BIST 100
14.442,56 0,92%
DOLAR
45,1472 -0,09%
EURO
53,0033 -0,06%
GRAM ALTIN
6.717,19 0,02%
FAİZ
41,22 0,76%
GÜMÜŞ GRAM
107,93 0,69%
BITCOIN
77.115,00 0,85%
GBP/TRY
61,5160 -0,02%
EUR/USD
1,1732 0,01%
BRENT
111,44 0,94%
ÇEYREK ALTIN
10.982,60 0,02%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
16 °

YEREL HABER

Bakan Bayraktar: Ben bu şirkete bir daha asla ruhsat vermem

Bakan Bayraktar: Ben bu şirkete bir daha asla ruhsat vermem

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sıfır Atık Vakfı’nda gazetecilerle bir araya geldi. Milliyet.com.tr Yayın Yönetmeni Uğur Kurban’ın da aralarında bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Bayraktar, yaptığı konuşmada maden işçilerinin eylemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İlginizi Çekebilir
Hükümet olarak ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını dile getiren Bayraktar, Doruk Maden’in Türkiye’de iş yaptığı birçok alanda problem ürettiğine vurgu yaparak, “İşçinin alacakları var. Fırıncıyla servisçiyle hep problemleri var. Buradaki kömür santralinde de 2-3 yıldır var. Biz müdahale ediyoruz sürekli. Her işlerinde böyleler.” dedi Bayraktar “Yükümlülüklerini yerine getirmeyene maden ruhsatı yok.” açıklamasında bulundu.
“30 BİN ÇALIŞANIN GELECEĞİ SÖZ KONUSU”
Bugüne kadar kömür madenleri için birçok teşvik sağlandığını belirten Bayraktar, yerli kömürden 2029 yılına kadar alım garantisi verildiğini hatırlattı. Bu uygulamanın kamuoyunda eleştirilere neden olduğunu dile getiren Bayraktar, söz konusu eleştirilerin haksız olduğunu savundu.

“Peşkeş” iddialarına doğrudan yanıt veren Bakan, bu politikanın 30 bin çalışana istihdam sağladığını belirterek, “Eğer burada bir peşkeş aranıyorsa, bu 30 bin çalışana yapılmıştır” ifadelerini kullandı. Alım garantisi olmadan söz konusu işçilerin çalışma imkânının ortadan kalkacağını da sözlerine ekledi.
TEŞVİKLERDE SIKI KRİTERLER UYGULANIYOR
Bakan Bayraktar, teşviklerin gelişigüzel verilmediğinin altını çizerek, belirli şartların sağlanmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Bayraktar, işçiye maaş borcu olan firmalara teşvik verilmediği, çevre standartlarını karşılamayan, bacası veya filtresi olmayan tesislerin desteklenmediği ve devlete borcu bulunan şirketlerin teşvik kapsamına alınmadığını belirtti. Tüm bu kriterlere rağmen bazı işletmelerde işçi maaşlarının ödenmemesinin sürdüğünü belirten Bayraktar, bu durumun kabul edilemez olduğunu söyledi.
İçişleri Bakanlığı: Maden işçileri işverenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını açıklamışlardır
“İŞÇİYE BORCU OLANA RUHSAT VERMEM”
Bakan Bayraktar ayrıca “İşçiye borcu olana bu garanti verilmez dedik. Bacası olmayana bu teşviği vermeyiz dedik. Devlete borcu olana teşvik veremeyiz dedik. Buna rağmen bunlar işçinin parasını ödemedi. Ben bu firmaya artık ruhsat vermem. İşin arkasında aslında onlar var. Sen kömürü satıyorsun, parayı alıyorsun. İşçilerin parasını niye vermiyorsun. Enerji Bakanlığı’nın önünde eylem yapmalarını onlar da istiyor. Hükümete baskı yapılsın ki devlet bize teşviklerimizi ödemeye devam etmesini istiyorlardı. Ben bu şirkete bir daha asla ruhsat falan vermem.” dedi.
“PROTESTOLAR HOLDİNGİN ÖNÜNDE YAPILMALIYDI”Bakan Bayraktar, işçilerin eyleminin holdingin önünde yapmaları gerektiğinin de altını çizerek, “Bakanlığa yönelik protesto işverenin işine geliyor” ifadelerini kullandı.

ENERJİDE 3 TEMEL MESELE
Bakan Bayraktar şunları da söyledi:
Biz, enerji tarafında Türkiye olarak her zaman üç temel meseleyle uğraştığımızı ifade ettik. Bunlardan bir tanesi, Türkiye’nin artan enerji talebi. Türkiye ekonomisi büyüyen, nüfusu artan, şehirleşmesi devam eden bir ülke. Önümüzdeki süreçte elektriğe çok daha fazla ihtiyaç duyulacak bir döneme giriyoruz. Çünkü hem hükümet olarak politikalarımız bunu gerektiriyor hem de dünyadaki trendler bizi bu yöne itiyor.
Bugün yapay zekâ, medya ve teknoloji alanlarında büyük değişimler var. Özellikle yapay zekâ kaynaklı veri merkezleri, soğutma sistemleri ve elektrikli araçların yaygınlaşması elektrik talebini ciddi şekilde artırıyor. Dolayısıyla daha çok elektrikleşen bir Türkiye ve dünya söz konusu.
Bir taraftan talep artıyor. Bizim birinci görevimiz bu artan talebi karşılamak. Çünkü kimse daha az enerjiyle yetinmek istemiyor. Kimse “günde 15 saat elektriğimiz olsun yeter” demiyor; aksine daha fazla enerjiye ihtiyaç var.
İkinci konu ise Türkiye’nin cari açık meselesinde enerjinin önemli bir yer tutması. Yani hem talep artıyor hem de enerji ithalatı artıyor. Bu da ekonomi üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor.
Üçüncü olarak ise Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu 2053 net sıfır emisyon hedefi var. Bu hedef doğrultusunda enerji politikalarımızı şekillendirmemiz gerekiyor.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI: MADEN İŞÇİLERİ EYLEMİ NOKTALADI
İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “İçişleri Bakanlığındaki toplantı tarafların uzlaşmasıyla sonuçlanmıştır. İşçiler, işverenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını açıklamışlardır.” denildi. İçişleri Bakanlığındaki toplantı tarafların uzlaşmasıyla sonuçlandı. İşçiler, işverenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını duyurdu.
Ankara’da maden işçilerinin eylemi sona ererken işçilerin maaşları da yatırıldı, kalan ücretler için de 15 gün süre istendi.
Petrol piyasasında deprem! Birleşik Arap Emirlikleri OPEC’ten ayrılıyor
Son dakika… AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten Macron’a sert tepki: Türkiye’yi karşısına alan söylemleri son derece yanlış

İzmir'de 2 kişinin akıma kapılarak ölümüne ilişkin dosyası ayrılan memurlar hakkında iddianame

İzmir’de 2 kişinin akıma kapılarak ölümüne ilişkin dosyası ayrılan memurlar hakkında iddianame

İzmir Valiliğinin, 8 Mayıs 2025’te “soruşturma izni verilmesine” karar vermesi sonrasında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Alsancak semtinde 12 Temmuz 2024’te sağanakta yolun karşısına geçmeye çalışırken su birikintisine basıp akıma kapılan Özge Ceren Deniz (23) ile onu kurtarmaya çalışan İnanç Öktemay’ın (44) yaşamını yitirmesine ilişkin memur olmaları nedeniyle dosyası ayrılan İZSU personeli 6 sanık hakkında iddianame hazırladı.
İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, İZSU Genel Müdür Yardımcısı S.S, eski İZSU Genel Müdürü Ali Hıdır Köseoğlu, İZSU Genel Müdürlüğü Kanalizasyon Daire Başkanlığı Güney Bölge Şube Müdürü Ö.K, İZSU Genel Müdürlüğü Kanalizasyon Daire Başkanı B.K, İZSU Genel Müdürlüğü Kanalizasyon Daire Başkanlığında mühendis E.N. hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle hazırlanan iddianame, birleştirme talebiyle İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.
Sanıklar, 10 Temmuz’da hakim karşısına çıkacak.
Özge Ceren Deniz’in ailesinin avukatı Ayşe Sarıçiçek, 6 sanık hakkında şikayetlerinin devam ettiğini belirtti.
⁠OLAY VE DAVA SÜRECİ
İzmir’in Konak ilçesi Alsancak semtinde 12 Temmuz 2024’te sağanakta yolun karşısına geçmeye çalışırken su birikintisine basıp akıma kapılan Özge Ceren Deniz ile onu kurtarmaya çalışan İnanç Öktemay yaşamını yitirmişti.
Bilirkişi raporunda, su birikintisi yakınındaki mazgalda GDZ Elektrik firmasının kabloları yeterli derinliğe gömmediği, İZSU’nun da mazgal yapımı sırasında kabloları yüzeye yaklaştırdığı ve iki kurum arasında yeterli koordinasyonun bulunmamasının olayın yaşanmasında etkili olduğu belirtilmişti.
Olayla ilgili 46 şüpheli yakalanmış, 13’ü tutuklanmıştı. Yargılama esnasında İZSU çalışanı 2’si tutuklu 6 sanığın memur olmaları nedeniyle dosyası ayrılmış, ara kararda tutuklu 4 sanık tahliye edilmişti.
Mahkeme heyetince yeni bilirkişi heyeti oluşturulmuş, 9 Aralık 2024’te ölümlerin yaşandığı yerde yeniden keşif yapılmış, yeni bilirkişi raporu hazırlanmıştı.
10 Ekim 2025’teki karar duruşmasında mahkeme, 30 sanığa 4 yıl 2 ay ile 10 yıl arasında hapis cezası vermiş, 9 sanık beraat etmiş, tutuksuz 6 sanığın tutuklanmasına karar verilmişti.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi, 12 Mart’ta 11 sanığı kazanın meydana gelmesindeki kusur durumlarıyla tutuklulukta geçirdikleri süreyi nazara alarak tahliye etmişti.
Daire, bazı sanıklar yönünden duruşma görülmesine karar vermiş, dosya kapsamında, konusunda uzman bilirkişi heyetinden yeni rapor alınmasına karar vermişti.
Petrol piyasasında deprem! Birleşik Arap Emirlikleri OPEC’ten ayrılıyor

Dr. Mehmet Kasapoğlu: Dile kolay..

Dr. Mehmet Kasapoğlu: Dile kolay… Yirmi beş yıla yakın bir mücadele

Aliağa, Bergama, Çiğli, Dikili, Foça, Kınık ve Menemen’den yoğun bir katılımla geçen toplantıda Dr. Kasapoğlu teşkilat ve önümüzdeki döneme dair dikkat çekici açıklamalarda bulundu. AK Parti’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği ve engin vizyonu ile ortak aklın, istişarenin, birlikte çalışmanın ve zaferin partisi olduğunun altını çizdi.
İlginizi Çekebilir
Dile kolay… Yirmi beş yıla yakın bir mücadele!
Kasapoğlu; “Yaklaşık çeyrek asırdır dünya siyasi literatüründe bir ilk olarak, bir demokrasi örneği olarak her defasında milletimizin teveccühüne mazhar olmuş bir harekettir.İşte bu hareketin bel kemiği, omurgası, olmazsa olmazı; teşkilatıdır. İşte o teşkilatlar, il teşkilatıyla, ilçeleriyle, kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla ve ülkemizin her bir noktasına uzanan mahalleleriyle, mahalle başkanlarıyla bir örnektir, Çeyrek asır … Dile kolay. Yirmi beş yıla yakın bir mücadele. Ve kurulduğu andan itibaren iktidarda bulunmuş, halkımızın iktidar görevini verdiği bir hareket. Her defasında sandık milletimizin önüne konduğunda o sandıktan lider çıkmak o sandığı AK Parti oylarıyla doldurmak işte bu teşkilatın bu aziz teşkilatın bu güzide kadronun zaferidir.” Dedi.

Demokrasinin Namusu Sandıktır!
“Demokrasilerin namusu sandıktır arkadaşlar. Biz sandıkta biz AK Parti hareketi olarak AK Parti siyaseti olarak başkasına ait ne bir oya tenezzül ederiz ne de tek bir oyumuzu bir başkasının istismar etmesine müsaade ederiz. O yüzden değerli arkadaşlar, mahalle başkanları, ilçe yönetimleri bu teşkilatı bugüne kadar omuzlayıp bugünlere getiren bu güzide arkadaşlarımız inanıyorum ki bundan sonraki süreçte de yine tüm dünyanın siyasi literatürüne, demokrasi literatürüne uygun bir şekilde kendilerini güncelleyip daha aydınlık yarınlar için daha adil bir dünya için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yeni zaferler için yola düşecekler.”

İzmir’de pilotumuz Bilal Başkanımız! Kasapoğlu genel ve yerel seçimlerle ilgili yaptığı açıklamada; “İzmir Türkiye’nin en güzel illerinden biri. Güzel İzmir. İzmir’e dair hayallerimiz var. Bu dava bayrağını İzmir’de daha yukarı doğru taşımamız gerekiyor. O yüzden daha çok çalışacağız. İzmir’deki pilotumuz Bilal Saygılı başkanımız, kendisi aynı zamanda ralli pilotudur da. Önümüzdeki süreçte hem yerel hem de genel seçimler, onun liderliğinde, ilçe başkanlarımızla, kadın kollarımızla ve tabii ki birbirinden değerli ve kıymetli çok büyük sorumluluk taşıyan mahalle başkanlarımızın sırtında yükselecek ve bu kutlu bayrağı İzmir’in en yüksek noktasına taşıyacağız. Ben buna inanıyorum. Bugün burada bulunan ilçe ve mahallelerde çok büyük hedeflerimiz var. İzmir’de 8 milletvekilimiz var. Açıkçası AK Partinin Meclisimize İzmir’den daha fazla temsilci göndermesi lazım. İzmir parlamentoda daha fazla arkadaşımızla, daha güçlü şekilde temsil edilmeli. Bugüne kadar nasıl inanarak gayret göstererek ve bu ülkenin siyasi hayatına yeni kavramlar yeni metotlarla birlikte geldiysek bundan sonra da asla taviz vermeden, asla boşluk bırakmadan, bir anlık gaflete dahi düşmeden yine aynı şekilde çalışarak, inanarak ve bugünkü gibi bir ve beraber olarak devam edeceğiz. Tüm İzmir’de daha aktif olacağız, sahada daha güçlü olacağız, ev ev dolaşacağız, hane hane kapıları çalacağız, çarşıda olacağız, pazarda olacağız. Bu hareket bir taban siyaseti. Bir vizyon ortaya koyan, halktan kopmadan halkla birlikte aynı hissiyatı paylaşarak, empati kurarak ve asla bu yüce millete tepeden bakmadan 30 ilçede bu gücü, bu gönül birlikteliğini yansıtacağız.” İfadelerini kullandı.
Bakan Bayraktar: Yükümlülüklerini yerine getirmeyene maden ruhsatı yok…

Yer: Başakşehir! Alacak tartışmasında husumetlisini silahla yaralayan şüpheli tutuklandı

Yer: Başakşehir! Alacak tartışmasında husumetlisini silahla yaralayan şüpheli tutuklandı

Olay, 26 Nisan Pazar günü saat 17.00 sıralarında Bahçeşehir 2. Kısım Mahallesi Kamelya Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, H.G., aralarında daha önceden alacak meselesi nedeniyle husumet bulunan F.Ç.’nin yaşadığı siteye gitti. Burada karşılaşan ikili arasında çıkan tartışma kısa sürede büyüdü. Tartışma sırasında F.Ç., yanındaki silahla H.G.’ye ateş ederek olay yerinden kaçtı. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri, yaralı H.G.’yi olay yerindeki ilk müdahalenin ardından hastaneye kaldırdı.

TUTUKLANDI
Polis ekipleri, olay yerinden kiralık araçla kaçan F.Ç.’yi yakalamak için çalışma başlattı. Yapılan çalışmalar sonucunda şüpheli, Bağcılar Göztepe Mahallesi’nde olayda kullandığı silah, 2 şarjör ve 26 mermi ile birlikte yakalandı. Gözaltına alınarak emniyete götürülen F.Ç., işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede ‘kasten yaralama’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.
SALDIRI ANI KAMERADA
Çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerasıyla kaydedilen görüntülerde, F.Ç.’nin elindeki silahla H.G.’ye ateş ettiği ve olayın ardından kaçtığı anlar yer aldı.
Atlas Çağlayan’ın ölümü Türkiye’nin yüreğini yakmıştı! Katilin babası hakkında dava açıldı
İçişleri Bakanlığı: Maden işçileri işverenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını açıklamışlardır…

Atlas Çağlayan'ın ölümü Türkiye'nin yüreğini yakmıştı! Katilin babası hakkında dava açıldı

Atlas Çağlayan’ın ölümü Türkiye’nin yüreğini yakmıştı! Katilin babası hakkında dava açıldı

İstanbul Güngören’de çıkan kavgada bıçaklanarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın ölümüne ilişkin tutuklanan 14 yaşındaki zanlı E.Ç.’nin babası Y.Ç. hakkında dava açıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Y.Ç. hakkında, zanlının olay anında kullandığı sustalı bıçağın sahibi olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Yürütülen soruşturmanın tamamlanmasının ardından hazırlanan iddianamede, Y.Ç. (40) ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı.

KATİLİN BABASI BAŞKA BİR SUÇTAN CEZAEVİNDE
İddianamede, olayda kullanılan bıçağın Y.Ç.’ye ait olduğu, şüphelinin Atlas Çağlayan cinayetinin işlendiği dönemde cezaevinde olduğu gerekçesiyle suçtan haberdar olmadığını belirttiği aktarıldı.
İlginizi Çekebilir
İddianamede, UYAP sorgulamasında şüphelinin 2 Kasım 2025 tarihinde Bakırköy Metris Cezaevinde bulunduğu, suç tarihi itibariyle halen Çorlu Karatepe 1 Nolu Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumları’nda bulunduğu vurgulandı. İddianamede, suça konu bıçağa İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarında yapılan incelemeye göre, 6136 sayılı ‘ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler hakkında kanuna muhalefet’ kanunu kapsamında kaldığı belirtildi.
1 YILA KADAR HAPİS CEZASI TALEBİ
Sanık Y.Ç. hakkında, ‘ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler hakkında kanuna muhalefet’ suçundan 6 aydan1 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi. Sanık, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak.
Atlas Çağlayan cinayetinde aileye mesaj atan sanık hakim karşısında! ‘Rahatsızlık vermek istedim’
İçişleri Bakanlığı: Maden işçileri işverenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını açıklamışlardır…

İçişleri Bakanlığı: Maden işçileri işverenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını açıklamışlardır

İçişleri Bakanlığı: Maden işçileri işverenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını açıklamışlardır

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “İçişleri Bakanlığındaki toplantı tarafların uzlaşmasıyla sonuçlanmıştır. İşçiler, işverenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını açıklamışlardır.” denildi.
İçişleri Bakan Yardımcısı Ali Çelik’ın başkanlığındaki toplantıda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan, Emniyet Genel Müdürü Mahmut Demirtaş, Ankara Emniyet Müdürü Engin Dinç, Ankara Vali Yardımcısı Gürsoy Osman Bilgin, Emniyet Güvenlik Daire Başkanı Emrullah Gölcük, Bağımsız Maden-İş Sendikası Başkanı Gökay Çakır, Sendika yetkilisi Başaran Aksu, maden işçisi Sinan Koçak, maden işçisi Özcan Gültekin ve Doruk Madencilik Şirketi sahibi Sabahattin Yıldız yer aldı.
MAAŞLAR YATIRILDI
İçişleri Bakanlığındaki toplantı tarafların uzlaşmasıyla sonuçlandı. İşçiler, işverenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını duyurdu.
Ankara’da maden işçilerinin eylemi sona ererken işçilerin maaşları da yatırıldı, kalan ücretler için de 15 gün süre istendi.
Son dakika… AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten Macron’a sert tepki: Türkiye’yi karşısına alan söylemleri son derece yanlış
Petrol piyasasında deprem! Birleşik Arap Emirlikleri OPEC’ten ayrılıyor…

Son dakika..

Son dakika… AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten Macron’a sert tepki: Türkiye’yi karşısına alan söylemleri son derece yanlış

İşte AK Parti Sözcüsü Çelik’in açıklamalarından öne çıkan satır başları:Dün 27 Nisan Muhtıra Teşebbüsü’nün yıl dönümüydü. O şekildeki karanlık günlerden, vesayet günlerinden bugünlere gelen mücadele çok büyük hikâyeler, çok büyük fedakârlıklar, çok büyük bedeller, çok büyük meydan okumalara verilen cevaplar ve cesaretler içeriyor. Dolayısıyla aynı zamanda bütün bu zorlukların içerisinde yapılmış çok büyük hizmetler ve devrimci dönüşümler var. Bunun tabii bir anma programıyla ele alınması mümkün değil ama bir şekilde bunların içinden seçim yapacağız.
İlginizi Çekebilir
Tabii ikinci bir konumuz da Türkiye’nin, Türkiye Yüzyılı’nın önümüzdeki 25 yılına bakan bir perspektif ortaya koymasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın değerlendirmeleri olacaktır. Dolayısıyla 25. yılla ilgili hazırlıklara şimdiden başlamak üzere MYK’mız bunu değerlendirmeye almıştır. Terörsüz Türkiye gündemimizde ve bu mesele MYK’mızda değerlendirilmektedir. Bir diğer konuda ise meclis çalışmalarını değerlendirip MYK gündemini bu şekilde tamamlayacağız.
Bahsettiğim gibi dün 27 Nisan’daki muhtıra teşebbüsünün yıl dönümüydü. Bu muhtıra, darbe mekaniği açısından Türkiye’de seçilmiş iradenin milletten aldığı gücün yaralanması ve işlevsiz bırakılması bakımından çok çirkin bir geleneğin, siyaset karşıtı bir geleneğin maalesef önemli enstrümanlarından biriydi. 27 Nisan’da da bu ortaya konulmaya çalışıldı. Fakat Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir başbakan, Sayın Cumhurbaşkanımız ve bir hükümet, AK Parti hükümeti buna direnerek muhtıra haline getirilmek istenen girişimi bir kâğıt parçasına çevirdi. Bu, Türkiye’nin demokrasisi ve sivil siyasi tarihi açısından devrimci bir dönüşümdür. Dolayısıyla bunun çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Türkiye siyasetinin ve demokrasinin üzerindeki çirkin bir uygulamanın vesayetinin bitirilmesidir.
“LEYEN TALİHSİZ BİR AÇIKLAMA YAPTI”
Tabii yine siyasi olarak bir değerlendirme yaptık. Dış politikadaki gelişmeleri yakinen takip ediyoruz. Biliyorsunuz, gerek Rusya-Ukrayna savaşı, gerek Gazze konusu, gerek diğer kriz alanları ve şu anda İran konusu olmak üzere pek çok ittifak sistemi arasında ülkeler arasındaki ittifaklar çatlar, NATO ile ilgili tartışmalar yaşanırken Avrupa Birliği kendi içerisinde pek çok tartışma yaşıyor. Avrupa Birliği bu krizlerde bir bütün olarak hareket edemiyor. Tabii AB Komisyon Başkanı Von der Leyen’in çok talihsiz bir açıklaması oldu. Türkiye’yi de içine katarak bazı ülkeleri zikrederek bunların Avrupa’ya nüfuz etmesinin engellenmesi gerektiğini ifade etti ve Avrupa bütünleşmesinin bu şekilde sağlanması gerektiğini söyledi. Tabii bu, Avrupa Birliği’nin şu anda niçin bu hâlde olduğunu gösteren çok temel bir açıklamadır. Yani Türkiye gibi AB’ye aday bir ülkeyi karşıt konumda değerlendirmek, göç ve güvenlik konusunda sürekli kapımızı çalanların zihniyetini göstermesi bakımından çok önemlidir. Tabii bu bir sır değildi ancak gerek fasılların müzakere edilmesine dönük fanatik uygulamalar, kurala dayanmayan yaklaşımlar, gerek diğer konulardaki ilerlemelere dönük tıkanmalar aslında bir Aydınlanma Avrupası yaklaşımına değil, bir Hristiyan kulübü Avrupası anlayışına işaret ediyordu. Biz de bu konuda uyarılarımızı yapıyorduk. Şimdi bunun sonuçlarıyla sadece Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri karşı karşıya gelmiyor. Avrupa Birliği bunu Rusya-Ukrayna Savaşı’nda yaşıyor, kendi çelişkilerinin doğurduğu sonuçları görüyoruz. Gazze konusundaki savrulmalarını görüyoruz. İran savaşı konusundaki etkisizliklerini ve işlevsizliklerini görüyoruz.
“AVRUPA BİRLİĞİ,NATO MESELESİNDE KENDİ GÜVENLİĞİNİ BİLE SAĞLAYAMAYAN BİR BİRLİK DURUMUNDADIR”
Tabii burada sorulması gereken şey Ursula Von Der Leyen’e yöneliktir. Bir AB Komisyon Başkanı olarak bir aday ülkeye dönük bu çifte standardın ideolojik temelleri nedir diye sormak gerekir. İkincisi de her zaman söylenir, Avrupa Birliği bir ekonomik güç oldu ama hiçbir zaman bir siyasi güç olamadı. Bir stratejik güç haline gelemedi. Bugün de görüldüğü gibi NATO meselesinde kendi güvenliğini bile sağlayamayan bir birlik durumundadır. Bütün bunlar tartışılırken onların aday ülke olan Türkiye’nin etkisini engellemeye dönük bir tutum içine girmesi Avrupa Birliği’nin neden bu halde olduğunu açıkça göstermektedir.
Bir diğer konu da şudur. Madem Türkiye bütün Balkanları ve Avrupa’yı domine edecek kadar büyük bir güçtür, normal bir siyasi akıl Türkiye ile iş birliği yapmayı gerektirir. Bu kadar büyük bir güç olduğunu aslında Ursula Von Der Leyen söylediklerinin satır aralarında itiraf etmektedir. Bu itirafıyla aslında büyüyen ve ilkelere dayanan bir Avrupa’dan değil, küçülen ve kendi bürokrasisine gömülmüş bir Avrupa’dan bahsetmektedir. Ancak Türkiye’nin diğer ülkelerden farkı, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne aday bir ülke olmasıdır. Onu bu kadar güçlü görüyorsanız, Balkanları domine edecek kadar etkili kabul ediyorsanız, o zaman doğru olan bu aday ülkeyle iş birliği yapmaktır. Bu vizyondan çok uzaklar ama bu vizyona ulaşmalarını temenni ediyoruz.
Yine diğer bir konu, biz Netanyahu ve onun katliam şebekesinin fanatizminin sadece Müslümanlarla sınırlı olmadığını, insanlığın tüm unsurlarına karşı yöneldiğini ifade ediyorduk. Önceki basın toplantılarımda kıyamet kilisesinde yapılacak ayinin nasıl engellendiğini dile getirmiştim. Şimdi de Lübnan’da İsrail askerinin Hz. İsa’ya ait bir heykeli parçalamasındaki nefret doğal olarak Hristiyan âleminin tepkisini çekmiştir. Burada görülmesi gereken şey, tamamen ideolojik bir motivasyonla ve fanatik bir dini yaklaşımla hareket eden bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzdur. Bunların ne Müslümanların değerlerine ne de Hristiyanların değerlerine saygısı vardır. Bu yüzden insanlık ittifakı diyoruz. İnsanlık ittifakının topyekûn bu fanatizmi durdurması gerektiğini ifade ediyoruz. Bu arada Papa Franciscus’un savaş karşıtı ifadelerinin son derece dikkat çekici olduğunu belirtmek isterim. Kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Bir Katolik din adamı olarak bu savaşa karşı olduklarını ifade ederken dört ölçüden bahsetmektedir. Birincisi, bir savaş için adil bir neden olmalıdır. İkincisi, doğru bir niyet olmalıdır. Üçüncüsü, savaş son çare olmalıdır. Dördüncüsü ise orantılı araçlar söz konusu olmalıdır. Anlaşıldığı üzere burada yürütülen savaşların Gazze’de, Lübnan’da ve İran’da gayrimeşru olduğu ifade edilmektedir. Bunun Hristiyan din adamları tarafından dile getirilmesinin son derece kıymetli olduğunu belirtmek isterim.
“MÜZAKERELER HENÜZ İSTENİLEN ŞEKİLDE İLERLEMİYOR”
Aynı şekilde Kudüs’ün statüsünün korunması konusunda da insanlık cephesinin, insanlık ittifakının ortak hareket etmesi gerektiği her olayla birlikte bir kez daha görülmektedir. Tabii İran savaşıyla ortaya çıkan tabloyu, ABD ve İsrail’in haksız ve hukuksuz bir şekilde İran’a yaptığı saldırının ardından oluşan durumu yakından takip ediyoruz. Ateşkes sağlandı ancak İslamabad’daki müzakereler henüz istenilen şekilde ilerlemiyor. İslamabad’daki müzakerelerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi gerektiğini ve ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir. Bu savaş haksız ve hukuksuzdur. Hiçbir şekilde daha büyük insani trajedilere yol açılmamalıdır. Uluslararası toplum da ateşkesin tamamen barışa dönüşmesine güçlü bir destek vermelidir.
“İSRAİL,GAZZE’Yİ UNUTTURMAYA ÇALIŞMAKTADIR”
Burada tabii birçok konu bulunmaktadır. Zenginleştirilmiş uranyum meselesi vardır. Hürmüz konusu vardır. İran’ın talep ettiği tazminatlar vardır. Bu haksız saldırganlığın sona ermesi için atılması gereken adımlar bulunmaktadır. Güvenlik garantileri söz konusudur. İsrail saldırganlığının bundan sonra devam etmeyeceğine dair garantilerin nasıl oluşturulacağı çok önemlidir. Ancak tüm bunlar masada çözülebilir konulardır. Bu nedenle İslamabad’daki müzakerelerin devam etmesi, tekrar savaşa dönülmemesi ve ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için uluslararası toplumun tam destek vermesi gerekmektedir. Tabii tüm bu gündemler içerisinde asla unutmamamız gereken konu Gazze’dir. İsrail, Lübnan’a saldırarak, başka yerlerde krizler çıkararak ve İran’a saldırarak Gazze’yi unutturmaya çalışmaktadır. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının yakından takip edilmesi gerekmektedir. Litani Nehri’ne kadar olan bölgede bir milyondan fazla kişi yerinden edilmiştir. Bu bölge hem hava hem de kara harekâtlarıyla işgal edilmektedir. İsrail işgalciliğine devam etmekte ve Lübnan’da hem insanları öldürmekte hem de tarihi değerleri tahrip etmektedir ve savaşın büyümesi için her türlü kışkırtıcılığı yapmaktadır. Burada insani felaket giderek büyümektedir. Ateşkes çağrılarına ve masa zemininin varlığına rağmen İsrail bunları dikkate almadan saldırganlığını sürdürmektedir. Bu nedenle Lübnan konusunda uluslararası toplumun yüksek bir hassasiyet göstermesi gerekmektedir.
Gazze’deki durumu da yakından takip ediyoruz. Aslında Gazze’de ikinci aşamaya geçilmesi gerekirdi ancak İsrail ilk aşamadaki yükümlülüklerin hiçbirini yerine getirmemekte ve ilk aşamayı da tahrip etmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede tek taraflı dayatmalar ve şartlar öne sürmektedir. İsrail’in Gazze’de suikastlara ve kadınlar ile çocuklar dahil sivillerin öldürülmesine son vermesi gerekmektedir. Bu, ilk aşamanın sürdürülebilmesi için gerekli en temel insani zemindir. Yine ilk aşama için mutabık kalınan yardımların Gazze’ye tam olarak ulaşması ve Refah Kapısı’nın açılması gibi hususların yerine getirilmesi gerekmektedir. Ancak İsrail bunlardan da uzak durmaktadır. Bu nedenle ikinci aşamaya geçilmesini engelleyen taraf İsrail’dir. Ayrıca Batı Şeria’ya yönelik saldırılar devam etmekte ve Batı Şeria’nın Gazze’ye benzer bir duruma sürüklenmesi için yoğun çaba sarf edilmektedir. Bunun mutlaka önlenmesi gerekmektedir.
Tüm bu çerçevede değerlendirildiğinde dış politika gündeminde Sayın Cumhurbaşkanımızın mesaisi en yoğun şekilde barışın sağlanması ve diplomasi masalarının güçlendirilmesi ekseninde devam etmektedir. Bütün bu gelişmeleri değerlendiriyor ve yakından takip ediyoruz. Ülkemizin herhangi bir yerde kurulacak bir barış masası için en güvenilir liman olduğu tüm dünyanın gözü önünde açıkça görülmektedir. Bu dönemler insanlık ittifakı adına doğru ittifaklar kurmanın, doğru ilkeleri hayata geçirmenin ve kurallara dayalı uluslararası düzeni daha işler hale getirmenin zamanlarıdır. Bunun aksine hareket edenler ise daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacaktır.”
Piyasalar allak bullak: Altın fiyatları çakıldı!
SORU-CEVAP
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, basın toplantısının ardından, basın mensuplarının sorularına cevaben açıklamalarda bulunuldu.
Emmanuel Macron’un özellikle Fransa’dan yaptığı bazı açıklamalar var. Yunanistan ziyareti de dikkat çekici. Özellikle Yunanistan ve Rum kesimiyle bir dayanışma içerisinde olduklarını ifade ediyor ve Türkiye’ye karşı açıklamalar yapıyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Şimdi tabii Fransa’nın açıklamalarını yakından takip ediyoruz. Doğrusu rasyonel bir zemine oturmuyor. NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken, ima yoluyla bile olsa başka NATO müttefikleriyle ittifak kurduğunu ifade ederken Türkiye’yi karşısına alan söylemler üretmesi son derece yanlıştır. Yine şunu unutmamak gerekir ki çok yakın zamanda hatırlıyorsunuz Sayın Macron NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti demişti. Daha sonra bu görüşünden geri adım attı. Bugün ise Türkiye’ye karşı birtakım aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkârlık içerisinde olduğunu görüyoruz Fransa’nın. Bu doğru bir tavır değildir. Bakın, Akdeniz’deki istikrarsızlıkla ilgilenmesi gerekir Fransa’nın. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın bir an evvel sona erdirilmesiyle ilgilenmesi gerekir. Suriye’de birtakım farklı grupları desteklemek yerine Suriye’nin istikrarına katkı sağlayacak bir siyasi teşvik içerisinde olması gerekir. Yine Fransa’nın Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a saldırısı karşısında daha net konuşması gerekir. Karadeniz’deki tabloyu iyi değerlendirmesi gerekir. Ama bunun yerine ne zaman bir tartışma çıksa Rum kesiminin etrafında bir bayrak göstermekten, gemi göndermekten bahsediyor. İşte Yunanistan’la ittifak kurmaktan bahsediyor. Burada şunu sormak gerekir. Bu tip tavırların Fransa’ya ne faydası var. Bu tip tavırların Yunanistan’a ne faydası var. Bu tip tavırların Akdeniz’in güvenliğine ne faydası var. Bu tip tavırların NATO müttefikliğine ne katkısı var. Bütün bu soruların cevabı olumsuzdur.
Diğer taraftan şöyle bir konu var. Yunanistan açısından bu geçerlidir. Günün sonunda herkes gidiyor, biz baş başa kalıyoruz. Dolayısıyla Yunanistan’ın Türkiye ile sorunlarını masada çözme imkânı varken sürekli olarak İsrail’den başkalarına kadar birtakım ittifaklar peşinde koşup Türkiye karşıtlığı söylemini sürekli yükseltip bundan elde edeceği nedir. Biz Yunanistan’a üçüncü ülkelerin araya girmemesini, Türkiye ile Yunanistan’ın berrak ve net müzakereler yoluyla kendi sorunlarını çözebilecek kapasiteyi üretmesini söylüyoruz. Ama bunun yerine sürekli olarak bu tip yan yollara başvuruyorlar. Otobandan ayrılmamak gerekir. Otobandan ayrıldığında çoğu zaman şarampole düşüldüğü görülmüştür. Aynı hatayı tekrar yapmaya gerek yoktur. Tabii Rum kesiminin İsrail’le kurduğu ittifak utanç verici bir ittifaktır. Bu kadar katliam gerçekleştirmiş bir siyonist yapıyla yan yana durmak onların kendi bileceği bir iştir. Ama bugün uluslararası sorunlarda Türkiye ile ilişkilerde yanlış yerde durdukları gibi, uluslararası meselelerde de tarihin doğru tarafında durmamaktadırlar. Fransa’nın Sahel bölgesinden Akdeniz’e kadar olan tüm bu alanlarda yaptığı değerlendirmelerin ve attığı adımların ne kadar yanlış olduğu son birkaç yılda açıkça görülmüştür. Fransa’nın bunlardan vazgeçmesi ve Türkiye ile olan müttefiklik ilişkisini gerçekçi ve doğru bir zeminde ele alması herkesin faydasınadır.
Geçtiğimiz günlerde bir köşe yazarı, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için “kılıç artı” ifadesini kullanmıştı. Bu da toplumda bazı kesimleri rahatsız etmiş ve tepkilere neden olmuştu. Buna ilişkin yaklaşımınız nedir?
Tabii biz CHP ya da başka partiler veya bazı köşe yazarları arasındaki bu tartışmaların tarafı değiliz. Ancak kullanılan o ifade bütün Alevi canlarımızı ve Alevi vatandaşlarımızı inciten bir ifadedir. Alevi vatandaşlarımızı ve canlarımızı inciten bir ifade bizi de incitir. Bunu kendimize yapılmış sayarız. O ifade bir nefret söylemidir. Doğrudan nefret söylemi olarak değerlendirilmelidir ve kategorik olarak reddedilmelidir. Alevi kardeşlerimize ve vatandaşlarımıza yönelik bu tür çirkin ifadelerin kullanılmasını en güçlü şekilde kınıyoruz. Bunu reddediyoruz ve kendimize yapılmış sayıyoruz. Bu tür nefret söylemlerinin hem ahlaki olarak mahkûm edilmesi hem de bu konularda daha güçlü bir hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Alevi vatandaşlarımıza yönelik bu çirkin ifadeleri insanlığa yapılmış bir saygısızlık olarak görüyor, kınıyor ve hep birlikte reddediyoruz.
Fenerbahçe’de Başkan Sadettin Saran seçim kararını resmen açıkladı!…

İBB 'yolsuzluk' davası! Adem Soytekin: Ekrem Bey 'operasyon yapılacak, hazırlıklı ol' dedi

İBB ‘yolsuzluk’ davası! Adem Soytekin: Ekrem Bey ‘operasyon yapılacak, hazırlıklı ol’ dedi

“İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü”ne ilişkin 92’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere 414 sanığın yargılandığı davanın 28. duruşması sanık savunmalarıyla devam ediyor.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki salonda yapılan duruşmada, örgüt yöneticisi tutuklu sanık Adem Soytekin savunma yaptı.
İlginizi Çekebilir
‘BEN SADECE YAPTIĞIM İŞLERİN KARŞILIĞINI ALDIM’
Adem Soytekin savunmasında, “Bugüne kadar iş almak için kimsenin kapısına gitmedim. Dosyada yer alan birçok hususun temelinde, belediye görevinde kamuya yönelik yapılan okul, kreş, cami, yurt, mezar gibi yapıların tarafımızca yapılmış olması yatmaktadır. Ben rüşvet organizasyonu kuran, yöneten, aracılık eden birisi değilim. Ben iş yapan ve yaptığım işin karşılığını alan bir müteahhitim. İşimizi tamamladıktan sonra hak edişlerimizi kimi zaman nakit, kimi zaman çek olarak tahsil etmişiz. Benim bilgim ve iradem dahilindeki kısım sadece burasıdır. Beylikdüzü Belediyesi’nin, her belediye gibi, pek çok kamu hizmetinde tahsis edilecek tesisler yaptığı bilinmektedir. Halen de bütün belediyeler bu tesisleri yapmaktadır yapmaya da devam edecektir. Genelde belediyeler, hepinizin bildiği gibi, bu tesisleri kendi kaynaklarıyla yapmazlar. Doğrudur, yanlıştır, bu ayrı bir meseledir; ancak bu tesisler genellikle bağışlarla yapılır. Adına gönüllü bağış her ne denirse densin, bu işlerin yürüyüşü böyledir. Tanışma süreci akabinde Beylikdüzü Belediyesi’nden, tamamı ihalesiz olarak yapılan bu işleri aldım ve yaptım. Benim bu tesisleri yaptığım sabittir. Nereden sabittir. Bizzat iddia makamının yazdıklarından sabittir. Bu suç değildir. Suçsa da biz bu suçu işledik, işlemeye de devam edeceğiz diyen belediye yetkililerinin beyanlarında da sabittir. Başka nereden sabittir. Rüşvet dediğini, kendisinden zorla bağış adı altında rüşvet alındığını iddia eden insanların beyanlarında da sabittir. Ben bahsettiğim işleri yaptım fakat tek başıma yapmadım. Bunların tedarikçileri, taşeronları ve yüzlerce çalışanı vardır. Şimdi geleyim bu tesisleri nasıl yaptık meselesine. Burada sistem şu şekildeydi. Belediyeye iş verilir. Örneğin, ‘Şurada kreş yapacaksınız, kültür merkezi yapacaksınız, yurt yapacaksınız’ denir. Devamında da hak edişlerimizin şu kişilerden, kimi zaman daire, dükkan veya çek şeklinde alınacağı söylenirdi. Bu süreçte ben devreye girdiğimde, belediyeyle ilgili kişi arasındaki adına rüşvet, bağış ya da pazarlık her ne denirse densin, süreç çoktan bitmiş, taraflar anlaşmış olurdu. Ben işimi yaparım. Ben burada sadece yaptığım işlerin karşılığını alıyorum. Dediğim gibi, ben iş bu aşamaya gelene kadar sürece dahil olmam. İddianame boyunca üzerime yüklenmiş hususlar, tarafımca gerçekleştirilen ve büyük ölçüde kamu yararına olan işlerin karşılığında tarafıma yönlendirilen firmalardan hak edişlerimi tahsil etme usulü ve yöntemlerine ilişkindir. Oysa ben bu ödemelerin tamamını gizlemedim. Tam tersine, soruşturma aşamasında bizzat kendim anlatmış, belgeleriyle dosyaya sunmuş biriyim. Eğer benim suç gizlemek, delil saklamak, ilişkileri örtmek gibi bir niyetim olsaydı, bugün dosyada eylem olarak yazan birçok husus zaten benim sunduğum belge ve beyanlarla da ortaya çıkmazdı. Bugün dahi benim tavrım, bir suç örgütü mensubu tavrı değil; gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen sorumlu bir Türk vatandaşı tavrıdır. Ayrıca dosyada aleyhimde yer alan bazı kişilerin beyanlarının teknik ve maddi delillerle çeliştiği de açıktır. Benimle hiç görüşme kaydı bulunmayan, ortak baz kaydı olmayan, üstelik tarih anlatımlarıyla kendi içinde çelişen, hiç tanımadığım kişilerin soyut beyanlarıyla çok ağır isnatlar kurulmaktadır” dedi.
‘ETKİN PİŞMANLIK’ SÜRECİNİ ANLATTI
Soytekin, “Dosyada ifade veren müteahhitlerin ifadeleri basında yer almaya başladı. O dönem avukatlarımdan biri olan ve belediye tarafındaki vekillerle de irtibatı bulunan Onur Büyükhatipoğlu aracılığıyla bu durumun izah edilmesini istedim. Basında haberler çıktığını, bazı müteahhitlerin bana belediyeye yaptığım işlerin hak edişleri olarak verdikleri çek ve taşınmazları rüşvet olarak verdiklerini söylediklerini, bunun ise beni çok rahatsız ettiğini ifade ettim. Bunun böyle olmadığını, bunu en iyi belediye vekillerinin bildiğini, bu konuda bir açıklama yapılması gerektiğini belirttim. Böyle bir açıklama beni ailem, medya ve kamuoyu karşısında doğru şekilde konumlandıracaktı. Onur Bey, belediye tarafıyla görüştüğünde böyle bir açıklamanın yapılmayacağını bana iletti. Bunun üzerine ‘Madem öyle, bunları kendim açıklarım’ dedim. İşte benim etkin pişmanlık sürecim böyle başladı. Yaptığım tüm işlerin, hak edişlerimin karşılığı olarak aldığım bedellerin rüşvet olarak yansıtılması ve bunu en iyi bilen belediye yetkilileri tarafından bu konuda yalnız bırakılmam üzerine kendimi aileme ve kamuoyuna anlatma motivasyonuyla bu sürece başladım. Ben İstanbul’un farklı belediyelerinde çalışmış birisiyim. 2023 yılında, 6 Şubat depremi sonrası bir toplantıda benden 100 konteyner istendi. 30 tanesi için anlaştık. Sonrasında, afet yönetimi nedeniyle konteyner bulmakta zorlanınca, ilgili belediyenin yönlendirdiği firmayla anlaştık. Parasını gönderdik. Firma konteynerleri üretti ve Adıyaman’a teslim etti. Şimdi sormak istiyorum. Benim müteahhite verdiğim çekler veya konteyner için üretici firmaya yaptığım ödemeler rüşvet midir, irtikap mıdır. Elbette değildir. Çünkü bunu rızamla yaptım. Üstelik neyi, ne zaman, ne kadar ve hangi yöntemle bağış olarak vereceğime de ben karar verdim” dedi.
‘SÖYLEDİKLERİ GERÇEĞİ YANSITMAMAKTADIR’
Adem Soytekin savunmasında ayrıca, “Deniz İstanbul’dan 3 bağımsız bölümün bana devri yapılmıştır. Bunun rüşvet olarak gösterilmesini kabul etmiyorum. Sözkonusu daireler o dönem yaptığım işlere karşılık alınmıştır. Bu daireler Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) binasının tadilatı karşılığında verilmiştir. Hakkımdaki iddia Dursun Keleş’in beyanlarına dayanmaktadır. Söyledikleri gerçeği yansıtmamaktadır. Dosyada Dursun Keleş’i aradığıma dair HTS kaydı yoktur. Dursun Keleş’in yalan ifadesi yüzünden Ekrem Bey adına baskı ve şantaj yapan biri gibi gösterildim” dedi.
Soytekin savunmasının devamında, “Mehmet Pehlivan benim söylediklerime ‘Yalan ve hayal ürünü toplantı’ diyor. O toplantı yalan değil, bal gibi de yapılmış. Bunu ben değil kendi tarafları da söylüyor. Kendi vekilleri de çıkıp bu toplantının yapıldığını ve ayrıca benim yaptırdığımı söylüyorlar. Hem böyle bir toplantı yok diyeceksin hem de siz toplantı yapıldığını kabul edeceksiniz. Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsunuz. Ali Nuhoğlu ifadesinde, Pehlivan ile 4-5 kez görüştüğünü ve Pehlivan’ın mal varlığında tedbir olup olmadığı sorduğunu söyledi. Benim söylediğim şeyler doğrulanıyor. Buna rağmen çıkıp dediklerime yalan diyorsunuz. Ortada yalan değil, sizin görmediğiniz bir gerçek var. Ali Nuhoğlu’na tedbir geldiğini söyleyen de Pehlivan’ın kendisi” dedi.
Duruşmaya Adem Soytekin’in savunmasının ardından ara verildi.
‘ALİ KURT ŞAHSINA ÇALIŞIR’
Mahkeme Başkanı’nın, “Ali Kurt’a 1,5 milyon dolar gönderildi demişsin. Ayrıntısı nedir” sorusuna Soytekin cevap vermedi. Mahkeme Başkanı’nın “Seninle diyalogda sorun yaşıyoruz” sözleri üzerine Soytekin, “Rüşvet başkanım, rüşvet” dedi. Adem Soytekin’in, “300 daire satıldı. 50-60 milyon lira paramızı alabilmek için 500 bin dolar istendi. Biz de Ali Kurt’a verdik” beyanı üzerine mahkeme başkanı, “Şahsına mı istedi” diye sordu. Soytekin ise “Ali Kurt şahsına çalışır başkanım, şahsına münhasır” yanıtını verdi.
‘EKREM BEY HAZIRLIKLI OL DEDİ’
Ardından duruşma savcısı, “Operasyon sürecine ilişkin gizli toplantı iddiası var. Siz Mehmet Pehlivan tarafından sistemdeki tüm aktörler uyarıldığı için para bulunamamıştır. Operasyon öncesi İmamoğlu bana ‘Tedbirini aldın mı. Operasyon yapılacak, sen de listedesin dedi’ şeklinde beyanınız var, doğru mu” diye sordu. Soytekin, “Doğru. Ekrem Bey ‘Hazırlıklı ol’ dedi. Keşke dinleseydim, şirketlerime el konuldu. Mehmet Pehlivan da oradaydı. Bunların hepsi konuşulan şeyler” dedi. Operasyon öncesi bazı sanıkların yurtdışına kaçırılmak istendiği iddiasına ilişkin soruya ise Soytekin, “Toplantıda ‘Gitmek istersen seni de gönderebiliriz’ gibi konuşuldu. Ben direkt ‘Benim herşeyim burada, çıkmam’ dedim. Toplantıda gerilim, operasyonun başlaması ve İmamoğlu’nun adaylık sürecinin erken olduğu üzerineydi” yanıtını verdi.
‘SİSTEM KELİMESİ KULLANILIYORDU’
Duruşma savcısının, “İl binası satın alım meselesi var, ‘Para kuleleri’ olayı. Bu paraların CHP’li belediyelerden toplandığı ve bağış olmadığı, Turan Taşkın Özer’in yapmadığınız bağışın makbuzunu istediği yönünde beyanınız var, doğru mu” sorusuna ise Soytekin, “Aynen doğru” dedi. Mahkeme Başkanı’nın, “Sistem kelimesi kullanılıyor muydu” sorusuna Soytekin, “Sistem kullanılıyordu” yanıtını verdi. Duruşma savcısı, “Hasan İmamoğlu’na Westside projesinden 3 daire verildiğine yönelik duyumum oldu demişsiniz, kimden duydunuz” diye sorarken Soytekin ise yanıt olarak “Satış ofisindeki müdürle konuştuğumu hatırlıyorum” dedi.
‘BENİMLE KURUŞUNU BİLE ALAMADIĞINIZ BİR TİCARET YAPTINIZ MI’
Sorgu sırasında söz alan İmamoğlu, “Adem Soytekin size kolay gelsin ne diyeyim. 2008’den itibaren firmamla ticaret yaptınız. Benimle yapılan her ticarette kuruşuna kadar hassas bir adam oldum. Benimle bir kuruşunu bile almadığınız bir ticaret yaptınız mı” diye sordu. Soytekin, “Hayır olmadı” yanıtını verdi. Savcının, “YTT Hukuk Bürosu’nda operasyon öncesi bir görüşme oldu mu” sorusuna ise Soytekin, “Evet olmuştur” yanıtını verdi. İmamoğlu, “Ben burada bazı şeyleri tanımlamakta zorlanıyorum. 19 Mart-23 Mart arasında çok sıkıntılı bir 5 gün yaşadık. Kolay bir 5 gün değildi. Çağlayan Adliyesi’nde adını sonradan öğrendiğim savcı içeri girdiğimizde feryat figan bir bant kaydından ve ses kaydından bahsetti, küfürlü konuştu. Bu savcı bu küfürlü konuşmayı yaptıktan sonra ben ‘Kime söylüyor’ dedim. Adem Bey’e söylüyor dediler. İsmi geçen savcı size de sinkaflı, küfürlü konuştu mu. Size bu bant kaydından bahsetti mi” diye sordu. Soytekin ise, “Sinkaflı derken. Ben her gittiğimde savcı bey bana yemek ısmarladı. Bana bir tapeden bahsetmedi” yanıtını verdi. Savcının, “YTT Hukuk Bürosu’nda operasyon öncesi bir görüşme oldu mu” sorusuna ise Soytekin, “Evet olmuştur” yanıtını verdi.
‘GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASI İÇİN BU BEYANI VERİYORUM’
Mahkeme başkanı Soytekin’e, “Tutuklanmamın üzerinden yaklaşık 3 ay sonra ifade vermemin sebebi, olayların bütününü anlamak için geçen süredir. Bu süreçte cezaevinde avukatlar aracılığıyla şahsıma ciddi baskılar yapıldı, milletvekilliği teklifiyle susturulmaya çalışıldım. Ekrem İmamoğlu’na ait notlar tarafıma okutturularak susturulmaya çalışıldım. Hatırladığım notlardan biri ‘Adem dik dur, bizi satma’ içerikli nottur. Ben şu an ifademde kimseyi sattığımı düşünmüyorum. Devletimin yanında, gerçeklerin ortaya çıkması için bu beyanı veriyorum” şeklindeki ifadesi soruldu. Soytekin ise, “Getirilen notlar Ekrem Bey tarafından gönderildiği söylenerek getirildi” dedi
Petrol piyasasında deprem! Birleşik Arap Emirlikleri OPEC’ten ayrılıyor

Deneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabetslotograndpashabetgrandpashabetdeneme bonusupalazzobetpalacebetroyalbet güncel girişkonya eskorthttps://hotelnirvanapalace.com/deneme bonusutaraftarium24silvercrestgolf.comradyoenerji.com.tr1xbetcasino siteleri1winbahis sitelerideneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelercasibominterbahissekabet girişpusulabet girişgrandpashabetdoedagrandpashabetjojobetmatadorbetcasibomsekabetbetsalvadorpusulabetsmartbahistambetsekabetzirvebetvaycasinobetgarantiesbetbetpuansonbahismersobahisbetsalvadorpalacebet1wingrandpashabet1wingrandpashabetcratosroyalbetvdcasinosekabetmatbetimajbetgrandpashabet giriştambetbetsalvadorholiganbetsonbahisbetplaybetsalvadorbetplaycasinoroyalsonbahiscasinoroyalbetplaybetplaybetplaysonbahispusulabetmarsbahisPusulabet Pusulabet slotbarsuperbetinbetgitcasinopercasibomcasibom girişgrandpashabetmarsbahisperabetdeneme bonusu veren yeni sitelerbets10JojobetJojobetCasibom GirişCasibomJojobetJojobethttps://google3.comHoliganbetCasibomCasibombetmarinobetnanoGrandpashabetholiganbettürk ifşaextrabetextrabet girişgalabetroyalbetholiganbetcasino apionwincashwinkralbetdizipalluxbetluxbetmeritkingsuperbetinmobilbahiskralbetjojobetpadişahbetbovbetsahabetmatadorbetmatadorbetbetasusjojobetholiganbet girişAvvabetAvvabetAvvabet