalla Mezarlığı…
Pitane…
Myrina…
Gryneion…
Kestel ve Yortanlı kurtarma kazıları…
Bergama merkezindeki arkeolojik alanlar…
Bunlardan elde edilen eserler müze koleksiyonunun farklı parçalarını oluşturuyor.
Müzede ayrıca Bergama'ya özgü Megara kaseleri, aplike seramikler, Pergamon sigillataları, kandiller ve kistophor sikkeleri gibi önemli arkeolojik malzeme grupları bulunuyor.
Yani Bergama Müzesi, yalnızca “Berlin'e gidemeyen eserlerin bulunduğu müze” değildir.
Bergama'nın kendi arkeolojik hafızasının ana merkezidir.
Kütüphane gerçekten 200 bin parşömene mi sahipti?
Bergama'nın en çok anlatılan hikâyelerinden biri de kütüphanedir.
Pergamon Kütüphanesi'nin antik dünyanın en önemli bilgi merkezlerinden biri olduğu konusunda kuşku yoktur.
Ancak burada gazetecilik açısından önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
“200 bin parşömen” ifadesi çoğu zaman kesin bir sayıymış gibi aktarılıyor.
Oysa bu sayı antik kaynaklardan gelen bir tahmindir.
Dolayısıyla haber dilinde:
“200 bin parşömen vardı”
yerine,
“Antik kaynaklarda kütüphanenin yaklaşık 200 bin ruloluk bir koleksiyona sahip olduğu aktarılır”
demek daha doğru olacaktır.
Çünkü antik kütüphanelerin koleksiyon sayılarına ilişkin rakamların doğruluğu modern arkeoloji açısından kesin olarak kanıtlanmış değildir.
Bu nedenle Bergama'nın kütüphane hikâyesini büyütmek yerine, antik dünyanın bilgi üretim ve aktarım merkezlerinden biri olması üzerinden değerlendirmek daha bilimsel olacaktır.
Parşömen meselesi: Bergama'nın en ünlü hikâyelerinden biri
Bergama'nın adı “parşömen” ile özdeşleşmiştir.
Antik dünyada yazı malzemesine duyulan ihtiyaç, Pergamon'un entelektüel rekabetinin önemli unsurlarından biri olarak anlatılır.
Ancak burada da gazetecinin dikkat etmesi gereken nokta vardır.
“Parşömen Bergama'da icat edildi” ifadesi kesin bir tarihsel gerçek olarak kullanılmamalıdır.
Daha doğru ifade:
“Parşömenin Pergamon ile özdeşleşmesi, antik kentteki güçlü yazı ve kütüphane kültürünün önemli göstergelerinden biridir.”
Böylece efsane ile tarih arasındaki çizgi korunmuş olur.
148 yılda değişen yalnızca kazı değil, bakış açısı oldu
Bergama kazılarının 148 yıllık tarihine yukarıdan bakıldığında aslında dört değil, birbirini tamamlayan birkaç farklı dönem görülüyor.
İlk dönem:
Anıtsal eserlerin ve özellikle Zeus Sunağı'nın ortaya çıkarılması.
İkinci dönem:
Akropol'den aşağıya inerek kamu yapıları ve kutsal alanların araştırılması.
Üçüncü dönem:
Asklepion, Kızıl Avlu ve kentin sağlık, din ve kültür yapısının incelenmesi.
Dördüncü dönem:
Konutların, sosyal dokunun ve sıradan insanların yaşamının araştırılması.
Bugünkü dönem:
Kent, çevre, doğa, ekonomi, ulaşım, su, tarım, mezarlıklar ve mikro bölge ilişkileriyle birlikte bütünsel Pergamon araştırması.
Bu nedenle 148 yıllık Bergama kazıları aslında tek bir kazı değildir.
148 yıllık bir bilimsel düşünce değişimidir.
Ve hâlâ bitmedi…
Belki de bu araştırmanın en çarpıcı tarafı burada.
Bergama kazıları bitmiş değildir.
Bugün bile antik kentin tamamının bilindiğini söylemek mümkün değildir.
Yeni teknolojiler, daha önce fark edilmeyen yapıların ve yerleşim ilişkilerinin ortaya çıkarılmasını sağlıyor.
Örneğin son dönem araştırmalarında kuzey yamaçtaki Helenistik dönem mezarlık alanları, Roma dönemine ait yapılar, amfitiyatro, Asklepion çevresindeki arazi kullanımı ve Bergama'nın çevresindeki antik arazi düzenlemeleri araştırılıyor.
2025'te yayımlanan dijital harita ise geçmişteki kazı kayıtlarını güncel araştırmalarla bir araya getirerek Pergamon'un topografyasını yeniden okumaya imkân sağlıyor.
Dolayısıyla 1878'de başlayan hikâye bugün hâlâ devam ediyor.
Son söz: Bergama'nın sorusu artık yalnızca “Ne çıktı?” olmamalı
148 yıl boyunca Bergama toprağından sayısız eser çıktı.
Kralların sarayları bulundu.
Tapınaklar ortaya çıkarıldı.
Zeus Sunağı dünya müzeciliğinin en tartışmalı eserlerinden biri haline geldi.
Kütüphane bulundu.
Gymnasion bulundu.
Asklepion bulundu.
Kızıl Avlu araştırıldı.
Konutlar bulundu.
Mezarlar bulundu.
Sikkeler, seramikler, heykeller, yazıtlar ve gündelik yaşamın küçük parçaları gün ışığına çıkarıldı.
Ama artık Bergama için sorulması gereken soru yalnızca:
“Yer altından daha ne çıkacak?”
olmamalı.
Asıl soru şu:
“Çıkanların hikâyesini Bergama'da nasıl anlatacağız?”
Çünkü 148 yıllık kazı tarihinin sonunda elimizde yalnızca taşlar ve heykeller yok.
Bir kentin hafızası var.
Bir uygarlığın bilim, sanat, sağlık, eğitim ve şehircilik mirası var.
Ve bu mirasın önemli bir bölümü bugün Bergama'nın dışında bulunuyor.
Berlin'de, İstanbul'da ve dünyanın farklı koleksiyonlarında Bergama'ya ait eserler var.
Bergama'da ise bu büyük mirasın toprağı, kalıntıları ve devam eden arkeolojik araştırması duruyor.
Belki de 149. yılın eşiğinde Bergama'nın önündeki en önemli görev, yeni eserler bulmaktan önce, 148 yıldır ortaya çıkarılan bu büyük mirası kendi tarihsel bütünlüğü içinde yeniden anlatmak ve dünyaya sunmak olmalıdır.
Çünkü Bergama'nın arkeolojik hikâyesi henüz tamamlanmadı.
1878'de toprağa vurulan ilk kazma, bugün hâlâ yankılanıyor.
“148 Yıllık Kronoloji” — 1865 / 1878 / 1886 / 1900 / 1911-13 / 1927 / 1939 / 1957 / 1971 / 2006 / 2025 / 2027.
Kaynak:Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün Pergamon kazı tarihi ve güncel araştırma kayıtları, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Bergama ve Bergama Müzesi sayfaları, Berlin Devlet Müzeleri'nin Pergamonmuseum kayıtları ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün eser kayıtları. Bu kaynaklar, yazıdaki kronoloji ve eserlerin bugünkü konumları konusunda özellikle esas alınmıştır.

