BIST 100
13.965,65 -1,65%
DOLAR
45,9578 0,04%
EURO
53,3151 -0,27%
GRAM ALTIN
6.555,12 0,01%
FAİZ
43,45 0,12%
GÜMÜŞ GRAM
107,59 0,04%
BITCOIN
66.717,00 -1,14%
GBP/TRY
61,7161 -0,30%
EUR/USD
1,1595 -0,31%
BRENT
97,48 1,54%
ÇEYREK ALTIN
10.717,62 0,01%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
19 °

ANASAYFA

'Ankara Abisi'nin videlolarının perde arkası! Hikayesini anlattı

‘Ankara Abisi’nin videlolarının perde arkası! Hikayesini anlattı

Sosyal medya platformlarına hazırladığı içeriklerle yardıma muhtaç kişilerin varlığını hatırlatmak istediğini söyleyen Oyanık, Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali’nde (AŞTİ) başlayan yardım çalışmalarının nasıl derneğe dönüştüğünü anlattı.
Zaman zaman çekilen videoların kurmaca olduğu yönünde tepkilerle karşılaştığını belirten Oyanık, videoların kurgu unsuru olduğunu söyleyebilmeyi çok isteyeceğini ancak her bir hikayenin hayatın içerisindeki çarpıcı ve üzücü gerçekler olduğunu, maalesef herkesin çevresinde böyle düşkün veya muhtaç durumdaki insanların yaşadığını ifade etti.
“BU İNSANLAR BİR SENARYO DEĞİL, HEPSİ HAYATIN GERÇEK BİRER PARÇASI”
Küçüklüğünün imkanı dahilinde yardımlar yapan bir aile ve mahalle toplumunun içerisinde geçtiğini aktaran Oyanık, 1983 yılında Ankara’da dünyaya geldiğini, yardım ve infak kültürünü dedelerinden, yaşadığı mahalleden edindiğini söyleyerek, o dönem kendi çalıştığı yer olan AŞTİ’de bu yardım ve infak anlayışını kendi çapında sürdürmek için çabaladığını kaydetti.
10 yaşında, tam 92 suç kaydı! İstanbul’da yakalandı

HİKAYENİN BAŞLANGICI: ÇÖPÜN BAŞINDAKİ YARIM ÇORBA
Yardım dağıtma faaliyetine AŞTİ’de güvenlik şefi olarak çalıştığı sırada otogarda kalan evsizlere birkaç tas çorba dağıtarak başladığını bildiren Oyanık, bir gün çöpün başında birilerine ait yarım çorbayı yine çöpten bulduğu ekmeklerle yemeye çalışan yaşlı adamı görmesinin bu yardım hareketinin temeli olduğunu, o yaşlı adamı hiç unutmayıp muhtaç durumda olan insanlara yardım eli uzatmak için daha çok çalışmaya başladığını dile getirdi.
Hemen her gün çevredeki esnaf, otogar çalışanları ve bir grup yardımseverin vasıtasıyla yiyecek dağıtımı, kıyafet temini ve nakdi yardım gibi faaliyetler yürüttüklerini aktaran Oyanık, bir ağabey gibi muhtaç durumda olan kişileri kollayan, gözeten ve onların ihtiyacına yetişmeye çalışan bir kişi olarak görüldüğü için kendisine “Ankara abisi” yakıştırmasının yapıldığını, bunun neticesinde bu hareketin 2021 yılında dernekleşerek “Ankara Abisi İyilik Derneği” adını aldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB sözleri dünya basınında! ‘Avrupa’ya rest’
Dernek faaliyetleri altında sosyal medya hesaplarından içerik ürettiğini, bunları gündelik hayatta bu denli muhtaç durumda olan insanlara ulaşmak ve onların varlığına dikkati çekmek amacıyla oluşturduklarını anlatan Oyanık, zaman zaman kendisine bu videoların gerçek olmadığı yönünde eleştirilerin geldiğini ancak o videolardaki her bir kişinin “maalesef” hayat kadar gerçek olduğunu vurguladı.
Yasin Oyanık, şunları kaydetti:
Alıntı Metni
“HERKES KOMŞUSUNU KOLLASA, GÖZETSE ASLINDA ÇOK DA BİZE BU KONUDA İŞ DÜŞMEYECEK”
Çorba dağıtarak başladıkları yardım kampanyasında bugün Ankara başta olmak üzere pek çok ilde yüz binlerce kişiye hayırseverler aracılığıyla yardımlar götürdüklerine dikkati çeken Oyanık, derneğin WhatsApp hattına her gün binlerce ihbar geldiğini, zaman zaman bunlara yetişmekte zorlandıklarını ifade etti.
Oyanık, özellikle insanların kendisine yaptığı “abi” benzetmesinden memnuniyet duyduğunu belirterek, “Biz bu işe başlarken ‘Ankara abisi’ olarak başladık ama şimdi birçok arkadaşımız ‘Abi sen artık Türkiye abisisin.’ yorumu yapıyor. Elhamdülillah o şekilde büyüdük. Birçok ildeki ihbarlara gidiyoruz, toplu dağıtımlarımız oluyor. Bu potansiyeli kontrol altına alırsak eğer, ben de bütün illerde inşallah daha çok kişiye ulaşmak için böyle bir organizasyon yapmak isterim.” şeklinde konuştu.
Videoların altına pek çok olumlu yorum geldiğini, insanların yardım etmek için neler yapabileceğini sorduğunu anlatan Oyanık, insanların sosyal medyada paylaşılmasa böyle bir komşusunun olup olmadığından bile bihaber olduğunu ancak videoların yayılmasının ardından toplumun bu insanlara karşı daha çok dikkat kesildiğini, bunun da derneğin faaliyetleriyle örtüştüğünü kaydetti.
Oyanık, toplumdaki herkesin çevresindeki insanları koruyup gözeten, ihtiyaçlarına yetişmeye çalışan bir bilinçle hareket etmesi gerektiğini, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi düsturunca yaşamanın bu hayattaki en önemli gayelerden birisi olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Biz dernek olarak bu işte bir köprüyüz, vesileyiz, aracıyız. Ama keşke imkanı olan vatandaşlarımız zekatlarını vermiş olsa da işte dedim ya komşusunun kapısını çalsa, onun hikayesini dinlese o zekatıyla beraber o ailemizin sıkıntılarını giderse de bizim üzerimize bu kadar yük gelmese. Anlatabildim mi? Herkes komşusunu kollasa, gözetse aslında çok da bize bu konuda iş düşmeyecek ya da yükümüzü azaltmış olacak diye düşünüyorum.”
7 aylık hamileyken evi terk eden kadının karnındaki çocuğunu arıyor: 4 ay aptalı oynadım…

AK Parti’den Mali Düzenlemeleri İçeren Kanun Teklifi TBMM’de

AK Parti’den Mali Düzenlemeleri İçeren Kanun Teklifi TBMM’de

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ekonomi ve yatırım haritasını yeniden şekillendirecek çok önemli bilgiler paylaştığını hatırlatan Güler, “Türkiye Yüzyılı’nda Yatırımlar için Güçlü Merkez Programı” ile İstanbul’un küresel ölçekte yatırım ve finans üssü olma iddiasını daha ileriye taşımayı amaçladıklarını ifade etti.
İlginizi Çekebilir
Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye’nin, “İstikrar Adası ve Güvenli Liman” olma konumunu somut adımlarla güçlendirdiklerini vurgulayan Güler, yatırımcı dostu düzenlemeler, genişletilen vergi teşvikleri, “tek durak büro” gibi hızlanan süreçler, İstanbul Finans Merkezi (İFM) ve yeni hamlelerle güçlü bir yatırım zemini oluşturacaklarını dile getirdi.
Hayata geçirilecek kapsamlı reformlarla İstanbul’un, sermayenin, ticaretin ve karar alma süreçlerinin merkezlerinden biri olma konumunu güçlendireceklerine işaret eden Güler, atılacak adımların üretim, ihracat, teknoloji ve girişimcilik ekseninde sürdürülebilir büyümeye katkı sunacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı yatırımcı dostu iklimi tahkim eden, üretimi ve ihracatı merkeze alan kanun teklifinin TBMM’nin gündemine geleceğini aktaran Güler, teklifin, Türkiye’nin küresel finans ve teknoloji liginde üst sıralara tırmanması için yürütülen kararlı ve stratejik bir hazırlığın ürünü olduğunun altını çizdi.
“İMALATÇI İHRACATÇIMIZA 16 PUANLIK BİR VERGİ AVANTAJI SAĞLIYORUZ”
Fırtınalı atmosferde Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde “İstikrar Adası ve Güvenli liman” olduğunu bir kez daha tescil ettiğine dikkati çeken Güler, kanun teklif ile Türkiye’yi, küresel ticaret yollarının, finansal akışların ve teknolojik inovasyonun “merkez üssü” haline getireceklerini belirtti.
AK Parti Grup Başkanı Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla kurumlar vergisi oranlarında indirime gidiyoruz. İmal ettikleri malları doğrudan ihraç eden kurumlarımızın bu kazançlarına uygulanan vergiyi yüzde 9’a, diğer ihracatçı kurumlarımız için ise yüzde 14’e indiriyoruz. Böylece imalatçı ihracatçımıza 16 puanlık bir vergi avantajı sağlamış oluyoruz. Transit ticaretin merkezi olma hedefimiz doğrultusunda, İstanbul Finans Merkezi katılımcılarının bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazanç indirimini yüzde 50’den yüzde 100’e çıkararak tam muafiyet sağlıyoruz. Bu teşviki İstanbul Finans Merkezi dışındaki kurumlarımıza da yayarak, transit ticaret kazançlarının yüzde 95’ini vergi dışı bırakıyoruz. Ülkemize nitelikli yatırımcı ve döviz girişini artırmak amacıyla son üç yıl Türkiye’de yerleşik olmayan gerçek kişilerin yurt dışı kazançlarını 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutuyoruz. Bu kişilerden veraset yoluyla mal intikallerinde ise vergi oranını sadece yüzde 1 olarak uygulayarak mülkiyet geçişini de kolaylaştırıyoruz.”

Türkiye’yi uluslararası firmalar için bölgesel bir operasyon ve yönetim merkezi haline getireceklerini, en az 3 farklı ülkede aktif faaliyet gösteren küresel gruplara hizmet verecek “Nitelikli Hizmet Merkezleri” kurulacağını anlatan Güler, bu merkezlerde görev yapacak nitelikli personelin ücretlerine mevcut asgari ücret istisnasına ilave olarak brüt asgari ücretin 3 katına kadar, İFM bünyesinde 5 katına kadar gelir vergisi istisnası getirileceğini ifade etti. Güler, böylece toplamda brüt asgari ücretin 4 ve 6 katına kadar bir vergi avantajı sağlayarak nitelikli insan kaynağının ve uluslararası yatırımların korunacağını vurguladı.
İFM’nin küresel rekabet gücünü korumak için kurumlar vergisi indirim süresini 2047 yılına kadar uzatacaklarını söyleyen Güler, finansal faaliyet harç muafiyetini ise 5 yıldan 20 yıla çıkararak, yatırımcıya uzun vadeli bir hukuki öngörülebilirlik sunacaklarını belirtti.
Güler, genç girişimcilere ve teknoloji ekosistemine destekler sağlayacaklarını dile getirerek, “Tekno-girişim” şirketlerinde çalışan personele verilen pay senetlerindeki vergi istisnası sınırını, mevcut bir yıllık brüt ücret tutarından brüt ücretin iki katına çıkaracaklarını bildirdi.
Met Gala’da yıldız rüzgarı! Birbirinden renkli kostümler, kırmızı halıdan ilginç görüntüler
“AMME BORÇLARININ TECİL VE TAKSİTLENDİRİLMESİNDEKİ SÜREYİ 72 AYA YÜKSELTİYORUZ”
“Dijital Şirket” tanımıyla yeni nesil girişimlerin kuruluş maliyetlerini minimum düzeye düşüreceklerini aktaran Güler, kuluçka girişimcilerini de 3 yıl boyunca oda aidatlarından muaf tutacaklarını ifade etti.
AK Parti Grup Başkanı Güler, şunları kaydetti:
“Vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla, yurt dışında bulunan para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin 31 Temmuz 2027 tarihine kadar ekonomimize kazandırılmasının önünü açıyoruz. Sadece yurt dışı değil, yurt içinde olan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıkların da banka ve aracı kurumlara bildirilerek sisteme dahil edilmesini sağlıyoruz. Normal şartlarda yüzde 5 olarak uygulanan vergi oranını, varlıkların devlet iç borçlanma senetlerinde veya kira sertifikalarında tutulma taahhüdüne göre sıfıra kadar indiriyoruz. Bildirilen bu varlıklar için hiçbir suretle vergi incelemesi ve tarhiyatı yapılmayacağını kanunla teminat altına alıyoruz. İşletme bünyesine alınan bu kıymetlerin 2 yıl geçmedikçe sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılmamasını şart koşarak sermaye yapılarımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Yatırımcıyı korurken, desteklerken vergi borcunu ödemek isteyen ancak zorluklar yaşayan her bir esnafımızı, tacirimizi, vatandaşımızı da gözetiyoruz. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48. maddesinde yapacağımız değişiklikle, amme borçlarının tecil ve taksitlendirilmesindeki 36 aylık azami süreyi 2 katına çıkararak 72 aya yükseltiyoruz. Bununla birlikte, teminatsız tecil sınırını da artırarak 50 bin liradan 1 milyon liraya çıkarıyoruz. Böylece borcunu ödeme niyetinde olan vatandaşımıza, esnafımıza, tacirimize hem daha uzun bir vade tanıyor hem de 1 milyon liraya kadar olan borçlarda teminat gösterme şartını kaldırmış oluyoruz.”

Kanun teklifinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüleceğini aktaran Güler, teklifin daha sonra TBMM Genel Kurulunun gündemine geleceğini bildirdi. Abdullah Güler, yatırımın, teknolojinin desteklenmesine yönelik çalışmaları da sürdüreceklerini belirtti.
Güler, “Şirketini burada kurup dünyanın her yerinde ticaret yapabilecek yatırımcıya, girişimciye kapımız açık. Onlara güven sağlayan, teknik manada kanununa derç eden teklifimizi arz etmiş olduk.” diye konuştu.
Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporundaki yasal düzenlemelerin ne zaman hayata geçirileceğinin sorulması üzerine Güler, süreçteki çalışmaların sürdüğünü hatırlattı.
Bu konuda samimi gayretlerinin ve inançlarının hiç değişmediğinin altını çizen Güler, “Süreçte silah bırakmanın ve PKK terör örgütünün kendisini feshedip dağıtmasının güçlü şekilde kurumlarımız, TSK, güvenlik kuvvetlerimiz, MİT Başkanlığımız tarafından ortaya konulması gerekiyor ki bu süreci destekleyecek, kalıcı hale getirecek idari ve yasal düzenlemeler hayata geçebilsin. Süreç devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Enflasyon rakamlarının hatırlatılması ve ara zam beklentisinin bulunduğunun belirtilmesi üzerine Güler, petrol fiyatlarındaki kırılgan durumun ve değişkenliğin dünyada olduğu gibi Türkiye’de de enflasyonda baskı oluşturarak, fiyatlar genel düzeyinde artışa neden olduğunu kaydetti.
Abdullah Güler, çalışanları, emeklileri, dar ve sabit gelirleri her zaman desteklediklerini belirterek, “Şu anda bu mahiyette, bu şekilde bir çalışma yok.” dedi.
Fenerbahçe’de Mohamed Salah bombası! Başkan adayı servet dökmeye hazır

87 yıl önce, annesinin sandığında getirdi: 'Türkiye de görsün' dedim

87 yıl önce, annesinin sandığında getirdi: ‘Türkiye de görsün’ dedim

Annesi, babası ve 3 kardeşiyle Bulgaristan’ın Varna kentinden bindikleri vapurla Türkiye’ye gelen ve Yahyalı ilçesinin kırsal Taşhan Mahallesi’ne yerleştirilen Pedük, göç yolunda beze sarıp getirdiği ters lale soğanını önce komşusunun bahçesine ekti
Zamanla bölgede çoğalan ve her bahar açan çiçekleriyle çocukluk hatıraları canlanan Pedük, bu sevgiyi çocukları ve torunlarına da aşılıyor.
Fatma Pedük, 1939’da 8 yaşındayken ailesi ve akrabalarıyla Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç ettiklerini söyledi.
Geldikten sonra devletin kendilerini Taşhan köyüne yerleştirdiğini belirten Pedük, “Şumnu vilayetimiz, Yenipazar kazamız, Küçükahmet köyümüzdü. Bizi Varna’dan gemiye bindirdiler. Bir gece 2 gün Karadeniz’den geçerek Tuzla’da indik. Oradan da bizi trenle Kayseri’ye getirdiler.” dedi.
Dünyanın ‘en değerli hazinesi’ni buldu! Görüntülere yorum yağdı: Kral hareket

“KAÇ SENE OLDU AMA AKLIMA HEP ORALAR GELİR”
Çiçekleri çok sevdiğini ve memleketinden hatıra olarak turşailiyi (ters lale) göç yolunda yanında getirdiğini anlatan Pedük, şunları kaydetti:
Alıntı Metni
“BU ÇİÇEK GÖÇMENLERİN OLMAZSA OLMAZI”
Fatma Pedük’ün 56 yaşındaki oğlu Şenol Pedük da 6 kardeş olduklarını ve bu yaşa kadar annelerinin göç hikayeleriyle büyüdüklerini söyledi.
Çiçek sevgisini annesinden aldığını, başta ters lale olmak üzere çok sayıda çiçek yetiştirdiğini dile getiren Pedük, “Bu çiçek göçmenlerin olmazsa olmazı. Şu anda ters lale olarak biliniyor ama bizler turşail diyoruz. Bu lalenin soğanı olur. Annem bize ‘Bir çaputa sardım, sandığın dibine koyup getirdim.’ diye anlatırdı. Oradan da soğanı çoğaltarak bütün akraba, hısım, komşulara dağıtmış. Köyde de bu şekilde çoğaldı.” ifadelerini kullandı.
Bu geleneği çocuklarına da aşıladığını vurgulayan Pedük, annesinin 87 yıl önce getirdiği ters lalenin Taşhan köyündeki evlerin bahçeleri ve mezarlıklarını süslediğini belirtti.
Diyarbakır’da bir öğretmen dağda keşfetti! Eşi benzeri yok: ‘Kızımın ismini ölümsüzleştirmek istedim’…

Eyüpsultan'da kurban satış merkezi alevlere teslim oldu! 1 ölü, bekçi gözaltında

Eyüpsultan’da kurban satış merkezi alevlere teslim oldu! 1 ölü, bekçi gözaltında

İstanbul’un Eyüpsultan ilçesinde yer alan Vardar Bulvarı Acun Sokak’ta saat 02.00 sıralarında kurban satış ve kesim alanında yangın çıktı.
İş yerindeki konteynerde başladığı öğrenilen yangını görenler, itfaiye, sağlık ve polis ekiplerine haber verdi.
İlginizi Çekebilir
İtfaiye ekipleri yangını kısa sürede söndürürken, içeride bir kişinin cansız bedenine ulaşıldı. Poolis ekiplerince yapılan incelemede hayatını kaybeden kişinin Bekir Yazıcı olduğu tespit edildi.
İş yerindeki hayvanların yangından zarar görmediği öğrenildi.Yazıcı’nın cenazesi, otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

BEKÇİ GÖZALTINA ALINDI
Olayın ardından gözaltına alınan bekçi Talip S.’nin, emniyette verdiği ilk ifadesinde Bekir Yazıcı’nın iş yeri sahibinin akrabası olduğunu, gece markete gidip döndüğünde yangını fark ederek müdahale ettiğini söylediği öğrenildi.

OLAY YERİNDE SİLAH BULUNDU
Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmaları sırasında yangının çıktığı alanda bir tabanca bulundu. Silaha, balistik inceleme yapılmak üzere el konuldu. Gözaltındaki şüphelinin emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmesi bekleniyor.

‘ÖLEN KİŞİ BURADA KALMIŞ’
İş yerinde kurban satışı yaptığı öğrenilen Başaran Demir, “Gece 03.30 gibi haberimiz oldu. Arkadaşımız arayarak bilgi verdi. Geldiğimizde olanları gördük. Ölen kişinin kim olduğunu, arkadaşımız mı akrabamız mı olduğunu bilmiyoruz. Bekçiyi gözaltına aldılar. Normalde arkadaşımız saat 07.30 gibi evine gider. Ölen kişi burada kalmış. Ne olduğu daha sonra ortaya çıkacak, biz de bilmiyoruz” ifadelerine yer verdi.
Son dakika… MHP lideri Bahçeli: İmralı’nın statü meselesi ele alınmalı…

Son dakika..

Son dakika… MHP lideri Bahçeli: İmralı’nın statü meselesi ele alınmalı

İşte Bahçeli’nin konuşmasından satır başları: Değerli milletvekillerim, aziz dava arkadaşlarım, muhterem hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri, konuşmamın başında sizleri muhabbetle selamlıyorum. Hayırlara vesile olacak, tüm dualarınızın kabul olduğu, bereketle ve huzurla dolu bir hafta geçirmenizi Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda sırat-ı müstakim üzerine kurulu lekesiz bir hayatın mücadelesini veren bütün kardeşlerimize en iyi dileklerimi sunuyorum.Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha sizlerle aynı çatı altında bulunmaktan memnuniyet duyuyor, her birinizi sevgiyle, kardeşliğin sıcaklığıyla ve hürmetle selamlıyorum.
İlginizi Çekebilir
Değerli dava arkadaşlarım, Türkiye Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Türk dünyası, Afrika ve Avrupa arasında temas kurabilen bir merkez ülkedir. Aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen, farklı masalarda bulunabilen, farklı coğrafyalarla konuşabilen nadir devletlerden biridir. Türkiye kendi hikâyesini politik söylemlerle yazmaz. Üretimle, diplomasıyla, savunma kabiliyetiyle, enerji hamleleriyle, lojistik ağlarıyla, toplumsal dayanışmasıyla ve millet disipliniyle yazar. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın idraki, 2053’ün ufku ve 2071’in kavrayışı ancak böyle bir bakış açısıyla gerçeklik kazanır. Türkiye’nin dış politika anlayışı, barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahiptir.Tarihî tecrübemiz, coğrafi konumumuz ve devlet duruşumuz bunu gerektirir.
“TÜRKİYE HİÇBİR GÜCÜN UZANTISI OLMAZ”
Türkiye, savaşların yayılmasını, krizlerin derinleşmesini, toplumların yerinden edilmesini, şehirlerin yıkılmasını ve bölgemizin kalıcı bir istikrarsızlık alanına dönüşmesini istemez. Diplomasi kanallarını açık tutar. Arabuluculuk imkânlarını değerlendirir. Tarafların konuşabileceği zeminleri destekler. Gerilimin düşürülmesi için yapıcı rol üstlenir. Ancak barıştan yana durmak edilgenlik anlamı taşımaz. Diplomasiye önem vermek başkalarının hesabına eklemlenmek manasına gelmez. Arabuluculuk, herhangi bir küresel veya bölgesel projenin azası hâline gelmek şeklinde yorumlanamaz. Türkiye kendi dış politikasını, kendi millî çıkarları, kendi güvenlik öncelikleri ve kendi stratejik çizgisi çerçevesinde yürütür. Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız. Hiçbir ülkenin güvenlik kaygısının Türkiye’ye karşı bir mevziye dönüşmesine izin vermeyiz. Hiçbir ittifakın veya diplomatik girişimin Türkiye’nin meşru haklarını aşındırmasına rıza göstermeyiz. Türkiye masaya kendi aklıyla oturur, kendi güvenliğini, kendi hukukunu ve kendi menfaatini göz ardı ederek görüntü siyaseti yapmaz.
“BARIŞ SİYASETİ, SAĞLAM İÇ CEPHE İSTER”
Barış siyaseti yalnızca iyi niyetle yürütülemez. Güç, hazırlık, caydırıcılık ve sağlam bir iç cephe ister. Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar. Ekonomisi dirençsiz olanın diplomatik hareket alanı daralır. İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır. Türkiye’nin barış dili güçlü devlet kapasitesi ile birlikte düşünülmelidir. Türkiye’nin barıştan yana duruşu Doğu Akdeniz’de, Ege’de ve Kıbrıs’ta aleyhimize gelişen oldubittilere sessiz kalacağı anlamına gelmez. Yurtta sulh, cihanda sulh mefkûresinin şekillendirdiği dış politikamız gereği Türkiye gerilim arayan bir ülke olmamıştır. Fakat haklarını, güvenlik alanını, deniz yetki sahalarını, Kıbrıs Türkü’nün varlık hakkını ve Ege’deki denge hukukunu yok sayan her adım karşısında kararlı bir Türkiye bulur.
“MACRON’UN NAPOLYONCULUK HEVESİNE KAPILMASI, TÜRK VE FRANSIZ İLİŞKİLERE FAYDA SAĞLAMAZ”
Fransa’nın, Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin ve İsrail’in Doğu Akdeniz’de kurmaya çalıştığı güvenlik ve enerji merkezi temaslar dikkatle takip edilmelidir. Her devlet kendi dış politikasını yürütür. Kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye’yi çevreleme, Kıbrıs Türkü’nü sıkıştırma, Ege’de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye rağmen fiili durum üretme amacına yönelmesi hâlinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez. Fransa’nın bölgeye tarihî komplekslerle, sömürgecilik döneminden kalma alışkanlıklarla ve küçük tasavvurlarıyla bakması istikrar üretmez. Sayın Macron’un siyasi ölçeğini aşan Napolyonculuk hevesine kapılması, dost ve hatta çoğu zaman müttefik olan Türk ve Fransız milletleri arasındaki yüzyıllara sarih kadim ilişkilere fayda sağlamaz. Fransa, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı dar hesapların aparatı hâline gelirse bundan bölge barışı, Avrupa güvenliği ve Fransa’nın itibarı zarar görür.
“TÜRKİYE, KIBRIS TÜRKÜ’NÜN HAKKINI BAŞKALARININ İNSAFINA TERK ETMEYECEK”
Şu hususun altını ehemmiyetle çiziyorum. Yunanistan’ın maksimalist taleplerle hareket etmesi hukuk üretmez. Güney Kıbrıs Rum yönetiminin adanın tamamı adına konuşma alışkanlığı meşruiyet üretmez. İsrail’in kendi güvenlik endişelerini Türkiye’ye karşı bölgesel bir düşmanlığa dönüştürme arayışı kalıcı barış üretmez. Bölgeyi dar hesaplara göre yönlendirmeye çalışanlar yalnız kendileri için değil, bütün bölge için yeni risk kapıları açarlar. Kıbrıs meselesi de bu çerçevede ayrıca değerlendirilmelidir. Kıbrıs yalnız bir müzakere başlığı veya diplomasi dosyası sayılamaz. Kıbrıs, Türkiye’nin güvenlik derinliği, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları, Kıbrıs Türkü’nün varlık hakkı ve Türk milletinin stratejik hafızasıdır. Kıbrıs’ta toprak alım satımı, yabancı mülkiyeti, stratejik bölgelerde taşınmaz yoğunlaşması ve ekonomik nüfus üretme girişimleri sıradan ticari işlemler gibi görülemez. Toprak yalnız tapu kaydı sayılamaz. Kimi zaman egemenlik hakkının belgesi, kimi zaman güvenlik teminatı, kimi zaman gelecek nesillerin hakkıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin demografik dengesi, mülkiyet yapısı, ekonomik bağımsızlığı ve güvenlik hassasiyetleri millî mesele olarak görülmelidir. Türkiye, Kıbrıs Türkü’nün hakkını başkalarının insafına terk etmeyecektir. Başta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yöneticileri olmak üzere, bütün soydaşlarımız ve kandaşlarımız bu konuda tarihî hafızanın gerektirdiği bilinç ve sorumlulukla hareket etmelidir.Adada hâlâ Avrupa Birliği romantizmiyle oyalananlar, gözlerini Doğu Akdeniz’in doğu kıyılarına çevirmeli, Filistin’de ve Lübnan’da yaşananları ibretle okumalıdır. Devletsizliğin, sahipsizliğin ve garantisizliğin bir halka nelere mal olduğunu göreceklerdir. Kıbrıs Türkü’nün güvenliği, toprağı, egemenliği ve geleceği hiçbir hayale, hiçbir dış telkine, hiçbir diplomatik seraba emanet edilemez. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlık hakkını koruyacak, Doğu Akdeniz’deki meşru çıkarlarını başkalarının onayına bağlamayacak, Ege’deki denge hukukunun aşındırılmasına müsaade etmeyecektir.
İsrail tarafından alıkonulan Sumud aktivisti Hüseyin Oral, Milliyet.com.tr’ye konuştu! Şok Yunanistan iddiası: ‘Kemiklerimiz sızladı’
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE YOLUNA BAŞ KOYDUK”
Değerli dava arkadaşlarım, Türkiye’nin önündeki dönemi yalnız güvenlik tedbirleriyle, diplomatik temaslarla veya ekonomik programlarla karşılaması yeterli değildir. Dünya yeniden şekillenirken Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, bütün alanları aynı hedefe bağlayan kapsamlı millî seferberlik anlayışıdır. Geciktiremeyeceğimiz seferberlik bellidir. Ekonomik, kültürel ve teknolojik seferberlik. Ekonomik seferberlik, üretimin büyütülmesi, yatırım ortamının güçlendirilmesi, ihracat pazarlarının genişletilmesi, tarımda verimliliğin artırılması, sanayide katma değerin yükseltilmesi, enerji güvenliğinin tahkim edilmesi ve müteşebbisin dünyaya açılmasıdır. Kültürel seferberlik, Türkiye’nin tarihî birikimini, dilini, sanatını, eğitim kurumlarını, yayıncılığını, dizilerini, sinemasının mimarisini, şehir hafızasını ve insani diplomasi kabiliyetini daha etkili biçimde dünyaya taşımasıdır. Teknolojik seferberlik ise savunma sanayinde kazanılan özgüvenin yazılıma, yapay zekâya, siber güvenliğe, sağlık teknolojilerine, tarım teknolojilerine, enerji teknolojilerine, uzay çalışmalarına, ulaştırma sistemlerine ve dijital ekonomiye yayılmasıdır.
Terörsüz Türkiye hedefinin burada ayrı bir yeri vardır. Terörün tasfiye edildiği, güvenliğin kalıcı biçimde sağlandığı, şehirlerin ve kırsal alanların huzur iklimine kavuştuğu Türkiye’de kalkınma hamlesinin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kalkacaktır. Bizler vatan sevdalısı Türk milliyetçileri olarak barış için çıktığımız bu kutlu yola Allah’ın izniyle baş koyduk. Türk milliyetçiliği, kalabalıklarda atılan kuru sloganların, kürsülerde cilalanan kof nutukların, kalıplara hapsolmuş kör bir taassubun değil, karanlığı yaran kudretli bir şuurun tecellisidir. Bu şuur, vatan sınırlarına çizgi, toprağa arazi, millete nüfus olarak bakmayanların anlayışıdır. Ay yıldızlı al bayrağın dalgalanmasında üç bin yıllık tarihi, minarelerden duyulan ezanda bağımsızlığın mahiyetini idrak edebilenlerin ferasetidir. Bir taşı için, bir avuç toprağı için, zirvesini göremediği dağı, nerede olduğunu dahi bilmediği ovası, bağı, bahçesi, merası ve suyu için gerekirse can alıp can vermektir. Türk milliyetçiliği her bir insanını, her bir hanesini bir saymaktır. Türk milletini bir bütün olarak kavramaktır. Tarlada saban süren çiftçiyi, fabrikada ter döken işçiyi, tezgâhının başında rızkını arayan esnafı, sınıfta evlatlarımızı yetiştiren öğretmeni, hastanede insanımıza şifa dağıtan hekimi, devletimizin yükünü omuzlayan memuru, emeğiyle ailesini geçindiren her vatandaşımızı ayrı ayrı dert edinmektir.Türk milliyetçiliği, vatanı alın teriyle işlenecek bir emanet, milleti huzur ve refah için hizmet edilecek mukaddes bir sorumluluk olarak bilmektir. Sabaha kadar ülkeyi düşüneceksiniz. Övdüğünü kulağına küpe edinen, tasada, temennide, tercihte ve tavırda birleşen dava arkadaşlarımın duyuşudur. Geçmişin hatıralarına sığınıp orada yaşayanların değil, geleceğin Türkiye’sini inşa etmeye namzet olanların mutluluğudur.Tarihimizin şanlı sayfalarına, ecdadının bıraktığı mirasa bakıp övgüsünü lafta bırakanların değil, icraata dökenlerin vizyonudur. Bugünün sorunlarına cesaretle eğilenlerin ve elini taşın altına koyanların, hatta ve hatta o taşın altına gerekirse gövdesiyle girmeyi vazife bilenlerin anlayışıdır.
Milliyetçi Hareket Partisi bu büyük fikriyatın Türk siyasetindeki köklü ve kutlu karargâhıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasi taşıyıcısı, millî vicdanın gür sesi, millî beka mücadelesinin öncü kuvvetidir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçilerinin fırtınalı havalarda savrulmalarına, siyasetin kırılgan zeminlerinde sarsılmalarına, kaygan yollarda sürüklenmelerine, sözde seçenekler etrafında sahipsiz kalmalarına karşı serden geçmiş siperdir. Milliyetçi Hareket Partisi dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin sigortasıdır. Bu sigorta, kriz zamanlarında gözlerin çevrildiği istikamet, hesap ortamlarında devreye giren hakikat, fitne dönemlerinde suları berraklaştıran erdemdir. Ayrılığı kollayanlara, yorgunluğu kulaklara fısıldayanlara, yılgınlığı gözlerinden okunanlara, mevkisiz kaldığında mevziyi terk edenlere, sadakati makamla ölçülenlere, davasını şahsi istikbaline bağlayanlara inat dimdik ayaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi diyor ki Türk milliyetçiliğinin bir gereği de istikbalimizin önündeki düğümleri çözmek, ufukta görünen sırat köprülerini tez elden geçmektir. Türk milliyetçileri olarak milletimizin bağrına saplanan hançerleri sökmek, devletimizin kelepçeye vurulan ellerini azat etmek, vatanın her karışında kardeşliği hâkim kılmak arzusundayız. Yaraları deşmek yerine sarmayı, ayrılıkları derinleştirmek yerine birlik olmayı, inceldiği yerden kopmak ve koparmak yerine onarmayı mazimize karşı bir sorumluluk telakki ederiz.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE TESLİMİYET DEĞİLDİR”
Bu sorumluluğun bugünkü aşaması terörün her türlüsünün topraklarımızdan ebediyen tasfiyesidir. Milliyetçi Hareket Partisi bu tarihî sorumluluğun arkasında sonuna kadar duracak, şehitlerimizin aziz hatırasını incitmeden, gazilerimizin emanetini gölgelemeden bu yolda kararlılıkla yürüyecektir. Bu yürüyüşün adı Terörsüz Türkiye’dir. Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir. Terörsüz Türkiye taviz değildir. Terörsüz Türkiye terör örgütüyle pazarlık değildir. Terörsüz Türkiye devleti zayıflatmak, millî iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir.Şayet böyle tasavvurlara girişen varsa, Milliyetçi Hareket Partisi’ni vatana ihanetin merkezine koymaya cüret ediyorlarsa, Türk milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa gaflet zindanlarına düşmüşlerdir, basiretsizliğin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmişlerdir. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin adını terörle yan yana getiremez. Hiç kimse bu hareketin ülkücü şehitlerimizin kanıyla, taş medreseli büyüklerimizin çilesiyle, milletimizin duasıyla, dava arkadaşlarımızın sadakatiyle yoğrulmuş müktesebatını lekeleyemez. Bilinmelidir ki Terörsüz Türkiye, Türk milletinin tarihî bir musibetten kurtulmasıdır. Devletimizin güvenliğe harcadığı enerjisini kalkınma iradesine dönüştürmesidir. Kardeşliğimizin yeniden ve daha sağlam biçimde Anadolu’nun her karışında kavi hâle gelmesidir.Terörsüz Türkiye yalnızca bugünün değil, yarının meselesidir. Terörsüz Türkiye yalnızca iç güvenliğin değil, dış politikanın da meselesidir. Terörsüz Türkiye yalnızca bir asayiş hedefi değil, büyük ve güçlü Türkiye idealinin ana sütunlarından biridir.
Altındaki sert düşüşün nedeni belli oldu
Gündemimizi işgal eden Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran gerilimi yalnızca üç ülke arasında geçen askerî veya diplomatik bir çekişme değildir. Bu gerilim Türkiye’nin sınır güvenliğinden enerji maliyetlerine, tarımsal üretimden sanayi girdilerine, lojistik hatlardan dış ticaret dengelerine kadar geniş bir alanı etkileyebilecek büyük bir deprem potansiyeli taşımaktadır. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan her sarsıntı, petrol tankerlerinin rotasını değiştirmekle kalmaz. Değişen rotalar mazot fiyatlarına, gübre maliyetlerine, çiftçinin ekim kararına, sanayicinin üretim hesabına, ihracatçının rekabet gücüne, vatandaşımızın mutfağına kadar uzanır. Enerji arzındaki her kırılma tarımsal üretimi baskılar. Gübredeki her artış gıda güvenliğini zorlar. Lojistik maliyetlerdeki her yükseliş pazardaki fiyat etiketinden organize sanayi bölgelerindeki üretim planlamasına kadar her alana sirayet eder. Bu nedenle dış politika ile iç politika birbirinden kopuk değildir. Bir buçuk yıl önce bugün mesele Beyrut değil Ankara’dır demiştik. Gizli gündem Türk vatanıdır demiştik. Orta Doğu’da ateşlenen füzelerin ve suikastlerin bir sonraki etapta Anadolu coğrafyasına yönelebileceğini söylerken altı boş bir değerlendirmede bulunmuyorduk. Sokağın başındaki yangının kapımızın önüne gelebileceğinin uyarısını yapıyorduk. Evimizin içinde huzuru temin etmeden bahçemizin dışına adım dahi atamayacağımızı anlatıyorduk. Dışarıda kazan kaynıyorken evimizin içinde aşımızı pişiremeyeceğimizi ifade ediyorduk. Duyan değil dinleyen, bakan değil gören gözler için Terörsüz Türkiye’nin ne denli hayati bir mesele olduğunu idrak etmek zor değildir. Sınır ötesindeki kriz ile sınır içindeki huzur aynı stratejik denklemin parçalarıdır. İşte biz bu denklemi görüyoruz. Biz Türkiye’nin geleceğini bugünün tartışmalarına göre değil, tekraren ifade ediyorum, 2023’te müjdelediğimiz Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın idrakine, 2053 yılının ufkuna, 2071’in kavrayışına göre değerlendiriyoruz.
“TERÖRÜ BİTİRMEK ARTIK FARZ OLMUŞTUR”
Terörsüz Türkiye ile etnik tahrikçilerin çapsız siyasetçilerine, emperyalizmin vekâlet unsurlarına, mezhep simsarı istismarlarına kapımızı kapatıyoruz. Kan analizlerine, kemik yapılarına, kafatası boyutlarına göre değil, Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Arap’ın, Süryani’nin, Doğulu’nun ve Batılı’nın aynı bayrak altında, aynı vatan üzerinde, aynı devlet çatısı altında, aynı kader ve istikamet birliğinde kenetlendiği bir Türkiye için çabalıyoruz. Terörsüz Türkiye, komşunun komşuya güvenmesidir. Terörsüz Türkiye, annenin evladını okula huzurla göndermesidir. Terörsüz Türkiye, esnafın kepengini endişesiz açması, çiftçinin tarlasına korkusuz gitmesi, öğretmenin sınıfa başı dik girmesi, yatırımcının Anadolu’nun her köşesine güvenle erişmesidir. Terörsüz Türkiye, iç mukavemetimizin çelikten bir duvar gibi kol kola, el ele ve tek vücut hâlinde milletçe ilmek ilmek örülmesidir. Hudutlarımızda canımıza kasteden, sivillerimize defalarca saldıran, karakollarımıza baskın yapan, köylerimizi yağmalayan, evlatlarımızı kaçıran, analarımızı gözü yaşlı, çocuklarımızı yetim, bacılarımızı dul bırakan terörü bitirmek artık farz olmuştur. Kalkınma irademize pusu kuran, ekmeğimizi küçülten, yatırımların ve ihracatın önüne mayın döşeyen terör illetinden kurtulmak haysiyet meselesidir. Esendere’de, Üzümlü’de, gümrük kapılarımızda ticari hayatımıza zincir vuran terör belası, Aydın’da, Muğla’da, Antalya’da turizme hançer olmamalıdır. Yıllar boyunca terörle mücadeleye ayırmak zorunda kalınan devasa kaynakları artık çocuklarımıza okul, yaşlılarımıza hastane ve bakım hizmeti, çiftçimize sulama kanalı, tarımsal destek, kırsal kalkınma, gençlerimize teknoloji merkezi, üniversite yatırımı, gençlik projesi, kadınlarımıza istihdam ve sosyal refah, esnafımıza kredi, sanayicimize yatırım, şehirlerimize altyapı, köylerimize yol, mezralarımıza ırmak, tarlalarımıza bereket olarak döndürmeliyiz. Dağlardaki korku sofralarımıza çöreklenmemelidir. Sınır boylarında kazılan hendekler kalkınma hamlelerimizi gölgelememelidir. Ekonomimiz terörün getirdiği güvenlik maliyetleriyle sınanırken çocuklarımızın rızkı savunma harcamalarına ayrılmamalıdır. Terörü milletimizin gündeminden geri dönülmemek üzere çıkarmak, güvenlik mecburiyetiyle tüketilen imkânları kalkınma seferberliğine dönüştürmek Terörsüz Türkiye ile vücut bulacaktır. Terörsüz Türkiye, güvenlikten kalkınmaya, acıdan umuda, korkudan huzura, kayıptan üretime geçişin adı olacaktır. Ve Güneydoğu Anadolu yalnızca İçişleri Bakanlığımızın özel alanı, Millî Savunma Bakanlığımızın uzmanlık sahası, Millî İstihbarat Teşkilatımızın güvenlik raporlarının konusu olmamalıdır. Terörsüz Türkiye ile tarımın, hayvancılığın, yenilenebilir enerjinin, sınır ticaretinin, lojistik koridorların, kültür turizminin, girişimciliğin, sanayinin ve teknoloji yatırımlarının merkezleri hâline gelmelidir. Sulama barajlarıyla, göletlerle, modern sulama sistemleriyle, tarımsal desteklerle, hayvancılık kredileriyle, organize sanayi bölgeleriyle donatılmış Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu düşünüyoruz. Terörün bittiği yerde bereketin izleri başlar. Terörün sustuğu yerde çocukların neşesi duyulur. Terörün çekildiği yerde fabrikaların bacası tüter. Terörün gölgesinden arınan yerde istihdamın yolu açılır. Terörün tasfiye edildiği yerde ovalar hayat bulur. Terörsüz Türkiye ile Diyarbakır denildiğinde evlat nöbeti tutan annelerin feryatları değil, kültür turizminin ve gastronominin merkezi akla gelecektir. Şırnak, şehit haberleriyle değil, sınır ticaretiyle ve lojistik kapasitesiyle anılacaktır. Van, Türk dünyasına açılan ticaret kapısı ve turizm merkezi olarak öne çıkacaktır. Hakkâri, gözyaşlarının değil, hayvancılığın merkezi olarak zihinlerde yeniden yer bulacaktır. Batman’dan Bingöl’e, Tunceli’den Iğdır’a, Ağrı’dan Bitlis’e kadar terörün bütün izleri silinecektir. Ticaret damarlarımızın açıldığı, kırsal üretimin canlandığı, sanayileşmenin hızlandığı bir gelecek için Terörsüz Türkiye diyoruz. Doğduğu şehirde okuyan, okuduğu şehirde yaşayan, yaşadığı şehirde iş bulup yuva kuran, göçe meyletmeyen ve istikbalini doğduğu yerde arayan bir Türk gençliği için Terörsüz Türkiye diyoruz. Bütün şehirlerimizde hayatın ve emeğin eşit ölçüde karşılık bulduğu, demografik dokumuzun dengeli bir zemine kavuştuğu yarınlar için Terörsüz Türkiye diyoruz.
“GAZİ MECLİSİMİZDE GEREKLİ YASAMA FAALİYETLERİ HIZ KAZANACAKTIR”
Bu sürecin en önemli yönlerinden biri de meselenin gazi Meclisimizin çatısı altında ele alınmış olmasıdır. Millî iradenin tecelligâhı, Kurtuluş Savaşı’mızın karargâhı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun tecessümü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Terörsüz Türkiye hedefinin komisyon çalışmalarıyla, farklı siyasi partilerin katkılarıyla, raporlarla, müzakerelerle ve nihayet yasal düzenleme hazırlıklarıyla ilerlemesi son derece anlamlıdır. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bu açıdan tarihî bir vazife üstlenmiştir. Sırada siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Gazi Meclisimizde gerekli yasama faaliyetleri hız kazanacaktır. Teklifler değerlendirilecektir. Her partiden madde önerileri alınacaktır. Kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacaktır. Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihî yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir. Kalabalıkları galeyana getirmek, kitleleri yönlendirmek uğruna bu mühim dönemeçte milletimizi kutuplaşma gafletine düşürmemelidir. Kimse şehitlerimizin aziz hatıralarını istismar etmemelidir. Kimse gazilerimizin fedakârlıklarına gölge düşürmemelidir. Kimse anaların gözyaşı üzerinden siyaset devşirmemelidir. Kimse kardeşliğimizi, birliğimizi, dirliğimizi zehirleyecek sözlerin, söylemlerin, sözde siyasetlerin peşine takılmamalıdır. Terörsüz Türkiye, Türkiye’nin ortak meselesi olmalıdır. Terörsüz Türkiye, sınır ötesinde kabaran kriz dalgalarına, bölgemizi saran istikrarsızlık kuşağına, küresel güç mücadelelerine karşı hazır bulunduğumuzun ilanı olmalıdır. Cenâb-ı Allah, Âl-i İmrân Suresi’nde “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın, bölünüp parçalanmayın.” buyurmaktadır. Bugün bize düşen de budur. Ayrılığa kapılarımızı kapatmak, kardeşliğe omuz vermek, gönül köprüleri inşa etmek milletimize borcumuzdur.
Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım’dan adaylık kararı! Teknik direktör listesi kabarık
Değerli dava arkadaşlarım, bugün Hıdırellez arifesindeyiz.Büyük milletimizin gönlünde Hızır eli baharın muştusu, tabiatın uyanışı, darlığın bitişi, duanın arşa yükselişi, umudun yeniden yeşerişidir. Hz. Hızır ile Hz. İlyas peygamberlerin yeryüzünde buluştuğuna inanılan bu kutlu vakit, bolluğun ve bereketin müjdelenmesine, kışın hasretinin bitişine, kuruyan dala can geldiğine, çatlayan toprağa rahmet düştüğüne, gönüllerde saklı duaların semaya katlandığına inanılan gündür. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya uzanan geniş Türk coğrafyasında Hıdırellez aynı bereket arayışının, aynı huzur özleminin, aynı duada buluşmanın karşılığıdır.
Bugün Hıdırellez arifesinde dileğimiz nettir. Bahar yalnızca dağların doruklarına, ovaların yeşiline, bahçelerde açan çiçeklere değil, milletimizin gönlüne, Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a, İzmir’den Ardahan’a yurdumuzun tamamına dokunsun. Yine bu düşüncelerle 20 Mart 2025 tarihinde yaptığımız açıklamada terörsüz Türkiye hedefi bakımından Hıdırellez’in arifesine işaret etmiş, 4 Mayıs 2025 Pazar günü Muş’un Malazgirt ilçesinde PKK’nın kongresini toplayarak fesih tartışmalarına son noktayı koymasını ve bu işi bitirmesini teklif etmiştik. Teklifimiz tesadüfün veya talihin oyunu değildir. Teklifimiz, ecdadımızın imzasını taşıyan ve tarihimizin şanlı sayfalarını terörün bitişiyle taçlandırmak üzere yaptığımız bir atıftır. Teklifimiz, Terörsüz Türkiye hedefinin taşıdığı stratejik manaya yaslanan bilinçli ve millî bir çağrıdır. Çünkü Malazgirt, Anadolu’nun kapısını açan iradenin adıdır. Çünkü Malazgirt, Türk milletinin bu topraklarda kıyamete kadar var olacağının ilanıdır. Baharın, arınmanın ve yeni başlangıçların habercisi olan Hıdırellez’in şafağında Terörsüz Türkiye sürecinin kader tayin eden bir merhaleye ulaşmasını dilemiştik. Malazgirt’ten fetih ruhuyla Hıdırellez’in bereket iklimi aynı noktada buluşsun istedik. Silahların karanlığı, baharın aydınlığına yenilsin istedik. Terörün kanlı sayfası Anadolu’nun kardeşlik ufkunda kapanıp gitsin istedik.
“İMRALI’NIN STATÜ MESELESİNİN KONUŞULMASI ÖNEMLİ”
Nitekim 11 Temmuz 2025’te terör örgütü PKK mensubu bir grubun sembolik törenle silah bırakması bu tarihî çağrının ve Terörsüz Türkiye iradesinin karşılık bulduğu önemli bir aşama olmuştur. Elbette bu tören tek başına nihai sonuç değildir. Süreç ciddiyetle ve güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülecektir. Bu kapsamda Abdullah Öcalan’ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sürecin yürütülmesini istiyorsak, çağrımızın bağlayıcı olmasını temenni ediyorsak örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimini takip eden bu süreçte bunun hukuki, siyasi ve vicdani ölçüler içinde açıkça değerlendirilmesi gerekir. Türkiye’nin güvenliği ve geleceği söz konusu ise ani reflekslere, duygusal tepkimelere, sosyal medya gürültülerine, siyasi yargılarla temelsiz muhalefet tantanalarına, takvimi meçhul belirsizliklere mahal veremeyiz. Abdullah Öcalan için statü açığı varsa bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun özü açık olmalıdır. Bu mekanizma toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, millî güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir.
Bu tartışmalara son vermek için bunun adının ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler de üretilebilir. Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır.
Kimsenin en ufak kuşkusu olmasın. Şehitlerimiz bizim baş tacımızdır. Gazilerimiz bizim yüz akımızdır. Terörle mücadele kahramanlarımız bu milletin ebedî şeref levhasına adlarını yazdırmışlardır. Terörsüz Türkiye hedefi, şehitlerimizin ve gazilerimizin adanmışlıklarını zafere ulaştırma, mücadelelerini nihayete erdirme iradesidir.Yiğitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Dağda, ovada, sınır hattında, karakolda, üs bölgesinde, şehir merkezinde, kırsalda, ayazda, pusuda, mayınlı arazide, hain saldırıların hedefinde görev yapan askerlerimizi, polisimizi, jandarmamızı, güvenlik korucularımızı ve istihbarat mensuplarımızı hürmetle selamlıyorum. Onların kudreti olmasaydı bugün bu hedefleri konuşamazdık. Cenâb-ı Allah aziz milletimizi terörden, tefrikadan, fitneden, savaştan, ihanetten ve vesayetten muhafaza buyursun. Terörsüz Türkiye’de evimiz kutlu olsun. Türk ve Türkiye Yüzyılı daim olsun.
“TÜRKİYE’Yİ YÖNETMEK CİDDİYET İSTER”
Değerli dava arkadaşlarım, çok iyi idrak edilmelidir ki Cumhur İttifakı yalnız seçim dönemlerinde kurulan bir sandık birlikteliği değildir. Türkiye’nin terörle mücadelesinde, millî iradenin korunmasında, savunma sanayi hamlesinde, dış politika kararlılığında, devlet ve millet sürekliliğinde ve kriz zamanlarında istikrarın muhafazasında önemli bir siyasi hat oluşturulmuştur. Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihî sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her kurum bir mevzi, her karar Türkiye’nin büyük yürüyüşünün bir parçası olarak görülmelidir. Siyasetin dili, seviyesi ve sorumluluk anlayışı da aynı ciddiyete ulaşmalıdır. Dünya ağır bir belirsizlik döneminden geçerken Türkiye’nin iç siyaseti ve Terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz. Türkiye’yi yönetmek ciddiyet ister. Türkiye’yi yönetmeye talip olmak dirayet, azamet ve ağır bir mesuliyet ister. Birlik meseleleri kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası ve vatanın istikameti böylesi bir hafifliğe taşınamaz. Bu ülkeyi yönetmeye talip olanın uykusu kaçmalı, saçları ağarmalı, kalbi acımalı, zihni yorulmalı, vicdanı sızlamalıdır. Çünkü devleti yönetmeye talip olanın zihnindeki ve kalbindeki yük onun ayaklarının yerden kesilmesine izin vermez. Onu sürekli yere, millete ve hakikate bağlar. Bu yük büyük, bu yük çetin, bu yük mukaddestir. Aklımız rehberimiz, imanımız kalkanımız, sabrımız siperimiz oldukça Allah’ın izniyle hiçbir engel önümüzü kesemeyecek, yürüyüşümüzü durduramayacaktır.
Şu hususun altını çizerek ifade ediyorum. Elbette siyaset rekabet alanıdır. Farklı partiler olacaktır. Eleştiri yapılacaktır. Demokrasinin tabiatı budur. Ancak eleştiri başka, ülkenin moralini yıpratmak başkadır. Rekabet başka, Türkiye’nin istikametini karartmak başkadır. Muhalefet etmek başka, millî meselelerde ortak aklı zehirlemek başkadır. Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben anlayışı devlet ve siyaset ahlakının özüdür. Millî meselelerde sorumluluk almak, Türkiye’nin bekasını parti menfaatinin üstünde görmek, şehitlerimizin aziz hatırasını, gazilerimizin fedakârlığını, annelerin duasını, çocukların geleceğini ve milletin ortak huzurunu siyasi hesapların üzerinde tutmak demektir. Muhalefet yaparken düşünülen zafiyet de burada ortaya çıkmaktadır. Mesele yalnız sert söz söylenmesi veya iktidarın eleştirilmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Asıl sorun Türkiye’nin içinde bulunduğu tarihî dönemin doğru okunamaması, her meselenin günlük polemik, şahıs tartışması ve dar parti çıkarı üzerinden ele alınmasıdır ve bu ciddi bir ufuk eksikliğidir. Türkiye’ye muhalefet edilmez. Edilemez. İktidara muhalefet edilir. Hükümet eleştirilir. Politikalar eleştirilir ve alternatif teklifler sunulur. Ancak Türkiye’nin imkânlarını küçümseyen, milletin moralini bozan, dışarıdaki baskılara içeride söylem desteği veren, her stratejik adımı itibarsızlaştırmaya çalışan çizginin adı siyasal sığlıktır. Bu noktada Terörsüz Türkiye başlığını siyasi rekabetin gürültüsüne kurban etmeyeceğimizin altını çizmek gerekir. Devletin güvenlik anlayışı da, milletin huzur arayışı da, bölgemizdeki istikrar ihtiyacı da günlük polemiklerin oyuncağı hâline getirilemez. Kim bu süreci sığ hesaplara indirgerse Türkiye’nin önündeki stratejik fırsatı okuyamamış olur. Kim bu hedefi karalamaya kalkarsa anaların gözyaşlarını, gençlerin beklediği umudu, şehirlerin beklediği yatırımı, yarının şafağında bizi bekleyen büyük ve güçlü Türkiye’yi görmezden gelmiş olur. Terörsüz Türkiye meselesinde kaydedilecek her gün, Türkiye’nin geleceğinden eksilmiş bir gündür.
“AYLA ÖĞRETMENİMİZİ ANNELER GÜNÜ ARİFESİNDE RAHMETLE ANIYORUM”
Sözlerime son verirken evladını vatan toprağına emanet eden, acısını içine gömen, vatan sağ olsun dualarıyla sabrın, teslimiyetin ve tevekkülün en şerefli timsali olan şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin annelerinin Anneler Günü’nü kutluyorum. Kahramanmaraş’ta yüreklerimizi yakan okul saldırısında evlatlarını ebediyete uğurlayan annelerimizin acısını yüreğimizde taşıyoruz. Anneler Günü vesilesiyle kendilerini derin bir hürmetle selamlıyorum. Kaybettiğimiz evlatlarımızın aziz hatıralarını rahmet ve dua ile yâd ediyorum. Aynı okul saldırısında öğrencilerimizin üzerine kapanarak onları koruduğu için şehit düşen, hem evlatlarımızı yetiştiren kıymetli bir öğretmen hem de bir anne olan Ayla öğretmenimizi Anneler Günü arifesinde rahmetle anıyorum. Yüce Meclis’in çatısı altında nerede görev verilirse oraya koşan, mesai kavramını gözetmeksizin sahada emek veren, bu milletin geleceği için kendi evlatlarıyla geçireceği zamandan feragat eden, annelik ve milletvekilliği görevlerini millet terazisinde dengeleyen ve vatana hizmeti öncelik sayan kıymetli milletvekillerimizin ve dava arkadaşlarımızın Anneler Günü’nü de kendilerine teşekkürlerimi ifade ederek kutluyorum. Emeğiyle yuvasının kahramanı, duasıyla evlatlarının koruyucu meleği olan, Cenâb-ı Hakk’ın cenneti ayaklarının altına serdiği bütün annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyorum. Ebediyete irtihal etmiş annelerimizi rahmetle yâd ediyorum. Sağ olun, var olun. Allah’a emanet olun efendim.
CHP AÇIKLAMASI
Grup toplantısı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan MHP lideri Bahçeli, CHP’nin kurultay iptali davası ve olası mutlak butlan kararıyla ilgili soruya şu yanıtı verdi:
Cumhuriyet Halk Partisi Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana var olan önemli bir siyasi kurumdur. Bu kurumun için karıştırılması, parçalanması veyahut başka amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz. Onun için Cumhuriyet Halk partisi ayrımdan, sert eleştirilerden beraber olduğu insanları küçümseyerek yoluna devam edeceği yerde milletle buluşmayı denesin ve CHP üzerine düşen tarihi sorumluğu üstlenmiş olsun….

Mesanesinden çıkan taş doktorları şoke etti! 'Bayılmak istedim, böyle bir şey olamaz'

Mesanesinden çıkan taş doktorları şoke etti! ‘Bayılmak istedim, böyle bir şey olamaz’

Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Tepeköy’de yaşayan 71 yaşındaki Urfan Aydın, geçtiğimiz hafta böbrek ağrısı şikayeti üzerine Arpaçay Devlet Hastanesine başvurdu.
Burada yapılan ilk müdahalenin ardından Aydın, Kafkas Üniversitesi (KAÜ) Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezine sevk edildi.
İlginizi Çekebilir
Üroloji Kliniği’nde görev yapan Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ezer, yaptığı tetkiklerde Aydın’ın mesanesinde iri bir taş olduğunu tespit etti.
Aydın’ı ameliyata alan Ezer ve ekibi, hastanın mesanesinden 201 gram ağırlığında, 8 santimetre çapında tek parça halinde büyük bir taş çıkardı.

“MESANEDE BU BÜYÜKLÜKTE TAŞLARA NADİREN RASTLIYORUZ”
Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ezer, AA muhabirine, mesanede taşların zamanla büyüyebileceğini söyledi.
Böbrek taşlarının şiddetli ağrı yaptığına işaret eden Ezer, şöyle konuştu:
“Ama idrar torbasında ise esas sıkıntı, idrar yapmada zorluk, idrar yapmada yanmadır. Bu çok ciddi bir ağrı yapmadığı için hasta uzun süre hastaneye başvurmayabilir ve bu sırada taş devasa boyutlara gelebilir. Nitekim bu taş da öyle bir taş. Mesanede bu büyüklükte taşlara nadiren rastlıyoruz. Bu filmi ilk gördüğümüzde bizi de şaşırtmıştı, devasa bir şey. Normalde ameliyatlarımızın tamamını kapalı yöntemlerle yapıyoruz ama bunu açık yöntemle çıkarttık. Hakikaten elma büyüklüğünde bir taş çıkarmış olduk.”

Ezer, bu büyüklükte taşlara ameliyatlarda çok nadir rastlandığını vurgulayarak, “Bazen çamur gibi yumuşak taşlar oluyor ama bu bayağı duvar örseniz kullanabileceğiniz sertlikte bir taş. Taşımız 200 gramın üzerinde, yaklaşık 8 santimlik bir çapı var. Biz de filmde gördüğümüzde hayret ettik, bunun tamamen taş olamayabileceğini düşündük ama ameliyat sırasında hakikaten tek parça halinde taş çıkması bizleri de şaşırttı. Ağır ve sağlam bir taş.” ifadelerini kullandı.
Hasta Urfan Aydın da ağrı üzerine hastaneye başvurduğunu anlatarak, “Böyle bir taş beklemiyordum, çok büyük bir taş. Ameliyattan çıkarken taşı gördüm, bayılmak istedim, böyle bir taş olmaz.” dedi.

Son dakika… MHP lideri Bahçeli: İmralı’nın statü meselesi ele alınmalı…

Şişli'deki aile dehşetinde yeni detaylar! Kamera kayıtları ortaya çıktı

Şişli’deki aile dehşetinde yeni detaylar! Kamera kayıtları ortaya çıktı

Olay, 2 Mayıs Cumartesi günü saat 13.15 sıralarında Eskişehir Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Haydarcan K.’nin ‘Hırsızlık’ suçundan cezaevinde olduğu, dini nikahlı eşi Burçin Şahin’in ise kayınvalidesi Menekşe K. ile aynı evde yaşadığı öğrenildi. Evde henüz bilinmeyen bir nedenle çıkan tartışmada Menekşe K., kendisine ait ruhsatsız silahla Burçin Şahin’in başına 2 kez ateş etti.

BAŞINA 2 EL ATEŞ ETTİ
İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrollerde Burçin Şahin’in hayatını kaybettiği belirlendi. Olay yerinde inceleme yapan ekipler, dışarıda 2 adet, evde ise 4 boş kovan buldu. Ölen Şahin’in 2 çocuğu olduğu öğrenildi.
Ailenin geçmişi de dram! Şişli’deki kayınvalide dehşetinde yeni detaylar
‘NAMUS MESELESİ’ DEMİŞ
Şüphelinin cinayetin ardından pencereye çıkarak ‘Gelinimi öldürdüm, namusumu temizledim’ dediği ve bir süre sigara içtiği iddia edildi. Polis ekipleri tarafından gözaltına alınan Menekşe K.’nin ilk ifadesinde, olayın ‘Namus meselesi’ olduğunu söylediği öğrenildi. Şüphelinin ifadesinde, oğlunun 6 yıldır cezaevinde olduğu, dini nikahlı eşi Burçin Şahin’in oğlunu aldattığından şüphelendiğini, olay günü telefonunda mesajlaşmalarını görmesi üzerine şüphelerinin arttığını, bunun üzerine sinirlenerek evde bulunan silahla başına 2 el ateş ettiğini söylediği öğrenildi.

‘ÇOCUKLARIN VAR UTANMIYOR MUSUN’
Menekşe K.’nin ifadesinin devamında, ” ‘Sen oğlumu nasıl aldatırsın, benim oğlum cezaevinde. Senin çocukların var utanmıyor musun’ dedim. Sonra kardeşleri çocuklarını alıp gitti, evde ikimiz kaldık. ‘Sen nasıl yaparsın’ dedim, o da bana bel altı bir cevap vererek ‘Yapacağım’ dedi. Daha sonra sinirlendim, dolapta duran silahı aldım ve ateş ettim” dediği öğrenildi.

KAYINVALİDE TUTUKLANDI
Polis ekipleri, şüpheli Menekşe K.’yi olayda kullandığı ruhsatsız silahla yakaladı. Şişli Asayiş Büro Amirliği’ne götürülen şüphelinin emniyette işlemleri sürerken, olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Menekşe K.’nin ‘Uyuşturucu madde ticareti’ suçundan kesinleşmiş 6 yıl 8 ay hapis cezası bulunduğu da öğrenildi. Emniyette işlemleri tamamlanan Menekşe K. adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan şüpheli ‘Kasten öldürme’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Menekşe K.’nin eşi Selahattin K.‘nin ise 24 yıl önce yüksek doz uyuşturucu nedeniyle hayatını kaybettiği ortaya çıktı.

2 ÇOCUĞU EVDEN ÇIKARIP EMLAKÇIYA GİTMİŞLER
Çalışmalarını sürdüren Şişli Asayiş Büro Amirliği ekipleri, olaydan önce evde Menekşe K.‘nin kızları Ceylan S. ve Nehir K.‘nin de olduğunu tespit etti. Burçin Şahin ile aralarında tartışma çıktığı iddia edilen Ceylan S.‘nin, kardeşi Nehir K. ile birlikte 2 yeğenini de alarak evden çıktığı belirlendi. Ceylan S. ve Nehir K.‘nin daha sonra çocukları bir evde bıraktıkları, caddedeki emlakçıya girdikleri ve burada bir süre oturdukları belirlendi. Olayın yaşanması üzerine iki kız kardeşin emlakçıdan çıkarak eve doğru koştukları belirlendi. Emlakçıda yaşananlar güvenlik kamerasına yansıdı.

GÖRÜMCE GÖZALTINA ALINDI
Bunun üzerine polis ekipleri, olaydan önce evde bulunan Ceylan S.’yi gözaltına alındı. Emniyette ifadesi alınan Ceylan S., sabah saatlerinde annesi Menekşe K.’nin evine kahvaltıya gittiklerini, kardeşi Nehir K.’nin Burcu Şahin’in telefonunda uygunsuz fotoğraflarını ve konuşmalarını gördüğünü, bunun üzerinde aralarında tartışma çıktığını söylediği öğrenildi.

‘KARDEŞİME BUNU NASIL YAPARSIN’
Ceylan S. ifadesinin devamında Nehir K.‘nin gelinleri Burcu Şahin’e, ‘Sen kardeşime bunu nasıl yaparsın, benim kardeşim hapiste, çocuklarından utanmıyor musun’ dediği, aralarında kavga çıktığını söylediği öğrenildi. Görümce Ceylan S.’nin ayrıca gelinleri Şahin’in çocuklarını ve cep telefonunu alarak evden çıktıklarını söylediği bilgisi de edinildi. Emniyette işlemlerinin tamamlanmasının ardından mahkemeye çıkarılan Ceylan S., adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Diğer görümce Nehir K.’yi yakalama çalışmalarının ise sürdüğü öğrenildi. (DHA)
Haber Detay Görsel Slider…

Dünyaca ünlü plajda tepki çeken görüntü! İş makineleri sahile indi

Dünyaca ünlü plajda tepki çeken görüntü! İş makineleri sahile indi

Konyaaltı Beach Park’tan başlayıp Serbest Bölge Kavşağı’na kadar devam eden 7 kilometrelik Konyaaltı Sahili’nin birçok bölgesinde bulunan işletmeler, yaz sezonu hazırlıkları kapsamında inşaat çalışmaları yürütüyor. Bazı işletmeler hem sözleşmelerine hem Kıyı Kanunu’na aykırı izinsiz uygulamalarda bulunuyor. 5 yıldızlı bir otel önündeki sahil bölümü ile Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki olan EKDAĞ A.Ş.’nin işlettiği halk plajı bölümüne iş makineleri indirildi. Sahilde güneşlenen turistler arasında çalışma yapan iş makineleri, tepki çekti.

İlginizi Çekebilir
ECRİMİSİL BİR CEZA, HAK DEĞİL
Antalya Barosu Çevre Kurulu Başkanı Avukat Duygu Kozanoğlu, Konyaaltı Sahili ve tüm bu kıyıların kendi ekosistemi ve doğal yapıları olan alanlar olduğunu söyledi. Kozanoğlu, “Aynı zamanda mevzuatta özel korunması gereken alanlardandır. Öte yandan kamunun kullanımına açık olup devletin tasarrufu altında olanlardır. Dolayısıyla bu özelleştirme ya da kullanım hakkının işletmelere devredilmesi, kıyılar üzerinde bunların mülkiyet hakkı varmış gibi düzenleme işlemleri yapmasına olanak sağlamıyor. Bunlar, ‘hizmet veriyoruz ya da düzenleme yapıyoruz’ adı altında bu ekosistemi, yıllarca oluşan kumluk tepeleri, buranın doğal yapısını bozmak, daha çok kullanıma açmak ya da işgal alanını genişletmek, daha fazla şezlong yerleştirmek üzere burada bir kıyı tahribatına sebep oluyorlar. Genellikle bu aşkın yapılar ya da alanın dışında kullanmalara ecrimisil ödenerek cezalandırma olduğu söyleniyor. Fakat bu tam tersi şöyle yorumlanıyor; ‘Ecrimisilini ödedim. Bu sezon ya da önümüzdeki süreçte bu yasal hakkım.’ Sorduğunuz zaman, ilgilendiğiniz zaman ecrimisil ödediğini, dolayısıyla yasal kapsama alındığını söylüyor. Fakat bu tamamen yanlış, ecrimisil sadece o an haksız kullanıma ilişkin cezadır. Bu durumu yasal hale de getirmez” dedi.

EKOSİSTEME ZARAR VERİYOR
Konyaaltı Sahili’nde erozyon sorunu yaşandığını da aktaran Kozanoğlu, “Antalya kıyılarında sahil bandında daralma da var. İnsan müdahalesinin olumsuz yönlerine müdahale etmemiz gerekiyor. Bu düzenleme vesaire yapılacaksa, bir hizmet götürülecekse dahi olabildiğince en az tahribatta, çevreye en az zarar veren şekilde, bu ağır tonajlı makinelerin sahile girmesi, buradaki bitki ve hayvan ekosistemi içinde sıkıntı yaratabiliyor. Dolayısıyla bu makinelerle değil, daha bilimsel, çevresel etki değerlendirmesi süreçleri yürütülerek, burada nasıl bir çalışma yapılacak en az zararla nasıl yürütülebilir, bunların bilimsel görüşlerinin, araştırmalarının yapılarak gerçekleştirilmesi gerekir” diye konuştu.

CAN GÜVENLİĞİ TEHLİKESİ
Sahilde güneşlenen ve denize girenler arasında çalışma yapan ağır iş makinelerinin can güvenliği açısından da tehlike oluşturduğunu söyleyen Kozanoğlu, “Burada bir hafriyat çıkarılıyor ya da iş makineleri aynı zamanda kıyı kullanım halindeyken çalışıyor. Bunların çalışma saatlerini ya da çalışma iş sağlığı, güvenliği ya da çevre sağlığının, aynı şekilde vatandaşların sağlığının dikkate alınması gerekiyor” dedi.
Haber Detay Görsel Slider
6 METREKARELİK YAPI İHLALİ
Konyaaltı Sahili’ndeki işgallerle ilgili ciddi şikayetler aldıklarını belirten Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şube Yönetim Kurulu Üyesi, Akdeniz Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Güray Doğan ise buradaki işletmelerin sözleşmedeki 6 metrekarelik yapı sınırını aştıklarına dikkati çekti. Doç. Dr. Doğan, “Özellikle sahili bölen, sahilde erişimi, ulaşımı engelleyen yapıların yapılması, sahile barlar yapılması gibi unsurlar var. Vatandaşın sahile erişim hakkı vardır. Bunu elinden alamazsınız herhangi bir şekilde. Sahile vatandaş erişmeli ve bunu rahatlıkla kullanmalı. Sadece vatandaş için değil, doğal açıdan da bu önemli. Çünkü geçmiş yıllarda gördük birkaç kaplumbağa bu kadar gürültüye ve ışık kirliliğine rağmen sahile gelip yumurta bıraktı. Dolayısıyla sahilimiz aslında hala doğal bir yapıyı da barındırıyor. Dolayısıyla hem doğa hem vatandaşlar açısından nasıl erişilmesi mümkünse, nasıl kullanılması gerekiyorsa buna uygun malzeme seçimine gidilmesi gerekiyor” diye konuştu.

İŞ MAKİNELERİ TEHLİKELİ
Sahildeki iş makinelerinin ciddi tehlike oluşturduğunu ifade eden Doç. Dr. Doğan, “Biz vatandaşlarımız kullansın diyoruz ama bir yandan da iş makineleri ile buralarda işler yapıldığını görüyoruz. Dere yatakları açısından genişlemesi bakımından ya da taşkınları önlemek ya da taşkını regüle etmek anlamında bazı iş makinelerin girmesi zorunluysa tabii ki bunlara sesimiz çıkmaz. Eğer rekreasyonel alan tarzında bir iş yapılıyorsa ve toprağın sıkılaşmasına göz yumuluyorsa bu da istediğimiz bir unsur değil. Çünkü toprak sıkılaştığı zaman toprak verimliliğini kaybeder, süzme yeteneğini kaybeder ve tuzlu su girişimine sebebiyet verebilir. Bu da hem toprağın, karaların daha tuzlu olmasına yol açabilir. Hem de toprağın yapısını bozabilir. Toprağın yapısı bozulduğu zaman biyoçeşitliliğin canlanmasına sebebiyet verebilecek canlılar ve bitkilerin gelişimini olumsuz yönde etkiler. Dolayısıyla tüm bunları ele aldığımızda toprağın sıkışmaması gerekiyor. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur da vatandaşlarımızın özellikle bu iş makinelerinin olduğu bölgelerde can güvenliğine dikkat edilmeli. Çünkü hem vatandaş güneşlensin, denizden faydalansın istiyoruz. Bir yandan da iş makineleri çalıştırıyoruz aynı sahilde. Dolayısıyla bunların ikisinin aynı zamanda aynı sahilde olmaması gerekiyor” dedi….

4 aylıkken kanseri yendi, jimnastikte kürsüye çıktı! Dolunay’dan ilham veren başarı

4 aylıkken kanseri yendi, jimnastikte kürsüye çıktı! Dolunay’dan ilham veren başarı

Aydın’da yaşayan 44 yaşındaki Narin Zafertepe, 29 Aralık 2016 tarihinde İstanbul’da ‘Dolunay’ adını verdiği ikinci çocuğunu kucağına aldı.
Doğuştan anomalisi olan, tek gözü renklive başının yarısı kepekli olan Dolunay bebeğe doktorlar tanı koyamayıp, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yönlendirdi.
Burada 4 aylıkken Dolunay Elmacı’ya nöroblastom teşhisi konuldu. Tedavisi bir yıl süren Elmacı, uzun süren takip sonucunda kanseri yendi.
İlginizi Çekebilir
4 yaşındayken jimnastik ile tanışan ilkokul 3’üncü sınıf öğrencisi Dolunay Elmacı, kazandığı kupa ve madalyalarla ailesinin gururu oldu.
Oğlu 15 yaşındaki Rüzgar Elmacı’nın ardından ikinci çocuğu Dolunay’ı kucağına aldığını belirten Narin Zafertepe, “Kızım 4 aylıkken tanı aldı. Çok zor süreçlerden geçtik ama doktorların yaklaşımı çok önemli. Tedavimiz iyi geçti, kızımız iyileşti. Artık MR süreçlerimiz de bitti” diye konuştu.

10 BİN TAKİPÇİYE REHBER OLUYOR
Kızı 6 aylıkken, bu hastalıkla mücadele eden diğer ailelere rehber olmak için sosyal medya sayfası açtıklarını belirten Zafertepe, “Hastalık sürecinde eşim, ‘Biz neşeyle iyileştireceğiz kızımızı’ diye bir yazı yazmıştı, sosyal medyada çok paylaşıldı. Biz de deneyimlerimizi aktarmak için ‘Dolunay Bebek: Bir Nöroblastom Öyküsü’ sayfasını açtık. Bugün sayfamızda 10 bin takipçimiz var. Türkiye’nin her yerinden yeni tanı alan anneler bana ulaştı. Ben de onlarla tecrübelerimi paylaştım çünkü eşekten düşenin halini eşekten düşen anlıyor. Eskiden kanser yaşlı hastalığı gibi görülürdü ama tıp çok ilerledi. Doktorumuz bize ‘Sizinki grip gibi geçti’ dedi. Şimdi çok mutluyuz; Dolunay resim yapıyor, enstrüman çalıyor, birlikte jimnastik yarışmalarına gidiyoruz” ifadelerini kullandı.

‘TEŞHİS ALACAK AİLELERE REHBER OLSUN DİYE KURDUK’
44 yaşındaki baba Ozan Elmacı, dijital dünyadaki bu platformun aileler için önemine dikkat çekip “Çocuk kanserlerinde durum karmaşık. Yenidoğan bebek bakımıyla hastalığın zorlukları birleşiyor. Dolunay 6 aylıkken kemoterapiye başladı. Anne-babayı yönlendiren bir el kitabı yok ne yazık ki. Sayfayı, bizden sonra teşhis alacak ailelere rehber olsun diye kurduk. Bu noktada ailelerin dayanışması ve yalnız hissetmemesi çok önemli. 10 bin kişilik bu toplulukta herkes birbirine destek oluyor. Anne-baba moralini yüksek tutmalı; siz gülerseniz çocuk da gülüyor” dedi.

‘KANSER BİR ENGEL DEĞİL’
Kazandığı madalyalarla azmini kanıtlayan Dolunay Elmacı da şöyle konuştu: “10 yaşındayım, kanseri atlattım. Çok bir şey hatırlamıyorum ama kolay geçti gibi geliyor. Çocuklara ve annelere şunu söyleyebilirim: Korkmayın, başarmak zor değil. Kanser bir engel değil. Küçükken çok hareketliymişim, borulara tırmanıyormuşum. Doktorlar izin verince annem beni jimnastiğe verdi. Şimdi performans grubundayım. Okuldan çıkınca direkt jimnastiğe gidiyoruz. Ödevlerimi hafta sonu yapıyorum ama kazandığım kupalar ve madalyalar için buna değer. Büyüyünce dünya ve Türkiye şampiyonalarına gitmek istiyorum.”

DOKTORU: BİR MADALYASINI BANA GETİRDİ
Dolunay’ın tedavisini Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yürüten Acıbadem İzmir Kent Hastanesi Çocuk Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nur Olgun, Dolunay’ın bu hastalıktan tamamen kurtulduğunu belirtti. Onun ileride çok başarılı bir sporcu olacağına inandığını anlatan Prof. Dr. Olgun, “Dolunay 6 aylıkken göz kapağının düşük olmasıyla bize geldi. MR çekildi ve kitle saptandı. Tanı nöroblastomdu. Aile çok bilinçliydi ve çok şükür Dolunay’ı kurtardık. Şimdi Türkiye kupalarında madalyaları var. Hatta bir madalyayı benim için almış, o da benim odamda en güzel yerde duruyor. Anne çok akıllı; süreci ona o kadar güzel anlatmış ki, Dolunay hatırlamadığı halde herkese örnek olacak cümleler kuruyor” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB sözleri dünya basınında! ‘Avrupa’ya rest’…

deneme bonusu veren sitelerDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabetslotograndpashabetgrandpashabetdeneme bonusupalazzobetpalacebetroyalbet güncel girişkonya eskortDeneme Bonusu Veren Sitelercasino siteleribahis sitelerideneme bonusu veren sitelergrandpashabetgrandpashabetJojobetDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabetbetsalvador girişdeneme bonusugrandpashabetcasibombetpuanbetplaycasinoroyalbetplaybahiscasinobetplayonline casinosdoedadoedagrandpashabetmarsbahisjojobet girişjojobetmatbetpusulabetimajbet girişesbetcashwinbetpuansonbahistrendbetamgbahiscasinowonbetbeybullbahispusulabetganobetligobetcasibomjojobetmadridbetslotbaronwinLunabetBetorderbetsmovedarkbetpusulabet girişjojobetjojobet girişCasibomroyalbetmeritkingMarsbahisbetpark girişbetparkgrandpashabet girişkralbetstarzbetpusulabetDeneme bonusu veren siteler 2026Deneme bonusu veren siteler 2026Grandpashabet güncel adres 2026Grandpashabet güncel adres 2026Deneme bonusuDeneme bonusugrandpashabetgrandpashabet instagramdeneme bonusucasinoperdeneme bonusudeneme bonusudeneme bonusucratosroyalbetCasibomJojobetmatadorbetbetpuanbetpuanMarsbahisCasibomCasibomCasibomcasinoperCasibomganobetCasibomhttps://freshstartrealty.com/Jojobet Girişbetplaybetplay girişbetbeybetbey girişmercurecasinomercurecasino girişesbetesbet girişcashwincashwin girişbetpuanbetpuan girişsonbahissonbahis girişwbahisnesinecasinoCasibom Giriş