BIST 100
12.265,98 0,43%
DOLAR
49,3088 0,10%
EURO
55,2492 -0,20%
GRAM ALTIN
6.644,78 1,51%
BITCOIN
82.988,00 0,02%
FAİZ
39,59 -0,40%
GÜMÜŞ GRAM
96,37 2,79%
GBP/TRY
65,3129 -0,08%
EUR/USD
1,1200 -0,10%
BRENT PETROL
102,90 0,30%
ÇEYREK ALTIN
10.864,21 1,51%
İzmir Parçalı Az Bulutlu
İzmir hava durumu
16 °

HABER

Görüntüler İstanbul Havalimanı'ndan! Yer hizmetleri aracıyla kokain sevkiyatı kamerada

Görüntüler İstanbul Havalimanı’ndan! Yer hizmetleri aracıyla kokain sevkiyatı kamerada

Bir ihbarı değerlendiren gümrük ekipleri İstanbul Havalimanı D kapısından kutuların içinden kokainin personel tarafından ülkeye sokularak teslim edildiği görüldü. Bunun üzerine görüntülerini değerlendiren ekipler belirlenen şahısların kutular içerisinde uyuşturucu maddeleri ülkeye sokmak istediklerini tespit etti. Yapılan operasyonda aralarında bir yer hizmeti şirketinde çalıştığı tespit edilen kişilerinde bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınırken, ele geçirilen kolilerin içerisinde 47 kilo 34 gram kokain ele geçirildi.
İlginizi Çekebilir
5 KİŞİ TUTUKLANDI
İstanbul Havalimanı D Kapısı’nda 2 koli içinde toplam 47 kilo 34 gram kokain olduğu değerlendirilen toz madde ele geçirildi. İlk olarak kolileri uçak altından alıp D Kapısı’na getiren yer hizmetleri personeli C.Ç. ile S.A. ilk olarak gözaltına alındı.2 şüphelinin ifadeleri doğrultusunda, kolilerin alınması talimatını verdiği değerlendirilen operasyon kontrol merkezi memuru S.A. ile kargo vardiya müdürü M.G. hakkında da işlem başlatıldı. S.A. gözaltına alınırken, adresinde bulunamayan M.G. hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı. Kolileri teslim almaya geldiği belirlenen A.A., ekipleri fark edince olay yerinden kaçtı. Firari durumda bulunan 1 şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarılırken, firari şüphelinin babası S.A. ile eşi G.M.A. gözaltına alındı.
AVM’lere girişlerde ücret alınacak mı? DMM’den açıklama geldi

2 ŞÜPHELİ ARANIYOR
Olay günü D Kapısı’nda görevli gümrük muhafaza memurları A.E.T. ile İ.Y. de soruşturmaya dahil edildi. Gözaltına alınan 2 memur işlemlerinin tamamlanmasının ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 2 şüphelinin ifadeleri sonrası dosya Dilucu Gümrük Müdürlüğü’ne uzandı. Burada görev yapan gümrük muhafaza memuru S.K., Iğdır’da gözaltına alındı. İstanbul’a getirilen şüpheli tutuklandı. 2 firari şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürüyor. Diğer yandan soruşturma kapsamında, kokainin havalimanı içindeki sevk zinciri ve bağlantılı personel ağıyla ilgili çok yönlü incelemenin sürdüğü öğrenildi.

GÜVENLİK KAMERALARI KAYDETTİ
Diğer yandan uyuşturucu sevkiyatı güvenlik kameraları tarafından kaydedildi. Görüntülerde kolilerin 2 kişi tarafından yer hizmetlerine ait araçla D kapısına getirilişi ve turnike üzerine bırakıldığı anlar görülüyor. Daha sonra 1 gümrük memuru kolilerin bulunduğu yere geliyor. Bu sırada kolilerin X-ray cihazından geçirilmesi, ardından da açıldığı anlar görüntülere yansıyor. Kolileri getiren personelin gözaltına alındığı anlar da görüntülerde yer alıyor.
‘Takipsizlik” dosyaları özel birim! Bakan Gürlek’ten Gülistan Doku açıklaması: Önemli olan mezarın yerini bulmak
Yüreğir Belediye Başkanı görevinden uzaklaştırıldı…

Mucize burada başladı: İlk görev yerim tabelası bile olmayan bir yerdi

Mucize burada başladı: İlk görev yerim tabelası bile olmayan bir yerdi

Bartın Eskiemirler’de 6 yıl görev yapan ebe Dilek Uzunkulakoğlu, Kuran kurslarında kadınlara, kahvehanede erkeklere genel sağlık eğitimleri verdi. Kadın ve çocuklara istismar farkındalığına yönelik eğitimler veren Uzunkulakoğlu, ev ziyaretlerinde bulunarak kadınları kanser taraması konusunda bilgilendirdi. Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde gönüllü olarak çalışan Uzunkulakoğlu, 3 yıl önce Ankara’daki Bilkent Şehir Hastanesi’ne tayin oldu. Uzunkulakoğlu, şehirden kırsala yaşadığı deneyimleri 21-28 Nisan Ebeler Haftası’nda anlattı.

‘İKNA ETTİĞİM BİR KADIN ERKEN EVRE KANSER ÇIKTI’
Dilek Uzunkulakoğlu, köyde ebelik yapmanın farklı görev ve sorumluluk yüklediğini söyleyerek, “İlk görev yerim tabelası bile olmayan bir yerdi. Çünkü uzun zamandır ebe gitmeyen bir köyden bahsediyorum. Birçok şey çok zorluydu. Çünkü bazen yollar kapanıyordu, arabamla inemiyordum mesela. Bazen elektriğin, suyun 4-5 gün gelmediği zamanlar oluyordu. Ve merkeze uzak bir köy olduğu için bazen ambulans bile çıkamıyorduk. O yüzden benim için zorlu bir süreç olacakmış hissiyatı vardı. Hem yöneten hem planlayan olduğum için eğitimler düzenliyordum. Mesela kadınları Kuran kursunda toplayıp eğitimler veriyordum, kahvehaneye gidip erkeklere orada eğitimler veriyordum. Çocuklara özellikle istismar farkındalığıyla ilgili eğitimler veriyordum. HPV taramaları için kadınları teker teker arayıp ikna etmeye çalışıyordum. Benim için en unutulmaz an ikna ettiğim kadınlardan birine ilk evre kanser tanısı konmuş olması ve sonradan bir araya gelip bana teşekkür etmesiydi” diye konuştu.
Görüntüler İstanbul Havalimanı’ndan! Yer hizmetleri aracıyla kokain sevkiyatı kamerada

‘ARKADAŞIMIN MEZARINI BULUP DUA ETTİM’
Sonrasında gönüllü olarak Hatay’a gittiğini belirten Uzunkulakoğlu, “Orada gezici ekipteydim. Aşılara çıkıyorduk ya da köyleri geziyorduk. Beni orada en çok etkileyen şey birçok şehirden, farklı alanlardan bir araya gelmiş olmamızdı. Ama öyle bir ekip kurduk ki o ekipte sanki yıllardır birlikte çalışıyormuşuz havası olması beni çok etkiledi. Ve oradaki insanların umudu beni çok etkiledi. Çünkü her yer çok kötü; ama herkes bir şeylerin güzel olacağına inanıyor; bu inanılmaz etkiledi beni. Bir de beni en çok etkileyen şeylerden biri, çok yakın bir arkadaşımı kaybettim depremde. Ve onu hiç tanımayan insanlarla onun mezarını bulup onun için dua ettim. O yüzden bu benim için ekstra kıymetli geliyor” dedi.
‘EBELER OLARAK İYİ Kİ VARIZ DİYORUM’
Ebeler Haftası’nın içinde Çocuk Bayramı’nı da barındırmasına dikkat çeken Uzunkulaoğlu, “Ebelik, görünenden hep daha fazlası; bir hayatla başlıyor aslında. Bir toplumu güçlendiriyor. İşini seven, özveriyle yapan, bir annenin, bir çocuğun hayatına dokunan, bir nesle bir şeyler öğreten, kadınların en unutulmaz, en özel anını gülerek hatırlayacakları bir ana dönüştüren bütün meslektaşlarımın Ebeler Haftası’nı kutluyorum. Çünkü ben biliyorum ki dünyaya sadece bir bebek gelmiyor; aslında bakarsanız bir kadından da bir anne doğuyor. O yüzden ebeler olarak ‘İyi ki varız’ diyorum” ifadelerini kullandı. (DHA)
Böcek ailesi faciasında ilk duruşma: Ölüm zinciri böyle başladı: Google puanı yüksek diye seçtik
…

SON DAKİKA HABERİ: Böcek ailesi faciasında ilk duruşma! 'Google puanı yüksek diye seçtik'

SON DAKİKA HABERİ: Böcek ailesi faciasında ilk duruşma! ‘Google puanı yüksek diye seçtik’

Çiğdem ve Servet Böcek çifti geçtiğimiz yıl çocukları 6 yaşındaki Muhammet Böcek ve 3 yaşındaki Masal Böcek ile Almanya’dan İstanbul’a tatile gelmişti. Fatih’te kaldıkları otelde zehirlenme şüphesiyle hastaneye giden aile burada yapılan tedavinin ardından yeniden otele dönmüşlerdi. Ancak gece yeniden rahatsızlanan aile tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Yapılan otopsi sonucunda ailenin otelde kullanılan böcek ilacından zehirlendikleri ortaya çıkmıştı.

İlginizi Çekebilir
HAKİM KARŞISINA ÇIKTILAR
Soruşturmanın ardından otel sahibi ve ilaçlama şirketinin sahibinin de arasında olduğu 6 sanık hakkında dava açıldı. Açılan davanın ilk duruşması bugün İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Duruşmaya 5’i tutuklu 6 sanık ve avukatları katıldı. İddianamenin okunmasının ardından ilk olarak otel sahibi olan tutuklu sanık Hakan Oğlak savunma yaptı.

“ODA İLAÇLANDIKTAN SONRA 2 GÜN KAPALI KALDI”
Olayın yaşandığı dönem bacaklarındaki sıkıntı nedeniyle otelle ilgilenemediğini anlatan Hakan Oğlak, “Benim canım feda olsaydı da bu aile ölmeseydi. Malım mülküm yansaydı ya bu aile yaşasaydı” dedi. Olaydan önce otelden aradıklarını ve haşere sorunu olduğunu söylediklerini anlatan Oğlak, “Ne yapalım dediler. Ben de ilaçlama şirketini arayın dedim. Bildiğim kadarıyla birkaç gün sonra gelip ilaçlamışlar. Biz o ilaçlanan odayı iki gün kapalı tuttuk” dedi.

“ÖLÜMLERİN İLAÇLAMAYA BAĞLI OLDUĞUNA İNANMIYORUM”
İlaçlama şirketini seçme sebebinin ise Google puanının yüksek olması olduğunu söyleyen Hakan Oğlak, “101 numaralı odada yapılan ilaçlamanın 102 numaralı odayı etkilemesi imkansızdır. Çünkü iki oda arasında havalandırma yolu yok. Biz daha önce de ilaçlama yaptık ama kimse bundan zarar görmedi. Ölümlerinin ilaçlama bağlı olduğuna inanmıyorum. İlaçlamayı zaten ben yapmadım. Otelde yapılan incelemelerde bile ilaçlama şirketinin sertifikasının olup olmadığını, tarım ve ilçe ekipleri bile anlayamadı ben nasıl bilebilirim ki?” dedi.
Fatih’te ikinci Böcek ailesi vakası! Hollandalı iki kardeş can verdi… Midelerinde yine aynı zehir
“BENİM BİR İHMALİM YOK”
İşlemediği bir suç yüzünden 5 aydır tutuklu olduğunu söyleyen Oğlak, “Benim bu olayda ihmalim ya da kusurum yok. Ben bu ilaçlamayı profesyonel bir firmaya yaptırdım. Ben bu ilaç firmasının ruhsatının iptal edildiğini nereden bilebilirdim?” dedi.
“OTELİN KAPISINI KİLİTLEYİP ÇIKTIM”
Resepsiyon görevlisi olan tutuklu sanık Muhammad Moeen Ud In Chıshtı ise yaptığı savunmada 101 numaralı odanın ilaçlamadan dolayı kapalı olduğunu söyleyerek, “Olay günü Servet Böcek ve Çiğdem Böcek çocuklarının yedikleri şeylerden dolayı kustuğunu söyleyerek odayı temizlememizi söylediler. Biz de odayı temizledik. Gece 12 gibi otelde kusma kokusu vardı. Gece 1 gibi acıktığım için yemek yemek için dışarı çıktım. Otelin kapısını kilitledim, anahtarı da cama yapıştırdım” dedi.

Otele döndükten sonra kapının önünde ambulans gördüğünü anlatan sanık, “Kapıyı açtım ve aileye yardım ettim. Bu olaydan dolayı çok üzgünüm. İlaçlamadan benim haberim yoktu. Bana bir şey demediler. Ben bu otelde geçici çalışıyordum” dedi.
İLAÇLAMA ŞİRKETİNİN SAHİBİ: İLAÇLAMA İŞİYLE HİÇBİR BİLGİM YOK
Muhammad Moeen Ud In Chıshtı’nın ardından ilaçlama şirketinin sahibi olan tutuklu sanık Zeki Kışı savunmasını yaptı. “Şirketin 2019 yılında sertifikası vardı” diyen sanık Zeki Kışı, “İlaçların isimleri var. İlaçların neye iyi geldiğini ustalar bilir. Ben ilaç satın almam, ayarladığım ustalara parayı veririm, ilacı onlar alır. Benim ilaçlama işiyle ilgili hiçbir bilgim yok. Ben sadece firma sahibiyim. İşlemlerle alakalı bilgim yok. Tek bilgim, 2-3 ay eğitim aldık, bu kadar. Biz çalışanlara eğitim vermedik” dedi.
MAHKEME BAŞKANININ SORUSUNA CEVAP VEREMEDİ
Bu savunma üzerine mahkeme başkanı sanığa tepki göstererek, “Kimse hakkında bilgin yok, ilaç hakkında bilgin yok, çalıştırdığın insanlar işin ehli değil, bu işin olabileceğini ön görmedin mi?” dedi. Sanık mahkeme başkanının sorusunu yanıtsız bıraktı.
İDDİANAMEDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Kadir Muhammet Böcek (6), Masal Böcek (3), anne Çiğdem Böcek ile baba Servet Böcek “maktul”, 2 kişi “müşteki” ve 6 kişi ise “şüpheli” olarak yer alıyor.
İddianamede, Fatih’te 13 Kasım 2025’te yaşanan zehirlenme olayında Çiğdem Böcek, Kadir Muhammet Böcek ve Masal Böcek’in zehirlenme sonucu hayatlarını kaybettiği ve aynı olaydan dolayı tedavi gören baba Servet Böcek’in de 17 Kasım 2025’te hayatını kaybettiği anlatılıyor.
Hayatını kaybeden maktullerin sağlık durumu nedeniyle beyanlarının alınamadığı, olayın ilk aşamada gıda zehirlenmesi sebebiyle olduğunun değerlendirildiği belirtilen iddianamede, mağdurların olay öncesi yemek yediği yerlerle ilgili olarak soruşturmanın genişletildiği, bu kapsamda mağdurların kokoreç, midye, lokum, unlu mamul yedikleri ve meşrubat içtikleri işletme sahiplerinin tespit edildiği belirtiliyor.
İddianamede, tespit edilen iş yerlerindeki ürünlerden alınan örneklerin İlçe Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğüne teslim edildiği, dosyaya gelen Adli Tıp İhtisas Kurulu Raporu’na göre maktullerin ölüm sebebinin kaldıkları oteldeki böcekleri öldürmek için uygulanan ilaca bağlı zehirlenmeden kaynaklandığı kaydediliyor.
Olayın yaşandığı oteli ilaçlayan şüpheli Doğan Cağferoğlu’nun, herhangi bir sertifika kaydına rastlanmadığı ve izinsiz olarak biyosidal ürün uygulaması yaptığı raporda anlatılıyor.
1. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan otopsi raporuna göre, kişilerin ölümünün kalmakta oldukları otelde böcekleri öldürmek amacıyla uygulanan ilaca bağlı zehirlenme sonucu meydana geldiği iddianamede yer alıyor.
İddianamede yer verilen bilirkişi raporunda, yaşanan olayda ölümlerin gıda zehirlenmesi sonucunda gerçekleşmediği, bu nedenle dosyada adı geçen gıda işletmelerinin olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığı belirtiliyor.
Bilirkişi raporunda, yanlış kimyasal (Alüminyum fosfit) kullanılması, yetkisiz personel çalıştırılması ve gerekli güvenlik önlemleri alınmadan işlem yapılması nedeniyle, sertifikasız ve izinsiz faaliyet gösteren ilaçlama firması yetkilileri şüpheliler Zeki Kışı ve Serkan Kışı’nın asli kusurlu oldukları iddianamede belirtiliyor.
İddianamede, ilaçlama firması çalışanı şüpheli Doğan Cağferoğlu’nun ilaçlama konusunda herhangi bir sertifikası, bilgisi ve deneyimi olmamasına rağmen işlemi gerçekleştirdiği için asli kusurlu olduğu aktarılıyor.
Otelin sahibi şüpheli Hakan Oğlak’ın yetkisiz ve ehliyetsiz kişilerle çalışarak, uygun olmayan biyosidal ürünlerle, iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmaksızın ilaçlama faaliyetinin yürütülmesine onay verdiği, kimyasal risk içeren ilaçlama işlemi sırasında oteli tahliye etmeyip acil durum personeli bulundurmayarak konaklayanların can güvenliğini sağlama konusundaki özen yükümlülüğünü ağır biçimde ihlal ettiğinden asli kusurlu olduğu iddianamede yer alan raporda belirtiliyor.
Hazırlanan iddianamede, şüpheliler Serkan Kışı, Zeki Kışı, Doğan Cağferoğlu, Hakan Oğlak ve Muhammad Moeen Ud In Chıshtı’nın, “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6’şar ay hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.
İddianamede, Rustemsha Batyrov hakkında ise “taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
…

Böcek ailesi faciasında ilk duruşma: Ölüm zinciri böyle başladı: Google puanı yüksek diye seçtik

Böcek ailesi faciasında ilk duruşma: Ölüm zinciri böyle başladı: Google puanı yüksek diye seçtik

Çiğdem ve Servet Böcek çifti geçtiğimiz yıl çocukları 6 yaşındaki Muhammet Böcek ve 3 yaşındaki Masal Böcek ile Almanya’dan İstanbul’a tatile gelmişti. Fatih’te kaldıkları otelde zehirlenme şüphesiyle hastaneye giden aile burada yapılan tedavinin ardından yeniden otele dönmüşlerdi. Ancak gece yeniden rahatsızlanan aile tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Yapılan otopsi sonucunda ailenin otelde kullanılan böcek ilacından zehirlendikleri ortaya çıkmıştı.

İlginizi Çekebilir
HAKİM KARŞISINA ÇIKTILAR
Soruşturmanın ardından otel sahibi ve ilaçlama şirketinin sahibinin de arasında olduğu 6 sanık hakkında dava açıldı. Açılan davanın ilk duruşması bugün İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Duruşmaya 5’i tutuklu 6 sanık ve avukatları katıldı. İddianamenin okunmasının ardından ilk olarak otel sahibi olan tutuklu sanık Hakan Oğlak savunma yaptı.

“ODA İLAÇLANDIKTAN SONRA 2 GÜN KAPALI KALDI”
Olayın yaşandığı dönem bacaklarındaki sıkıntı nedeniyle otelle ilgilenemediğini anlatan Hakan Oğlak, “Benim canım feda olsaydı da bu aile ölmeseydi. Malım mülküm yansaydı ya bu aile yaşasaydı” dedi. Olaydan önce otelden aradıklarını ve haşere sorunu olduğunu söylediklerini anlatan Oğlak, “Ne yapalım dediler. Ben de ilaçlama şirketini arayın dedim. Bildiğim kadarıyla birkaç gün sonra gelip ilaçlamışlar. Biz o ilaçlanan odayı iki gün kapalı tuttuk” dedi.

“ÖLÜMLERİN İLAÇLAMAYA BAĞLI OLDUĞUNA İNANMIYORUM”
İlaçlama şirketini seçme sebebinin ise Google puanının yüksek olması olduğunu söyleyen Hakan Oğlak, “101 numaralı odada yapılan ilaçlamanın 102 numaralı odayı etkilemesi imkansızdır. Çünkü iki oda arasında havalandırma yolu yok. Biz daha önce de ilaçlama yaptık ama kimse bundan zarar görmedi. Ölümlerinin ilaçlama bağlı olduğuna inanmıyorum. İlaçlamayı zaten ben yapmadım. Otelde yapılan incelemelerde bile ilaçlama şirketinin sertifikasının olup olmadığını, tarım ve ilçe ekipleri bile anlayamadı ben nasıl bilebilirim ki?” dedi.
Fatih’te ikinci Böcek ailesi vakası! Hollandalı iki kardeş can verdi… Midelerinde yine aynı zehir
“BENİM BİR İHMALİM YOK”
İşlemediği bir suç yüzünden 5 aydır tutuklu olduğunu söyleyen Oğlak, “Benim bu olayda ihmalim ya da kusurum yok. Ben bu ilaçlamayı profesyonel bir firmaya yaptırdım. Ben bu ilaç firmasının ruhsatının iptal edildiğini nereden bilebilirdim?” dedi.
“OTELİN KAPISINI KİLİTLEYİP ÇIKTIM”
Resepsiyon görevlisi olan tutuklu sanık Muhammad Moeen Ud In Chıshtı ise yaptığı savunmada 101 numaralı odanın ilaçlamadan dolayı kapalı olduğunu söyleyerek, “Olay günü Servet Böcek ve Çiğdem Böcek çocuklarının yedikleri şeylerden dolayı kustuğunu söyleyerek odayı temizlememizi söylediler. Biz de odayı temizledik. Gece 12 gibi otelde kusma kokusu vardı. Gece 1 gibi acıktığım için yemek yemek için dışarı çıktım. Otelin kapısını kilitledim, anahtarı da cama yapıştırdım” dedi.

Otele döndükten sonra kapının önünde ambulans gördüğünü anlatan sanık, “Kapıyı açtım ve aileye yardım ettim. Bu olaydan dolayı çok üzgünüm. İlaçlamadan benim haberim yoktu. Bana bir şey demediler. Ben bu otelde geçici çalışıyordum” dedi.
İLAÇLAMA ŞİRKETİNİN SAHİBİ: İLAÇLAMA İŞİYLE HİÇBİR BİLGİM YOK
Muhammad Moeen Ud In Chıshtı’nın ardından ilaçlama şirketinin sahibi olan tutuklu sanık Zeki Kışı savunmasını yaptı. “Şirketin 2019 yılında sertifikası vardı” diyen sanık Zeki Kışı, “İlaçların isimleri var. İlaçların neye iyi geldiğini ustalar bilir. Ben ilaç satın almam, ayarladığım ustalara parayı veririm, ilacı onlar alır. Benim ilaçlama işiyle ilgili hiçbir bilgim yok. Ben sadece firma sahibiyim. İşlemlerle alakalı bilgim yok. Tek bilgim, 2-3 ay eğitim aldık, bu kadar. Biz çalışanlara eğitim vermedik” dedi.
MAHKEME BAŞKANININ SORUSUNA CEVAP VEREMEDİ
Bu savunma üzerine mahkeme başkanı sanığa tepki göstererek, “Kimse hakkında bilgin yok, ilaç hakkında bilgin yok, çalıştırdığın insanlar işin ehli değil, bu işin olabileceğini ön görmedin mi?” dedi. Sanık mahkeme başkanının sorusunu yanıtsız bıraktı.
İDDİANAMEDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Kadir Muhammet Böcek (6), Masal Böcek (3), anne Çiğdem Böcek ile baba Servet Böcek “maktul”, 2 kişi “müşteki” ve 6 kişi ise “şüpheli” olarak yer alıyor.
İddianamede, Fatih’te 13 Kasım 2025’te yaşanan zehirlenme olayında Çiğdem Böcek, Kadir Muhammet Böcek ve Masal Böcek’in zehirlenme sonucu hayatlarını kaybettiği ve aynı olaydan dolayı tedavi gören baba Servet Böcek’in de 17 Kasım 2025’te hayatını kaybettiği anlatılıyor.
Hayatını kaybeden maktullerin sağlık durumu nedeniyle beyanlarının alınamadığı, olayın ilk aşamada gıda zehirlenmesi sebebiyle olduğunun değerlendirildiği belirtilen iddianamede, mağdurların olay öncesi yemek yediği yerlerle ilgili olarak soruşturmanın genişletildiği, bu kapsamda mağdurların kokoreç, midye, lokum, unlu mamul yedikleri ve meşrubat içtikleri işletme sahiplerinin tespit edildiği belirtiliyor.
İddianamede, tespit edilen iş yerlerindeki ürünlerden alınan örneklerin İlçe Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğüne teslim edildiği, dosyaya gelen Adli Tıp İhtisas Kurulu Raporu’na göre maktullerin ölüm sebebinin kaldıkları oteldeki böcekleri öldürmek için uygulanan ilaca bağlı zehirlenmeden kaynaklandığı kaydediliyor.
Olayın yaşandığı oteli ilaçlayan şüpheli Doğan Cağferoğlu’nun, herhangi bir sertifika kaydına rastlanmadığı ve izinsiz olarak biyosidal ürün uygulaması yaptığı raporda anlatılıyor.
1. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan otopsi raporuna göre, kişilerin ölümünün kalmakta oldukları otelde böcekleri öldürmek amacıyla uygulanan ilaca bağlı zehirlenme sonucu meydana geldiği iddianamede yer alıyor.
İddianamede yer verilen bilirkişi raporunda, yaşanan olayda ölümlerin gıda zehirlenmesi sonucunda gerçekleşmediği, bu nedenle dosyada adı geçen gıda işletmelerinin olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığı belirtiliyor.
Bilirkişi raporunda, yanlış kimyasal (Alüminyum fosfit) kullanılması, yetkisiz personel çalıştırılması ve gerekli güvenlik önlemleri alınmadan işlem yapılması nedeniyle, sertifikasız ve izinsiz faaliyet gösteren ilaçlama firması yetkilileri şüpheliler Zeki Kışı ve Serkan Kışı’nın asli kusurlu oldukları iddianamede belirtiliyor.
İddianamede, ilaçlama firması çalışanı şüpheli Doğan Cağferoğlu’nun ilaçlama konusunda herhangi bir sertifikası, bilgisi ve deneyimi olmamasına rağmen işlemi gerçekleştirdiği için asli kusurlu olduğu aktarılıyor.
Otelin sahibi şüpheli Hakan Oğlak’ın yetkisiz ve ehliyetsiz kişilerle çalışarak, uygun olmayan biyosidal ürünlerle, iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmaksızın ilaçlama faaliyetinin yürütülmesine onay verdiği, kimyasal risk içeren ilaçlama işlemi sırasında oteli tahliye etmeyip acil durum personeli bulundurmayarak konaklayanların can güvenliğini sağlama konusundaki özen yükümlülüğünü ağır biçimde ihlal ettiğinden asli kusurlu olduğu iddianamede yer alan raporda belirtiliyor.
Hazırlanan iddianamede, şüpheliler Serkan Kışı, Zeki Kışı, Doğan Cağferoğlu, Hakan Oğlak ve Muhammad Moeen Ud In Chıshtı’nın, “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6’şar ay hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.
İddianamede, Rustemsha Batyrov hakkında ise “taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
…

SON DAKİKA GÜLİSTAN DOKU HABERLERİ! Bakan Gürlek: Önemli olan mezarın yerini bulmak

SON DAKİKA GÜLİSTAN DOKU HABERLERİ! Bakan Gürlek: Önemli olan mezarın yerini bulmak

ASLIHAN ALTAY KARATAŞ -Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşen Kabine toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gürlek, Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada 11 tutuklu bulunduğunu, dönemin valisi ile ilgili sürecin devam ettiğini ifade eden Gürlek, “Soruşturma devam ediyor. Başsavcımız takip ediyor” dedi.
Aile yerine eski Vali teşhis etti: Bu Gülistan değil
“ÖNEMLİ OLAN MEZARIN YERİNİ BULMAK”
Gülistan Doku’ya ait cesete ulaşılıp ulaşılmadığı sorusu üzerine Gürlek, “İşte önemli olan bu mezarın yerini bulmak. Cesedin yerini tespit etmek. Çalışma yürütüyor arkadaşlar” yanıtını verdi.

“ÖZEL BİRİM TİTİZLİKLE ÜSTÜNE GİDECEK”
Adalet Bakanlığı’nda daha önce takipsizlik kararı verilen dosyalar için özel bir birim kurduklarını söyleyen Gürlek, şunları kaydetti:
“Biz bir birim kurduk. İşte faili meçhuller, daha önce takipsizlik falan verilen tüm dosyalar tek tek inceleniyor. İncelenip eksik ve aksak noktalar var mı diye bakılacak. Özellikle toplumda böyle hassasiyet oluşturan, infial oluşturanlar. Tabii herkesin davası kendi için önemli, ama toplumda hassasiyet oluşturan davalara ilişkin bir birim kurduk, oraya çektik bunları. Şimdi bir de tecrübeli gözlerin bakması farklı olur. Gülistan’dan sonra tabii bir beklenti var, ama her dosya illa öyle olacak diye bir şey yok yani. Ama kararlıklıkla ve titizlikle üstüne gidilecek.”

Son dakika: Gülistan soruşturma! Gözaltına alınan eski Vali Sonel’den ilk görüntü… Adliyede 73 soru…

Eşini bıçakla kovaladı, evi kurşunlayıp otomobili yakıldı! Trafikte kan donduran görüntü: 'Tedirginliğim devam ediyor'

Eşini bıçakla kovaladı, evi kurşunlayıp otomobili yakıldı! Trafikte kan donduran görüntü: ‘Tedirginliğim devam ediyor’

13 Nisan’da meydana gelen olayda, Harun Ş., boşanma aşamasındaki eşi Sümeyra Ş.’nin annesinin evinin önüne gidip, eşine tehdit mesajları gönderdi. Harun Ş., cevap alamayınca evin önünde eşinin park halindeki otomobilini benzin döküp ateşe verdi. Elindeki pompalı tüfekle de kayınvalidesinin evine ateş açan Harun Ş., ihbar üzerine olay yerine sevk edilen polis ekipleri tarafından gözaltına alınıp, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
İlginizi Çekebilir
Harun Ş.’nin 5 yıl önce elinde Rambo bıçağıyla trafikte eşi ve çocuklarının yanında başka bir sürücüyle kavga ettiği anların görüntüsü ortaya çıktı. Görüntüde Harun Ş.’nin elindeki bıçakla tartıştığı sürücüyü tehdit ettiği görüldü.
‘TEDİRGİNLİĞİM DEVAM EDİYOR’
Öte yandan Sümeyra Ş.’nin açtığı boşanma davasının ilk duruşması görüldü. Duruşma 8 Ekim’e ertelendi. Duruşma çıkışında konuşan Sümeyra Ş., duruşmanın ertelendiğini söyleyerek, “Boşanma sürecinde tutukluğunun devam edip etmeyeceğini bilmediğim için tedirginliğim devam ediyor. Çünkü hala güvende olmadığımı hissediyorum; bu durum gerek Harun gerek onun çevresindeki kişilerden kaynaklı. Umarım o tarihe kadar tutuklu yargılanma kararı çıkar. Bu konuda da adalete kesinlikle güveniyorum” dedi.
Küçükçekmece’de iş yerine kurşunlama! İkinci saldırı için geldiklerinde suçüstü yakalandılar
Sümeyra Ş., trafikteki kavga görüntüleriyle ilgili de “Videolardaki o kişi Harun Ş. İnsanlara kavga, küfür, hakaret, tehdit ederek trafik kavgasına karışmıştı. İş arkadaşlarına da hakaret ederdi. Ben bunlara engel olmaya çalıştım. Şiddet eğilimliydi ve birçok şiddetine engel olmaya çalıştıkça aslında bunların sonucunda en çok şiddeti gören ben oldum. Harun’un serbest kalacak olması veya kalması sadece benim güvenliğimin tehlikede olması değil toplumun güvenliğinin de tehlikeye girmesi anlamına geliyor. Toplum için de serbest kalmaması gerekiyor. Bu konuda da cezasının verilmesini istiyorum” diye konuştu.

‘MÜVEKKİLİM ÖLDÜRÜLMEK İSTENDİ’
Sümeyra Ş.’nin avukatı Rıza Özkan ise “Müvekkilim, evliliğinin başlarında da olan ama evliliğin son dönemlerinde giderek artan ve çekilmez hale gelen ekonomik, fiziksel, duygusal değersizleştirme diye adlandırabileceğimiz şiddetin her türüyle karşılaştı. 12 Ekim 2025 tarihinden beri de evinden ayrı. Çünkü o gün davalı Harun Ş. tarafından hem ağabeyine saldırıda bulunuldu hem de müvekkilimiz bıçakla kovalanarak öldürülmek istendi. Biz de davamızı hayata kast gerekçesiyle açtık” dedi.

‘TRAFİKTEKİ KAVGA GÖRÜNTÜLERİ DOSYADA’
Özkan, Harun Ş.’nin karışmış olduğu trafik kavgası görüntülerine ilişkin de “Biz bu görüntüleri açık kaynaktan temin ettik. Kendisi şiddet eğilimli. Başka dosyaları da var. Çevredeki insanlarla yapmış olduğu, iş ilişkisi içerisinde olduğu insanlarla yaşadığı kötü deneyimler var. Buna müvekkilimiz de tanıklık ediyor. Yine bunlar da dosyaya dahil edildi. Yanında çalışan insanlara hakaret ettiği, sistematik bir şekilde onları da ötekileştirdiği, küfrettiği, hakaret ettiğine ilişkin bilgileri de dosyaya verdik” ifadelerini kullandı.
Fatih’te ikinci Böcek ailesi vakası! Hollandalı iki kardeş can verdi… Midelerinde yine aynı zehir…

SON DAKİKA HABERİ: Fatih'te ikinci vaka! Midelerinde yine aynı zehir

SON DAKİKA HABERİ: Fatih’te ikinci vaka! Midelerinde yine aynı zehir

Fatih’te, Saraç İshak Mahallesinde bulunan bir otelden 22 Ağustos 2025 tarihinde saat 13.30 sıralarında gelen bir ihbar üzerine polis harekete geçti. Polis ekipleri otelin 301 numaralı odasına girdiklerinde Hollanda uyruklu 17 yaşındaki Mohammed Jamil Yusuf Hayatmohamed ile 15 yaşındaki kardeşi Mohammed Yazdani Hayatmohammed M.J.Y.H.(17) , ölü olarak buldu. Aynı odada bulunan babaları Rashid Hayatmohammed kaldırıldığı hastanede yapılan müdahale ile hayata döndürüldü.

BABA İFADE VERMİŞTİ
Hastanede ifadesi alınan Rashid Hayatmohammed “18 Ağustos tarihinde Sabiha Gökçek Havalimanını kullanarak İstanbul’a geldik. 19 Ağustos 2025 tarihinde otelin 301 nolu odasına yerleştik. 21 Ağustos tarihinde akşam yemeğini Beyoğlun’da bir lokantada yemek yedikten sonra otele geri döndük. Sabah kalktığımda çocuklarımın hareketsiz olduğunu ve öldüklerini gördüm. Ben de kötüydüm. Hemen dışarıdakilere haber verdim” dedi.
Tatil felakete döndü! Taksim’de yemek yedikten sonra 2 kardeş öldü, baba hastanede

DAHA ÖNCE YEMEKTEN ZEHİRLENDİKLERİ DEĞERLENDİRİLMİŞTİ.
Cinayet Büro Amirliği tarafından olayla ilgili başlatılan soruşturmada polis cesetler üzerinde yaptıkları incelemede herhangi bir darp-cebir veya kesici, delici alet yarasına rastlanmadı. Bunun üzerine ailenin Beyoğlu’nda yemek yediği lokanta tespit edilerek çalışan 4 şüpheli gözaltına alındı. Yedikleri yemekten zehirlendikleri değerlendirilen Hollandalı turistlerin ölümüyle ilgili ifadeleri alınan şüpheliler adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Almanya’dan tatil için geldikleri İstanbul’da ‘zehirlenme’ şüphesiyle hastanede tedavi altına alınan, ardından hayatını kaybeden Kadir Muhammet Böcek (6), Masal Böcek (3), anne Çiğdem Böcek ile baba Servet Böcek
BÖCEK AİLESİ GİBİ ÖLMÜŞLER
Asayiş Şube Müdürlüğü, Cinayet Büro Amirliği ekipleri benzer bir şekilde hayatlarını kaybeden Böcek ailesinin ölümüne neden olan böcek ilacının bu olayda da etkin olabilme ihtimaline karşılık Adli Tıp Kurumu’ndan detaylı inceleme istemişti.
Yapılan inceleme geçtiğimiz hafta içinde sonuçlandı. Hayatlarını kaybeden Hollanda uyruklu iki kardeşin midelerinde ‘Alüminyum Fosfit’ maddesine rastlandığı belirlendi.

5 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI
Bu gelişme üzerine harekete geçen Cinayet Büro Amirliği ekipleri Otel işletmecisi Erhan B.(33), Otel çalışanı Ümit Y.(31), Otel temizlik görevlisi Shakhla A.(43), Haşere ilaçlama ve Çevre sağlığı Sanayi Şirketi sahibi Murat E.(47) ile İlaçlama şirketi çalışanı Sezer Z.(22)’yi gözaltına aldı.
TUTUKLANDILAR
Cinayet Büro Amirliğinde ifade veren ve kurallara uygun bir şekilde ilaçlama yaptıklarını söyleyen şüpheliler işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüpheliler çıkarıldıkları mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi. (DHA)…

Fatih'te ikinci Böcek ailesi vakası! Hollandalı iki kardeş can verdi..

Fatih’te ikinci Böcek ailesi vakası! Hollandalı iki kardeş can verdi… Midelerinde yine aynı zehir

Fatih’te, Saraç İshak Mahallesinde bulunan bir otelden 22 Ağustos 2025 tarihinde saat 13.30 sıralarında gelen bir ihbar üzerine polis harekete geçti. Polis ekipleri otelin 301 numaralı odasına girdiklerinde Hollanda uyruklu 17 yaşındaki Mohammed Jamil Yusuf Hayatmohamed ile 15 yaşındaki kardeşi Mohammed Yazdani Hayatmohammed M.J.Y.H.(17) , ölü olarak buldu. Aynı odada bulunan babaları Rashid Hayatmohammed kaldırıldığı hastanede yapılan müdahale ile hayata döndürüldü.

BABA İFADE VERMİŞTİ
Hastanede ifadesi alınan Rashid Hayatmohammed “18 Ağustos tarihinde Sabiha Gökçek Havalimanını kullanarak İstanbul’a geldik. 19 Ağustos 2025 tarihinde otelin 301 nolu odasına yerleştik. 21 Ağustos tarihinde akşam yemeğini Beyoğlun’da bir lokantada yemek yedikten sonra otele geri döndük. Sabah kalktığımda çocuklarımın hareketsiz olduğunu ve öldüklerini gördüm. Ben de kötüydüm. Hemen dışarıdakilere haber verdim” dedi.

DAHA ÖNCE YEMEKTEN ZEHİRLENDİKLERİ DEĞERLENDİRİLMİŞTİ.
Cinayet Büro Amirliği tarafından olayla ilgili başlatılan soruşturmada polis cesetler üzerinde yaptıkları incelemede herhangi bir darp-cebir veya kesici, delici alet yarasına rastlanmadı. Bunun üzerine ailenin Beyoğlu’nda yemek yediği lokanta tespit edilerek çalışan 4 şüpheli gözaltına alındı. Yedikleri yemekten zehirlendikleri değerlendirilen Hollandalı turistlerin ölümüyle ilgili ifadeleri alınan şüpheliler adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Almanya’dan tatil için geldikleri İstanbul’da ‘zehirlenme’ şüphesiyle hastanede tedavi altına alınan, ardından hayatını kaybeden Kadir Muhammet Böcek (6), Masal Böcek (3), anne Çiğdem Böcek ile baba Servet Böcek
BÖCEK AİLESİ GİBİ ÖLMÜŞLER
Asayiş Şube Müdürlüğü, Cinayet Büro Amirliği ekipleri benzer bir şekilde hayatlarını kaybeden Böcek ailesinin ölümüne neden olan böcek ilacının bu olayda da etkin olabilme ihtimaline karşılık Adli Tıp Kurumu’ndan detaylı inceleme istemişti.
Yapılan inceleme geçtiğimiz hafta içinde sonuçlandı. Hayatlarını kaybeden Hollanda uyruklu iki kardeşin midelerinde ‘Alüminyum Fosfit’ maddesine rastlandığı belirlendi.

5 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI
Bu gelişme üzerine harekete geçen Cinayet Büro Amirliği ekipleri Otel işletmecisi Erhan B.(33), Otel çalışanı Ümit Y.(31), Otel temizlik görevlisi Shakhla A.(43), Haşere ilaçlama ve Çevre sağlığı Sanayi Şirketi sahibi Murat E.(47) ile İlaçlama şirketi çalışanı Sezer Z.(22)’yi gözaltına aldı.
TUTUKLANDILAR
Cinayet Büro Amirliğinde ifade veren ve kurallara uygun bir şekilde ilaçlama yaptıklarını söyleyen şüpheliler işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüpheliler çıkarıldıkları mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi. (DHA)…

Küçükçekmece’de iş yerine kurşunlama! İkinci saldırı için geldiklerinde suçüstü yakalandılar

Küçükçekmece’de iş yerine kurşunlama! İkinci saldırı için geldiklerinde suçüstü yakalandılar

Küçükçekmece’de bir şirketin merkezini kurşunladıktan sonra 3 milyon dolar haraç istedikleri iddia edilen 4 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerin, ödeme alamadıktan sonra tekrar saldırı gerçekleştirmek için iş yerinin önüne geldikleri sırada yakalandıkları öğrenildi. Kaldıkları otelde yapılan aramalarda, uzun namlulu silah, ruhsatsız tabanca ve bir miktar uyuşturucu ele geçirildi. 4 şüpheli tutuklandı.
İlginizi Çekebilir
Halkalı Merkez Mahallesi Fatih Caddesi’ndeki 15 Nisan’da meydana gelen olayda bir şirketin merkezine silahlı saldırı yapıldı. Ölen ya da yaralananın olmadığı saldırıda binaya 3 kurşunun isabet ettiği tespit edildi. Kurşunlama olayının ardından iş yeri sahibine yabancı numaradan gelen mesajda 3 milyon dolar haraç istendi. İş yeri sahibi, polise başvurarak şüphelilerin yakalanmasını istedi.
İKİNCİ SALDIRI İÇİN GELİNCE YAKALANDILAR
İhbar üzerine Asayiş Şube Müdürlüğü, Gasp Büro Amirliği ile Bağcılar ve Küçükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekipler şüphelilerin yakalanması için çalışma başlattı. Güvenlik kamerası görüntülerini inceleyen polis, şüphelilerin kimliklerini tespit etti. İş yeri ve çevresinde güvenlik önlemi alarak beklenildiği sırada saldırı için tekrar gelen şüpheliler, polis ekiplerini görünce kaçtı. Motosikletli şüpheliler kısa sürede yakalandı. Gözaltına alınan şüphelilerin üzerinde yapılan aramalarda 2 ruhsatsız tabanca ve fişekler ele geçirildi.

KALDIKLARI OTELDE ARAMA YAPILDI
Gasp Büro Amirliği ekiplerince sorguları yapılan şüphelilerin ifadeleri ve çalışmalar neticesinde olayı azmettiren ve silahları temin eden şüphelilere ulaşıldı.

Otele düzenlenen operasyonda 2 şüpheli daha gözaltına alınırken odada yapılan aramalarda uzun namlulu silah, ruhsatsız tabanca, fişek ve 50 gram kokain ele geçirildi. Şüphelilerin kaldığı otele de idari işlem yapıldı.

ADLİYEYE SEVK EDİLDİLER
Gözaltına alınan toplam 4 şüpheliden 2’sinin 18 yaşından küçük olduğu belirtildi. Ele geçirilen suç unsurları Gayrettepe’deki Asayiş Şube Müdürlüğü yerleşkesinde sergilendi.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan 2 şüpheli Asayiş Şube Müdürlüğü’nden, diğer 2 şüpheli ise Çocuk Şube Müdürlüğü’nden adliyeye sevk edildi. Şüpheliler tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Savaşın 53. gününde müzakere masası sallanıyor! İngiliz basını yazdı: ABD-İran müzakeresinin önündeki 3 engel!
Fenerbahçe’de sezon sonu yaprak dökümü! Yıldız oyuncularla yollar ayrılıyor…

İstanbul’da FETÖ operasyonu: Aranan eski emniyet müdürü yakalandı

İstanbul’da FETÖ operasyonu: Aranan eski emniyet müdürü yakalandı

İstanbul’da, Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) yönelik birçok dava kapsamında hakkında arama kararı bulunan eski emniyet müdürü Hayati Başdağ yakalandı.
İlginizi Çekebilir
İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube müdürlüklerinin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürüttüğü çalışmada, FETÖ davaları kapsamında aranan eski emniyet müdürü Hayati Başdağ’ın, Fatih’te olduğu tespit edildi.
Polisin düzenlediği operasyonda yakalanan Başdağ, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
FETÖ soruşturması kapsamında meslekten ihraç edilen ve 2014 yılında tutuklanan Başdağ’ın, 2020’de tahliye edildiği öğrenildi.
Başdağ hakkında Ankara 14. Ağır Ceza, İstanbul 14. Ağır Ceza ve İstanbul 65. Asliye Ceza mahkemelerince “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek” suçlarından aranma kararı olduğu öğrenildi.
FETÖ’nün kripto haberleşme uygulaması ByLock’u kullandığı tespit edilen Başdağ’ın, örgütün Polis Akademisindeki sözde yapılanması içerisinde organizasyonlara katıldığı, örgütün elebaşı tarafından verilen rütbe organizasyonunda “Fetullah Gülen’den rütbe alan şahıs” olduğu şeklinde hakkında beyan bulunduğu belirlendi.
Hayati Başdağ, FETÖ’nün “yasa dışı dinleme ve casusluk”, “Tahşiyecilere kumpas”, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile eski MHP’li yöneticilere yönelik “kaset kumpası” gibi birçok davanın sanıkları arasında bulunuyor.
Her okula özel ekip kuruldu! Bakan Göktaş detayları paylaştı
Altın alacaklar dikkat! Piyasalarda ‘ateşkes’ düğümü: Fiyatlar 7.000 TL’yi geçer mi?…

7 bin liralık ‘Prenses cilt bakımı’ kabusu: Oğlum beni görünce 'öcü' diyerek kaçtı

7 bin liralık ‘Prenses cilt bakımı’ kabusu: Oğlum beni görünce ‘öcü’ diyerek kaçtı

Adana’da yaşayan 4 çocuk annesi Saide G. (40), geçtiğimiz cuma günü merkez Çukurova ilçesi Mahfesığmaz Mahallesi’ndeki bir güzellik merkezinde ‘prenses cilt bakımı’ yaptırdı. İddiaya göre bakım sonrası yüzünde yanıklar oluşan kadın evine gönderildi. Evine giden Saide G., yüzündeki ağrılara dayanamayarak gece saatlerinde Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gitti.
İlginizi Çekebilir
2.DERECE YANIK TEŞHİSİ KONULDU
Hastaneye gider gitmez Saide G.’ye, 2. derece yanık teşhisi konuldu. Raporlarla birlikte karakola giden kadın, güzellik merkezinden ve işlemi uygulayan çalışandan şikayetçi oldu.
“RAPORU GÖNDERİN, PARANIZI YOLLAYALIM”
Bu sırada güzellik merkezi, Saide G.’ye ulaşarak, “Doktor raporunu gönderin, avukatımıza soralım 7 bin TL’lik paketinizin ücretini iade edelim” dedi.
Son dakika: Gülistan soruşturma! Gözaltına alınan eski Vali Sonel’den ilk görüntü… Adliyede 73 soru
“DALGA GEÇEREK TELEFONU KAPATTILAR”
Yaşadıklarını anlatan Saide G., “Prenses cilt bakımı yaptırmaya gittim. Bu gittiğim 3. seanstı ancak ilk 2 seansı saymadılar. Her gitmemde hafif hafif yüzüm yanıyordu ama bu şekilde olmuyordu. Cuma günü seanstan çıktım, eve geldim aynaya baktım ve yüzümde büyük büyük yanıklar olmuş. Güzellik merkezinin sahibi bana ulaşsın diye yazışmalarımız var, aradım ama bana ‘geçmiş olsun’ diyerek dalga geçerek telefonu kapattılar, hiçbir şekilde geri dönüş yapmadılar. Dün karakola gidip şikayetçi olunca güzellik merkezi sahibi öyle bana ulaştı, ‘raporları atın, avukatıma danışayım ondan sonra ödemeyi yapayım’ diyerek beni geçiştirdi” ifadelerini kullandı.

“LAZERE GİREN BAYANLAR CİLT BAKIMINA DA GİRİYOR”
Kendisine cilt bakımı yapan çalışanın uzman olmadığını da öne süren Saide G., “Normalde orası bir güzellik merkezi, lazer çalışanı giremez, uzmanın girmesi lazım. Ama lazere giren bayanlar cilt bakımına da giriyor. Güzelleşmek uğruna gittim ama bu şekilde yüzüm yanık bir şekilde geri eve döndüm. Ben şu an mağdurum, bu mağduriyetimin maddi ve manevi her şekilde giderilmesini istiyorum” dedi.
“UFAK ÇOCUĞUM BENDEN KORKUYOR”
2 yaşındaki evladının kendisini görünce korktuğunu anlatan kadın, şunları söyledi:
“2 yaşında ufak bir oğlum var, dün beni gördü ve ‘öcü’ diyerek kaçtı, balkondan düştü. Çocuğum benim yanıma yaklaşmıyor. Ufak çocuğum benden korkuyor, kaçıyor. Güzellik merkezine giden kişiler mutlaka kaliteli bir yere gitsinler, güvenilir bir yere gitsinler. Evde bir de ufak bebekleri varsa sonrasında çok sıkıntı yaşanıyor.”
Adım adım izledi, peşinden apartmana girip taciz etti! Polisi alarma geçiren sapık…

SON DAKİKA HABERİ: CHP'ye ara seçim tepkisi! 'Seçim tartışmaları muhalefetin ayak oyunlarıdır'

SON DAKİKA HABERİ: CHP’ye ara seçim tepkisi! ‘Seçim tartışmaları muhalefetin ayak oyunlarıdır’

İşte Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkan satır başları:Mondros’un ardından dalga dalga gelen işgaller, Sevr’de hukuki kılıfa büründürülmek istenen tasfiye tasavvuru ve Anadolu’nun dört bir yanında hissedilen kuşatma iklimi, hamiyetperver milletimizi yalnız mukavemete çağırmamış, aynı zamanda kendi kaderini kendi iradesiyle tayin edecek yeni bir meşruiyet zeminini inşa etmeye sevk etmiştir. 23 Nisan 1920’de tecessüm eden hakikat tam da bu tarihi eşikte aranmalıdır.
“TBMM EMPERYALİZMİN İSTİKAMETİNİ BOZDU”
Türk milleti istiklal mücadelesini yalnız cephedeki silah kudretiyle yürütmemiş, temsil fikriyle, hukuk şuuru ile ve meclis iradesi ile tahkim etmiştir. Bu bakımdan Birinci Meclis, savaş şartlarının zorunlu kıldığı geçici bir teşekkül olarak görülemez. O meclis, milletin kaderini başkalarının insafına terk etmeyen kurucu bir tarih aklının devlet iradesine dönüşmüş hâlidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, emperyalizmin istikametini bozan, üzerinde güneş batmayan sözde imparatorluklara diz çöktüren, vesayet dayatmasına ve esaret zincirlerine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yol başlığında başkaldıran bir milletin kendi mukadderatına bizzat hâkim olduğu kutlu dönüm noktasıdır.
İlginizi Çekebilir
Yurdun dört bir yanı işgal edilmişken, karayolları ve demiryolları milletin tasarrufundan sökülüp alınmışken, kadınıyla, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla Türk milleti bir başka devlete maiyet ve mahkûmiyet tehdidiyle çepeçevre sarılmışken, Ankara’da yanan meşale, karanlığı yaran millî uyanışın, esareti reddeden kararlılığın ve Anadolu’da hayat bulacak bir şahlanışın adı olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin ete kemiğe bürünüp hüviyet kazandığı, hüküm ve hâkimiyet tesis ettiği, hâkimiyet iradesinin milletin kendisine teslim edildiği, hürriyet sevdasının devlet nizamına tahvil edildiği tarihî yürüyüşün cümle kapısıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi meşruiyetini garbın başkentlerinden değil, Türk milletinin bağrından almıştır. Türk milleti ise egemenlik hakkını Malazgirt zaferinin açtığı Anadolu kapısından, Söğüt’te filizlenip cihanı saran o koca çınardan, İstanbul’un fethiyle katlanan şanından, Çanakkale’de yazılan destandan ve her karışı şehit kanıyla sulanan toprağından almaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, ateş çemberine alınmış bir vatanın, yoklukla imtihan edilen ocakların namusundan başka sermayesi kalmamış bir ulusun bağrından doğmuştur. Hacı Bayram Veli Camii’nde semalara yükselen duaların, Rahman’a açılan avuçların, besmeleyle atılan adımların, tekbirle yürüyen yolların ardından kapılarını açmıştır.
“GAZİ MECLİSİMİZ, İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR”
İşte o ruh bugün dimdik ayaktadır, işte o iman bugün de sarsılmazdır. Bu sebeple 23 Nisan’ı yalnız bir bayram günü olarak anmak, onun taşıdığı tarihi ve siyasi manayı daraltır. 23 Nisan, devlet fikrinin kriz karşısında dağılmadan düşünebilme kabiliyetidir. 23 Nisan, mağlubiyetin ağır gölgesi altında dahi hukuk üretebilme iradesidir. 23 Nisan, toplumsal acıyı kurucu bir siyasal akla dönüştürebilme kudretidir. İşte içinde bulunduğumuz 28. Yasama Dönemi’nde ülkümüze gönül vermiş 45 milletvekili dava arkadaşımla birlikte çatısı altında görev yapmaktan şeref duyduğumuz Gazi Meclisimiz, böylesi bir imanla yoğrulmuş, böylesi bir mücadeleyle kurulmuş, böylesi bir fedakârlıkla ayakta tutulmuş millî iradenin tecelligâhıdır. Gazi Meclisimiz, aziz milletimizin istiklal beratı, istikbal ruhsatı, istikrar sancağı, itibar menbağıdır ve ilelebet payidar kalacaktır.
Ulusal egemenlik ifadesi manasını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, çocuk bayramı ifadesi ise manasını evlatlarımızın neşesinde bulmaktadır. 23 Nisan’ın gelecek nesillerimize armağan edilmiş olması ne talihî bir tercih, ne tesadüfî bir irade, ne de temelsiz bir tasarruftur. 23 Nisan’ın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanması, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk nesillerine verdiği önemin en açık tezahürlerinden biridir. Çünkü devlet yalnız bugünün emniyetini sağlamak için bulunmaz. Dünün hafızasını, bugünün mesuliyetini ve yarının emanetini aynı süreklilik düzeni içinde taşımak için kurulur.
“ÇOCUK DEVLET FİKRİNİN CEVHERİDİR”
Çocuk ise bu sürekliliğin en saf, en narin ve en belirleyici varlığıdır. Bir milletin geleceğe dair iddiası en berrak şekilde çocuklarına bakışında görünür. Zira çocuk yalnız korunması gereken bir emanet değil, devlet fikrinin yarına uzanan canlı cevheridir. Çünkü çocuk, ailenin sevinci olduğu kadar milletin devam fikridir. Çocuk, bir okulun öğrencisi olduğu kadar devletin yarınki insan mayasıdır. Korunması gereken bir emanet olduğu kadar toplumun ahlaki seviyesini gösteren en berrak aynadır. Bir milletin çocuklarına bakışı aslında kendi geleceğine bakışıdır. Bir devletin çocukları koruma biçimi ise yalnız bugünkü şefkatini değil, yarına dair tasavvurunu, insan anlayışını ve medeniyet iddiasını da ortaya koyar. Hâkimiyet millet nezdinde egemen kılınırken, çocuklarımızın varlığında ebedî kılınmıştır. İşte bu sebeple 23 Nisan, atiye olan ahdimizdir. Evlatlarımız bu topraklarda sürecek hükümranlığımızın, yazılacak hikâyelerimizin, söylenecek sözlerimizin, yazılacak şiirlerimizin, dilden dile dolanacak türkülerimizin beyannamesidir.
Aile yerine eski Vali teşhis etti: Bu Gülistan değil
“EĞİTİM MİLLİ BEKA MESELESİ”
Değerli dava arkadaşlarım, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın bizlere yüklediği en ağır vazifelerin başında hiç şüphesiz eğitim gelmektedir. Nitekim Millî Mücadele yıllarında savaş bütün şiddetiyle devam ederken ve hatta Polatlı’dan duyulan top sesleri Ulus’ta yankılanırken, Ankara’da toplanan Birinci Maarif Kongresi, bıçak kemiğe dayanmış, düşman kapıya dayanmış olsa dahi topyekûn kurtuluş iradesinin cephede olduğu gibi eğitimde de tesis edileceğini göstermiştir. 1921 yazında savaş şartları altında Ankara’da toplanması, eğitim meselesinin Cumhuriyet’in ilk yıllarında talihî değil, kurucu bir başlık olarak görüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Savaşın en kritik anında, Türk millî eğitiminin esaslarının belirlenmesinde tarihî bir adım olan bu kongre, eğitimin ertelenemez bir millî ihtiyaç olduğunun tarihî simgesidir. Eğitim günübirlik siyasi çekişmelerin, dar ideolojik hesapların, kısır polemiklerin konusu değildir. Eğitim doğrudan doğruya millî beka meselesidir. Eğitim milletin istikbal meselesidir. Eğitim, ağacın yaşken eğildiği, karakterin küçük yaşta yoğrulduğu, bir milletin yarınlarda nasıl bir hüviyete kavuşacağının tayin edildiği hayati bir merhaledir.
“TÜRK GENÇLİĞİSERTİFİKA KOVALARKEN HAYATI KAÇIRAN BİR GENÇLİK OLMAMALIDIR”
Okullarımız, ilim ve fennin zihinlere kazındığı kadar vatan ve millet sevgisinin minik yüreklere nakşedildiği asli mevzilerdir. Okullarımız, İstiklal Marşı’nın tarihî önemiyle birlikte anlamının kavrandığı, özgürlüğün kıymetinin öğretildiği, aidiyet duygusunun evlatlarımızın ruhlarında kök saldığı şahsiyet inşa alanıdır. Millî eğitim ile temel hedefimiz, diploma sahibi fakat istikametsiz evlatlar değil, vatan bilen, yurt bilen, milletini seven, devletini sayan, fikri diri, ahlakı metin, iradesi sağlam nesiller yetiştirmektir. Türk gençliği test ile tost arasına sıkışmış, beş şık arasına hayallerini sığdırmak zorunda kalmış, sınavdan sınava koşup puan biriktiren, sertifika kovalarken hayatı kaçıran bir gençlik olmamalıdır. Türk gençliği, cebri bildiği kadar besteyi de duyan, fiziği kavradığı kadar edebiyattan anlayan, teknolojiyle büyüyen fakat sanattan kopmayan, dünyayı tanıyan fakat kendi köküne yabancılaşmayan bir anlayışla yetiştirilmelidir.
Millî Eğitim Bakanlığımızın bütçesinin, fiziki yatırımlar kadar çocuklarımızın ruhlarına, karakterlerine ve kabiliyetlerine nasıl dokunduğunu konuşmamız gerekmektedir. Kaynaklar tuğlaları yükselttiği kadar ufukları da genişletmelidir. Yeni sınıfların kapısını açtığı kadar genç nesillerin ruh ve beden sağlığını da önceliklendirmelidir. Sıraları dizdiği kadar şahsiyetleri de inşa etmelidir. Gerekirse bir ekmeği bölüşürüz, gerekirse lokmamızı küçültürüz. Ancak çocuklarımızı okumak istedikleri kitaplardan, araştırma yapacakları, zanaat öğrenecekleri atölyelerden, millî sporcu olarak yetişecekleri spor sahalarından, Türkçe şarkıları yükseltecekleri sahnelerden mahrum bırakamayız. Matematikle parlayan zihinler kadar şiirle çözülen dillere, sporla disiplin kazanan bileklere, sahnede cesaret kazanan yüreklere alan açmalıyız.
Galatasaray’da Victor Osimhen için son karar verildi! Okan Buruk’tan Fenerbahçe derbisi planı
“EVLATLARIMIZ DİJİTAL KUŞATMA ALTINDA”
Dostlarımıza bugün ayırmadığımız her imkân, yarın milletçe ödeyeceğimiz ağır bir bedel olarak karşımıza çıkacaktır. Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadiselerin sığ, yüzeysel ve tek boyutlu değerlendirmelerle geçiştirilmeleri mümkün değildir. 14 Nisan’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki okul saldırısında 16 kişi yaralanmıştır. 15 Nisan’da ise Kahramanmaraş’ta bir okulda düzenlenen silahlı saldırıda 9’u öğrenci, 1’i fedakâr öğretmen kardeşimiz olmak üzere 10 vatan evladımız hayatını kaybetmiş, 13 kişi yaralanmıştır. Bu vahim gelişmeler vicdanlarda derin yarıklar açmıştır. Sürecin tüm sebepleri, sonuçları ve arka plandaki gelişmelerle birlikte serinkanlı, sağduyulu ve çok yönlü bir bakış açısıyla ele alınması zaruridir. Burada mesele yalnız bir asayiş dosyası olarak ele alınamaz. Karşımızdaki tablo, çağımızın çocuk ruhu üzerinde kurduğu baskılarla, aile bağlarında meydana gelen gevşemeyle, okul ikliminin ihtiyaç duyduğu destekle, dijital dünyanın denetimsiz alanlarıyla ve toplumsal değer aktarımındaki kırılmalarla birlikte değerlendirilmelidir.
Bir çocuğun zihninde şiddet, öfke, yalnızlık ve taklit arzusu aynı anda birikiyorsa, orada yalnız ceza hukukunun konusu bulunan bir fiil meydana gelmez. Aynı zamanda toplumun dikkatle okuması gereken bir işaret belirir. Modern çağın tehlikeleri çoğu zaman eski çağların tehlikeleri gibi açık, görünür ve sınırları belli biçimde gelmez. Bazen bir ekranın arkasından gelir. Bazen oyun dili içinde gelir. Bazen arkadaş çevresi zannıyla gelir. Bazen yalnızlaşmış bir çocuğun sessizliğine siner. Bazen algoritmaların yön verdiği öfke, sanal kalabalıkların kışkırtıcılığı ve taklit, aile arayan bir ruhun zayıf anına yerleşir. Dijitalleşmenin her geçen gün daha da yaygınlaştığı günümüz dünyasında, evlatlarımızın ekran başında geçirdikleri sürelerin de aynı oranda artması, sosyal medya platformlarında kullanılan saldırgan dile daha fazla maruz kalmaları, akran zorbalığının arkadaş grupları, mesajlaşma ve sohbet uygulamaları ve oyunlar içinde sinsice yaygınlaşması, çocuklarımızın ruh sağlıklarını örselemekte, kimlik gelişimlerine zarar vermekte ve sosyal hayatlarını içten içe aşındırıp onları sanal dünyaya mahkûm etmektedir. Evlatlarımız sosyal medya platformlarında aldıkları beğeni sayılarıyla kendi değerlerini tartmakta, artan takipçi sayılarıyla itibar kazandıklarını zannetmekte, bir parmak hareketiyle verilen anlık tepkiler ile hakiki duyguları ister istemez birbirine karıştırmaktadır.
Evlatlarımız, geleceğimiz, dijital bir kuşatma altındadır. Teşhir-i mahremiyetin önüne geçirilen anlık ve geçici zaferler, emek ve sabrın önüne geçmektedir. Akranları arasında sistematik olarak alaya, linçlere, aşağılamalara, dışlamalara maruz kalan bir yavrumuzun tertemiz kalbinde kapanması zor yaralar açılmaktadır. Parlak ekranların sunduğu evrenin büyüsüne kapılan yavrularımız, dikkat eksikliği ve uyku problemleri arasında yitip gitmektedir.
“KARŞIMIZDAKİ TEHLİKE SADECE EKRAN BAĞIMLILIĞI DEĞİLDİR”
Merhum hocamız Erol Güngör diyor ki, makine medeniyeti hayatımıza sahte değerler getirmektedir. Vasıtalar gaye yerine geçmiş, insanlar gayeleri unutarak vasıtaları geliştirmeye ve onlar üzerine çalışmaya önem verir olmuşlardır. Nimet ile tehdit arasındaki ince kırmızı çizgiyi evlatlarımızla birlikte idrak etmeliyiz. Azı karar, çoğu zarar diyen atalarımızın öğüdünü dijital çağın cümbüşü içinde yeniden hatırlamak mecburiyetindeyiz. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim olayların akabinde yüzlerce sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmesi, çok sayıda Telegram grubunun kapatılması ve onlarca şahıs hakkında adli işlem başlatılması, dijitalleşmenin denetimsiz kaldığında yalnız birey değil, toplum hayatını da zehirleyen bir fesat düzenine dönüşebildiğini açıkça göstermiştir. Dijital mecraların, sohbet odalarının, sohbet gruplarının, uygulama ve kanallarının masum bir haberleşme alanı olmaktan çıktığı, Türk milletinin köküne, gündemine, geleceğine dinamit döşemek isteyen hayal yoksullarının ellerinde fitnenin, tahrikin, suç ve suçluyu övmenin, kamu düzenine kasteden karanlık çağrıların örgütlendiği bir ifsat hattına dönüştüğü artık inkâr edilemez bir hakikattir. Demek ki karşımızdaki tehlike sadece ekran bağımlılığı değildir. Aynı zamanda kötülüğü çoğaltan, şiddeti özendiren, suçu meşrulaştıran, acıyı istismar eden ve çocuklarımızın tertemiz vicdanını hedef alan dijital bir bozgunculuk iklimidir.
“BUGÜNDEN HAREKETE GEÇMEK ZORUNDAYIZ”
Evlatlarımızı sosyal medyanın ve televizyon ekranlarının hoyrat ve şiddeti normalleştiren diline, kapalı devre karanlık mecralarda kümelenen bozguncu yapılara, sanal âlemin kimliksiz iklimine, haysiyet yoksunlarının mesuliyetsiz çağrılarına terk edemeyiz. Ekran ışığı arttıkça yavrularımızın gözlerindeki fer sönmesin diye, uygulamaların istilası ailelerimizle geçirilen vakitten çalmasın diye, bağlantılar çoğaldıkça, arkadaşlık istekleri arttıkça, takipçi halkaları genişledikçe yalnızlaşan, yabancılaşan, içine kapanan, köklerinden uzaklaşan bir nesil ortaya çıkmasın diye bugünden harekete geçmek zorundayız. Eşref-i mahlûkat olan insan sadece etten ve kemikten müteşekkil biyolojik bir varlık değil, kâinatın kalbi ve ruhudur. İnsan şahsiyeti kültürel, ahlaki ve millî değerlerle yoğrulan sosyal bir varlıktır. Aileyle biçimlenir, mekteple derinleşir, çevresiyle yön bulur, inanç ve irfanla kemale erer. Çocuklarımızın şahsiyet inşasını tesadüflerin insafına, savrulmaların akışına, denetimsiz mecraların hoyratlığına terk edemeyiz. Zira fertte başlayan çözülme cemiyete sirayet eder, cemiyette büyüyen zaaf ise milletin istikbalini tehdit eder. Dijitalleşme değerlerimizi aşındırdıkça, televizyon karşısında geçen süreler uzadıkça, aile içi sessizlikler katlandıkça, sözde sosyal medya fenomenlerinin sözleri kıymetli öğretmenlerimizin öğretilerinin önüne geçtikçe, sınırsız ve denetimsiz özgürlük fikirleri okulun terbiye gücünü budadıkça, çocuklarımız kapsamı öngörülemeyen içerik tufanının içine savrulduğunda böylesi trajedilerin zemini genişlemektedir.
“BU MESELENİN ÜZERİNİ ÖRTENLERDEN DEĞİL, KÖKÜNÜ KAZIYANLARDAN OLACAĞIZ”
Çözüm yalnızca okul kapısında bekleyecek güvenlik görevlisinin varlığı değildir. Çözüm yalnızca adım başı duvarlara asılacak kameralar değildir. Hadise vuku bulduktan, canlarımız yuvalarından uçtuktan sonra pansuman tedbirler sıralamak bizim meşgalemiz değildir. Mesele daha derindedir. Mesele daha vahimdir. Mesele daha geniştir. Biz bu meselenin üzerini örtenlerden değil, kökünü kazıyanlardan olacağız. Ve bu mücadele günü kurtarmanın değil, geleceği inşa etmenin mücadelesidir. Aileyi tahkim etmeden, mektepleri terbiye ve şahsiyet inşa eden asli mevkine yeniden kavuşturmadan, rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarını kuvvetlendirmeden bize rahat yoktur. Aile çocuğun ilk mektebidir. Okul çocuğun ikinci evidir. Devlet çocuğun en geniş himaye çatısıdır. Bu üç halka arasında bağlar zayıfladığında çocuk yalnızlaşır. Yalnızlaşan çocuk bazen kendisini sanal kalabalıkların içinde arar. O kalabalıklar ise her zaman masum bir arkadaşlık zeminini sunmaz. Orada merhamet yerine alay, sabır yerine öfke, dostluk yerine sürü psikolojisi, hayat sevgisi yerine şiddet merakı bulunabilir. O hâlde yapılması gereken çocuklarımızı yalnız disiplinle kuşatmakla sınırlı kalamaz. Onları dinlemek, anlamak, yönlendirmek, meşgul etmek, güvenli bir anlam dünyası içinde büyütmek ve şahsiyet sahibi kılmak gerekir. Çocuk yalnız emir isteyen bir varlık değildir. İlgi isteyen, aidiyet isteyen, görülmek isteyen, güven isteyen bir emanettir. Eğitim sistemimizin de bu hakikati merkeze alması şarttır. Eğitim bilgi aktarımından ibaret bir faaliyet olarak görülemez. Eğitim insanın iç düzenini kurma sanatıdır. Matematik, tarih, fen ve edebiyat kadar merhamet, ölçü, sabır, haysiyet, sorumluluk ve insan hayatının dokunulmazlığı da öğretilmelidir. Öğretmenlerimiz yalnız sınıfta ders veren görevliler olarak düşünülemez. Onlar toplumun ahlaki omurgasına temas eden, çocuklarımızın şahsiyet dünyasını inşa eden müstesna şahsiyetlerdir.
“ÖĞRETMENİDERS ANLATAN BİR MEMUR KONUMUNA SÜRÜKLEMEK BİR GAFLETTİR”
Bu vesileyle altını kalın çizgilerle çizmek isterim ki öğretmeni sıradanlaştıran bir anlayışın eğitim davası baştan ölü doğmuştur. Öğretmen mektebin haysiyetidir. Marifetin taşıyıcısıdır. Kolondur. Milletin istiklaline istikamet veren ilim ve irfan neferidir. Annelerimizin okul kapısında bıraktığı minik elleri tutan, temiz ve saf kalplerini güzelliklerle donatan, bilgilerle zihinlerini açan, becerileriyle küçük bileklere güç veren, kabiliyetleri fark eden, gözlerindeki ışığı güçlendiren, nizam veren, adap bildiren, terbiye kazandıran öğretmenlerimizdir. Öğretmeni ikinci bir ana baba sayan, yücelten, baş tacı eden, hürmet gösteren bir gelenekten kopup, ders anlatan bir memur konumuna sürüklemek izahı mümkün olmayan bir gaflettir. Öğretmenin itibarının zedelendiği, sözünün değersizleştirildiği, sınıf içindeki otoritesinin aşındırıldığı bir düzende ne sağlam bir eğitim nizamı kurulur ne de millî ve manevi kıymetlerle yoğrulmuş bir nesil inşa edilir. Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz. Öğretmenin nesillerimizin yetiştirilmesindeki fonksiyonu da, öğrencilerimiz ve ailelerimiz nezdindeki saygınlığı da tartışma konusu edilemeyecek kadar hassas bir öneme sahiptir.
Ailelerin desteklenmesi de aynı derecede hayatidir. Modern şehir hayatı, çalışma temposu, ekonomik baskılar, dijital dünyanın istilası ve sosyal bağların zayıflaması aileyi çoğu zaman yalnız bırakmaktadır. Aile yalnız kaldığında çocuk da yalnız kalır. Bu nedenle aileyi hedef göstermek yerine aileyi güçlendirmek, rehberlik sistemlerini yaygınlaştırmak, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerini erişilebilir kılmak ve okul, aile ve devlet iş birliğini daha işlevsel hâle getirmek gerekir. Bu sorumluluk hepimizindir. Aileler evlatlarının iş dünyasına daha dikkatle bakmalı ve ailelerin dijital farkındalık kapasitesi artırılmalıdır. Medya acıyı çoğaltan bir yayıncılık anlayışından uzak durmalıdır. Silaha erişim, şiddet dili, akran zorbalığı, dijital radikalleşme ve toplumsal yalnızlaşma tek tek dosyalar hâlinde değil, ortak bir çocuk koruma mimarisi içinde değerlendirilmelidir.
“SORUMLULUK ZİNCİRİ SAKLANMADAN TESPİT EDİLMELİDİR”
23 Nisan’ın bugünkü anlamı işte bu dengede saklıdır. Millî egemenlik yalnız hâkimiyet hakkı değildir. Aynı zamanda sorumluluk rejimidir. Millet adına karar alan herkes çocukların güvenliği, huzuru ve geleceği konusunda tarih önünde sorumludur. Meclis, milletin iradesini temsil ettiği kadar çocukların istikbalini de emanet olarak taşır. Bu nedenle bugünkü çağrımız sağduyu çağrısıdır. Sağduyu, acıyı hafife almak anlamına gelmez. Sağduyu, hakikati öfkeye teslim etmeden söyleme kudretidir. Sağduyu, cezanın hukuk içinde, tedbirin hikmet içinde, merhametin adalet içinde aranmasıdır. Sağduyu, toplumun kendisini kaybetmeden kendisini onarma iradesidir. Çocuğun her şeyden evvel masumiyetin adı olduğu bir dünyada, masumiyeti suçlulukla yan yana getiren her tablo toplumsal düzenimizi, değerlerimizi ve zihinlerimizi felce uğratmaktadır. Böylesi vahim ve hassas hadiselerde yetkili makamların görevlerini hiçbir baskı, hiçbir yönlendirme, hiçbir siyasi hesap altında kalmadan, sükûnetle, suhuletle ve devlet ciddiyeti içinde yürütmesi hayati önemdedir. Olayların bütün yönleri açıklığa kavuşmadan sarf edilen her peşin hüküm, kurulan her fırsatçı cümle yapılan bir siyasi savrulma olup, hakikatin üzerini örtmekten, acıyı istismar etmekten ve çocuklarımızın hayatlarına bir yara daha açmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Hiç kimse evlatlarımızın canı üzerinden söz devşirmeye, milletin gözyaşı üzerinden siyaset üretmeye, böylesi elim hadiseleri günübirlik polemiklerin harcına katmaya heves etmemelidir. Bizim talebimiz açıktır. Bizim beklentimiz nettir. Bizim çağrımız gecikmeye tahammülü olmayan bir mecburiyettir. Sebepler sonuna kadar araştırılmalıdır. İhmaller varsa birer birer ortaya çıkarılmalıdır. Sorumluluk zinciri saklanmadan tespit edilmelidir. Okul güvenliğini, çocuklarımızın ruh sağlığını, öğretmenlerimizin ve ailelerimizin huzurunu koruyacak kalıcı tedbirler vakit kaybetmeksizin alınmalıdır.
“EVLATLARIMIZHER TÜRLÜ SİYASİ HESABIN VE HER TÜRLÜ POLEMİĞİN ÜSTÜNDEDİR”
Gazi Meclisimizin Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan menfur okul saldırılarının ardından araştırma komisyonu kurulmasına dönük ortak ve siyaset üstü bir irade ortaya koymuş olması kuşkusuz isabetli ve yerinde bir adımdır. Daha evvel kurulan ve çalışmalarını tamamlayan suça sürüklenen çocuklara ilişkin araştırma komisyonunun çalışmaları da bu anlamda mühim bir hazırlık zemini oluşturmuştur. Bu noktadan sonra konu, münferit bir saldırının sıcaklığıyla değil, suçun ve şiddetin pençelerine hapsolan çocuklarımızın durumu çok cepheli risk faktörleri ele alınarak okunacaktır. Kurulacak bu komisyon vakit tüketen, laf çoğaltan değil, çocuklarımıza kol kanat geren, tehdidi kaynağında teşhis eden bir seferberlik masası olmak zorundadır. Evlatlarımız istikbalimizdir ve istikbalimiz her türlü siyasi hesabın ve her türlü polemiğin üstündedir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin önce ülkem ve milletim şiarını 7’den 70’e kadar herkesin benimsemesi, görüşü ve fikri ne olursa olsun her siyasetçinin bunu iyi idrak etmesi, politikaya dair bir namus meselesi olarak tahkim etmesi hayati değerdedir. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta hayatını kaybeden yavrularımıza ve fedakâr öğretmen kardeşlerimize bu vesileyle bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki her iki menfur saldırıda yaralanan evlatlarımıza da acil şifalar temenni ediyorum.
Değerli dava arkadaşlarım, biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz. Bizim siyasetimiz günü kurtaranların değil, tarih yazanların siyasetidir. Bizim siyasetimiz taşkın heyecanların değil, üç bin yıllık ülkülerin merkezidir. Bizim siyasetimiz çıkarların değil, çilelerin içinden çıkıp gelmiş neferlerin kalesidir. Bizim siyasetimiz şahsi ikbal hesaplarının değil, milletin istikbalinin sesidir. Bizim siyasetimiz koltuk kapma yarışının değil, görevleri bir bayrak yarışı bilmenin temsilidir. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehditler içeride ve dışarıda bu kadar yoğunken, bölgemizdeki çatışmalar bu kadar derinken, küresel rekabet bu kadar acımasız bir hâl almışken, aklıselim adımlar atmak, sabır ve sağduyu ekseninde kararlar almak, gelişmeleri devlet ciddiyetiyle okumak yol haritamız olmalıdır. Cumhur İttifakı da işte böyle bir gündem içinde tarihî bir ihtiyaçtan doğmuş, böylesi bir millî zorunlulukla kökleşmiş, 8 yılda atılan tüm adımlarla millî bekamızı kutup yıldızı bellemiştir. Cumhur İttifakı, milletimizi seçimden seçime hatırlayanların değil, köylerinden mahallelerine, sokaklarından caddelerine, esnaflarından hanelerine kapı kapı gezen, derdin derdimizdir diyen, komşum nasılsın diye soran, Türkiye’nin istikbalini her gün yeniden omuzlayan gönül erlerinin birliğidir. Cumhur İttifakı, habis ve haset niyetlere kenetlenmiş bir mukavemet hattıdır. Cumhur İttifakı, krizden medet umanların değil, çözüm arayanların, kaosun kokusunu alınca el ovuşturanların değil, düzeni sağlayanların varlık cephesidir. Cumhur İttifakı’nın omuzlarında yükselen terörsüz Türkiye süreci, evlatlarımızın can emniyeti, sınırlarımızın dokunulmazlığı, iç cephemizin sağlamlığı, millî birliğimizin muhafazası ve Türkiye Cumhuriyeti’nin önündeki kanlı ve karanlık engel ile emellerin bütünüyle tasfiyesi demektir. Terörsüz Türkiye hedefi yalnızca bugünün değil, yarınların da meselesidir. Terörün gölgesinin düştüğü bir coğrafyada kalıcı kalkınmadan, güçlü demokrasiden, huzur ve barıştan bahsetmek mümkün değildir. Cumhur İttifakı, terörden arınmış, iç ve dış kuşatmaları yarmış, ekonomik darboğazdan kurtulmuş, lider ülke Türkiye’nin sigortasıdır.
“ARA SEÇİM TARTIŞMALARIMUHALEFETİN AYAK OYUNLARIDIR”
Vaziyet açıkça ortadayken çıkıp da ara veya erken seçim teraneleriyle suları bulandırmak, milletimizin iradesine gölge düşürmeye çalışmak, sandık hesaplarıyla gündemi karıştırmak, küçük ihtirasların aklı felce uğratmasından başka bir şey değildir. Son günlerde hiç durmadan yinelenen vakitsiz seçim çağrısı basiretsiz muhalefetin ayak oyunlarıdır. Seçim seçim diye tutturanlar milletin derdiyle değil, kendi telaşlarıyla konuşmaktadır. Yersiz ve vakitsiz özgüven patlamaları yaşayıp ölçüyü kaçıranların Türkiye’nin gündemini tayin etmeye kalkması boş bir gayrettir. Seçim siyasi cambazlıklarla, yapay kriz çığırtkanlıklarıyla öne sürülecek bir oyuncak değildir. Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir. Onun hükmü vakti geldiğinde tecelli edecektir. Ara formüllere, dolambaçlı yollara, keyfî oyunlara mahal verilmeyecektir. Ara veya erken seçim diye tutturanlara diyeceğimiz de budur. Türkiye’nin istikbaliyle oynatmayız. İstikrarı tartışmaya açmayız. İkbal hesaplarının huzurumuzu zehirlemesine izin vermeyiz. Millî iradeyi istismar siyasetine kurban etmeyiz. Türkiye yoluna devam edecektir. Ve hiç kimse bu yürüyüşü durduramayacaktır. Çünkü bu yürüyüş bir partinin değil, bir milletin yürüyüşüdür.
Sözlerime son verirken Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Birinci Meclisin bütün kahramanlarını, İstiklal Harbi’nin aziz şehitlerini, gazilerimizi ve vatan uğruna fedakârlık gösteren bütün büyüklerimizi rahmet, minnet ve hürmetle anıyorum. Her koşulda vazifesine sadakat gösterecek fedakâr öğretmenlerimizi, evladını daha iyi yetiştirmek için gecesini gündüzüne katan, gerekliyse rahatından, rızkından, uykusundan kısan cefakâr ana ve babalarımızı hürmetle ve sevgiyle selamlıyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Aziz Allah milletimizi birlikten, devletimizi ferasetten, çocuklarımızı huzurdan, emniyetten ve merhametten ayırmasın. Sağ olun, var olun. Cenab-ı Allah’a emanet olun.
Son dakika: Gülistan soruşturma! Gözaltına alınan eski Vali Sonel’den ilk görüntü… Adliyede 73 soru…