BIST 100
12.265,98 0,43%
DOLAR
49,3305 0,04%
EURO
55,3224 0,13%
GRAM ALTIN
6.660,47 0,24%
BITCOIN
83.949,00 0,44%
FAİZ
39,59 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
96,90 0,55%
GBP/TRY
65,3865 0,11%
EUR/USD
1,1209 0,08%
BRENT PETROL
102,91 0,30%
ÇEYREK ALTIN
10.889,87 0,24%
İzmir Parçalı Bulutlu
İzmir hava durumu
15 °

HABER

Telegram’daki 3 milyon mesajda dijital nefretin izleri bulundu! Şiddet üretiliyor

Telegram’daki 3 milyon mesajda dijital nefretin izleri bulundu! Şiddet üretiliyor

Türkiye’de son günlerde meydana gelen okul saldırıları ve gençlik şiddeti dijital platformların etkisini yeniden gündeme taşıdı. Tartışmalar sürerken Yaşar Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, dijital platformlarda nefret söyleminin nasıl üretildiğini ortaya koydu. Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Avrupa Konseyi Gençlik Araştırmacıları Platformu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökay Özerim koordinatörlüğünde, AB Mükemmeliyet Merkezi uzmanı Zeynep Elif Turgut’un da bulunduğu uluslararası bir ekiple yürütülen çalışmada 3 milyondan fazla Telegram mesajını analiz edildi.
Tiksinti, öfke ve korku
Londra merkezli Göç ve Çeşitlilik dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, dijital platformlarda göçmen karşıtı söylemler tesadüfi değil, tiksinti, öfke ve korku gibi olumsuz duygular üzerinden bilinçli bir manipülasyonla inşa edildi. Türkiye, ABD ve Avrupa’dan 180 farklı Telegram grubununsosyal medyanın göçmen karşıtı ağlar tarafından “duygusal laboratuvar” olarak kullanıldığını ortaya koydu.Araştırmada kullanılan yapay zekâ modelleri, mesajların satır aralarındaki duygusal kodları deşifre etti.Göçmen karşıtı mesajlarda tiksinti (yüzde 33.4), beklenti/kaygı (yüzde 33.2) ve öfke (yüzde 32.4) duygularının çoğu zaman iç içe kullanılarak mutlak hakimiyeti oldu.
Radikalleşmeortamı
Özellikle Telegram’ın düşük moderasyon, anonimlik, kapalı ve homojen gruplar gibi özellikleri sayesinde tasarlanarak “duygusal yankı odaları” oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Gökay Özerim, şunları dedi:
“Çevrimiçi nefret söylemi çoğu zaman rastgele ortaya çıkan bireysel tepkiler değil aksine, belirli duyguları özellikle tetiklemek üzere tasarlanmış mesajlarla karşı karşıyayız. Korku, öfke ve tiksinme gibi duygular sistematik biçimde kullanılarak toplumsal kutuplaşma derinleştiriliyor. Türkiye’de son günlerde yaşanan okul saldırıları, gençlerin dijital ortamlarda maruz kaldığı içeriklerin etkisini net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu platformlar duygusal yönlendirme ve radikalleşme ortamları haline gelebiliyor.” ● İHA
‘Şirketler kötülüğün anası’
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yayman, Hatay’da “İhtisas Akademi” programında yaptığı konuşmada, “Dijital bağımlılık denen belasadece Türkiye’yi değil, dünyayı rehin almış durumdadır” dedi. “Ulus aşırı dijital şirketler artık kötülüğün anası, merkezi haline gelmiş durumda” diyen Yayman, “Buraları daha sert tedbirlerle kontrol altına almamız lazım. Aynı zamanda mafya dizileri, sabah kuşağı kadın programları, oyun programları konusunda acil tedbirler almamız gerekiyor” diye konuştu….

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ADF’nin kapanışında konuştu: Türkiye kendisini koruyacak nitelikte

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ADF’nin kapanışında konuştu: Türkiye kendisini koruyacak nitelikte

ASENA YATAĞAN / ANKARA – Türkiye,iki önemli savaşın yaşandığı bir dönemde farklı coğrafyalardan ve bazıları birbiriyle çatışan ülkelerin temsilcilerini, Antalya Belek’te buluşturdu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Belek’te üç gün süren Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF) kapanışı nedeniyle dün bir basın toplantısı düzenledi. ADF 2026 ile ilgili değerlendirmede bulunan ve basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Fidan, özetle şunları söyledi:
ÇÖZÜM ZEMİNİ: Belirsizliklerin arttığı bu dönemde Antalya Diplomasi Forumu, diyalog ve çözüm zemini haline geldi. Türkiye, diplomasiyi barışın anahtarı olarak görerek iş birliğini geliştirmeye ve tarafları yakınlaştırmaya devam edecek.
DÖRT ÜLKENİN GÜCÜ: Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’dan oluşan dörtlü toplantının üçüncüsünü gerçekleştirdik. En baştan beri bu dört ülkenin bölgesel gücünü gerçekçi ve kullanılabilir bir zemine oturtmaya çalışıyoruz. Bizim inancımız şu: Bu dört ülke yalnızca kendisini değil, etrafındaki bütün bölgeyi de temsil ediyor. Bölgenin kendikendi potansiyelini hayata geçiremediğini düşünüyoruz.
UZATMA GEREKLİ: İran ile ABD arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda yürüyen müzakereleri yakından takip ediyoruz, elimizden gelen desteği veriyoruz.İki hafta ateşkes için iyi ama tüm konuların çözülmesi için yeterli değil, bu nedenle uzatma gerekli. Bu konuda iyimserim. Büyük ölçüde müzakereler tamamlandı ancak bazı başlıklarda anlaşmazlık sürüyor. Müzakerelerin sürmesini dünya kamuoyu da istiyor ve savaşın yeniden başlamamasına yönelik güçlü bir baskı var. Bu nedenle tarafların ateşkesi sürdürmeye devam edeceğini düşünüyorum.
‘Tehdit önceliği belli’
İSRAİL-YUNANİSTAN-GKRY İTTİFAKI: Biz İsrail gibi değiliz. Onlar Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir araya gelip bölgedeki Müslüman ülkelere karşı bir askeri ittifak kurdu. Biz onların yaptığını yapmıyoruz. Biz bölgemizdeki çatışmaları nasıl söndürürüz, istikrarı nasıl hayata geçiririz onun arayışı içerisindeyiz. Evet, bizim bölge ülkeleriyle iş birliğimiz var ama şu anda askeri ittifakı içinde olduğumuz NATO var biliyorsunuz. Yunanistan da NATO’nun bir parçası. Şimdi İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin, bir araya gelip bir askeri ittifak kurması, somut birlikler oluşturması… Tehdit önceliği belli, Türkiye’yle beraber diğer ülkeler. Bunun başka türlü bir izlenim oluşturmasını da kimse bekleyemez. Kimse bu ittifaklar oluşturulurken bize ‘Biz bunu size karşı yapmıyoruz’ demedi. Tam tersine,seremonide liderler yan yanayken İsrail Başbakanı’nınyaptığı beyanlar var. Bu ittifakın ruhunu tanımlayan, neden yapıldığını… Bu gerçekler ortadayken ortaya koyduğumuz tepkinin Yunanistan’la yürüttüğümüz müzakere sürecinden dolayı az bile olduğunu düşünüyorum.
ENDİŞE İÇİNDELER: Avrupa’da Yunanistan dışında bu türden bir askeri iş birliği veya ortak birlik kurma anlaşması imzalayan kimse yok. Bu Türkiye’nin bir sıkıntısı değil. Söylemiyorlar ama bölgedeki bütün Müslüman ülkeler ciddi endişe içerisindeler. Son zamanlarda İsrail’in bölgedeki işgalci ve yayılmacı politikasından hareketle… Şimdi böyle bir resim varken sanki Türkiye burada gereksiz yere endişe üretiyormuş söyleminde bulunmak da doğru değil. Türkiye kendisini koruyacak nitelikte ama bölgede daha zayıf nitelikte olup bu askeri ittifaka endişeyle bakan ülkeler var.
GÖRÜŞMELERE EV SAHİPLİĞİ YAPABİLİRİZ:Rusya ile müzakereleri izliyoruz ve burada aktif rol alıyoruz. Türkiye olarak vizyonumuz tarafları bir araya getirmek. Geçen yaz üç kez İstanbul’da buluşturduk, yeniden buna hazırız.Hem liderler düzeyinde hem de teknik düzeyde yapılacak görüşmelere ev sahipliği yapabiliriz.

Üç dildekitaplaştırıldı
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ADF’nin açılışında yaptığı konuşmayı Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak kitaplaştırdı. Erdoğan, konuşmasında, mevcut uluslararası sistemin ahlaki ve varoluşsal bir krizdeolduğunu vurgulamış, forumu küresel aklın ve vicdanın ortak kürsüsü olan bir “akıl platformu” olarak nitelendirmişti. Türkiye’nin “Barışın Anahtarı” misyonuyla olaylaştırıcı rol üstlenmeye hazır olduğunu ifade etmişti. ● ANKARA Milliyet
…

Dubai efsanesi biterken

Dubai efsanesi biterken

DOÇ. DR. EFE SIVIŞ – Kış aylarında 28-30 derecede denize girilen, sabah beach club’da kahve içilen, akşam şaşalı restoranlarda yemek yenilen, vergisiz gelirle cilalanmış bu hayatın başkenti uzun süre Dubai’ydi. Öyle ya… Nikki Beach’in, Nobu’nun, Loro Piana’nın olduğu bir yerde ne ters gidebilirdi?
Cevap uzun süre “hiçbir şey” oldu.
Çünkü Dubai kendini modern çağın en büyük çelişkisi olarak sattı: Savaş ve kırılganlık coğrafyasının ortasında bir kapitalizm vahası. Cam kuleler çölden yükseldi, lüks markalar kusursuz bulvarlara dizildi, jet-set topluluk buraya akın etti. Herkes aynı şeye inanıyordu: Servet burada, Orta Doğu istikrarsızlığına bulaşmadan büyüyebilirdi. Ta ki 28 Şubat akşam yemeği saati sonrası Amerikalıların “Good morning after supper” (akşam yemeğinden sonra günaydın) sözüne uygun bir zamanda, İran saldırıları başlayana kadar…
Dubai’de nüfusun yüzde 90’ı yabancı. İnsanlar buraya ait değil, yalnızca burada bulunuyorlar. Vatandaşlık ihtimali yok, hayat kontratlara ve yatırımlara bağlı. Bu model istikrar varken kusursuz çalışıyordu ama güven sarsıldığında zafiyete dönüştü. Çünkü Dubai, sadakat üretememişti. “Gemiyi ilk fareler terk eder” sözü burada işlemedi. Dubai’yi birhafta içinde sadece fareler değil herkes terk etti. Çünkü insanlar burada kök salmamıştı, geçici bir konfor satın almıştı. Elbet bir gün bitecekti. Yabancı çalışanlar için bir emeklilik sistemi dahi yoktu. Geçiciliğin daha net bir göstergesi olabilir miydi?İşte füze saldırıları bu geçiciliği görünürkıldı ve geri dönüşü öne çekti.
Bugün Dubai artık “Oasis of Certainty” değil; yeniden fiyatlanan bir risk alanı. Artık burada yaşamanın bedeline kiralar ve lüks tüketim masrafları kadar füze riski, aksayan uçuşlar, Hürmüz’ün güvenliği ve psikolojik baskı da eklendi. Dubai Premium artık daha yüksek bir risk primi gerektiriyor. Yatırımcılar bu riskleri üstlenip Dubai’de bulunmaya devam edecekler mi? Bu sorunun cevabısavaş bittiğinde verilecek.
Dubai’nin ekonomisi üretimden çok akışa dayanıyordu; insan, uçuş ve para akışı. Bu zincir aynı anda kırıldı. Hava bağlantıları aksadı, güvenlik riski seyahat planlarını değiştirdi, cruise şirketleri rotalarını Akdeniz’e ve Karayipler’e kaydırdı.
Lüks tüketimdeki sert düşüş bu kırılmayı görünür kıldı. Yatırımcılar kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Amazon Dubai ve Abu Dabi ofislerini savaşın ilk günlerinde kapadı. Louis Vuitton Körfez satışlarının yaklaşık yüzde 50 düştüğünü açıkladı. Alışveriş merkezlerindeki yavaşlama ve duty-free gelirlerinin daralması, sistemin vitrininin çöktüğünü gösteriyor. Vitrin boşaldığında yalnızca ekonomi değil, hikâye de çöktü. İkonik Burj Al Arab otelinin tam bu dönemde uzun süreli renovasyona girmesi de simgesel… Efsaneler bazen yıkılarak değil, ışıkları kısılarak yavaş yavaş biter.
Devletin açıkladığı milyar dolarlıkdestek paketleri, çöküşün dolaylı kabulü. Kusursuz işleyen bir model, acil destek ihtiyacı doğurmaz. Sigorta ve sağlık sektöründeki kontratlarda “savaş riski”, tahliye planları ve psikolojik destek gibi başlıkların ortaya çıkması, “consequence-free” Dubai döneminin kapandığını gösteriyor.
Daha çarpıcı olansa güvenlik krizine verilen siyasi tepki. Dubai uzun süre “liberal” ve “sorunsuz” bir yaşam sahnesi gibi pazarlanmıştı. Influencer ekonomisi ve sosyal medya bu imajı besledi. Ancak savaşla birlikte farklı bir yüz ortaya çıktı. Saldırı görüntülerini paylaşanların gözaltına alınması, gazetecilere baskı, bilginin kontrol altına alınması… Güvenlik sarsılırkenözgürlük alanının da daralması, efsanenin ikinci ayağını kırdı. Sorun sadece saldırılar değil, o saldırıların nasıl yönetildiği oldu.
Bu noktada Dubai’nin tamamen bittiğini söylemek kolaycılık olur. Şehir geçmişte de krizlerden çıktı ve hâlâ güçlü bir altyapıya, marka değerine ve sermaye çekim gücüne sahip. Bazıları için hâlâ cazip bir seçenek olabilir. Ama mesele zaten Dubai’nin yok olması değil; onu efsane yapan şeyin ortadan kalkması.
Biten gökdelenler değil. Biten, servetin coğrafyadan bağımsız yaşayabileceği fikri. Biten, para akışının savaşın sesini bastırabileceği inancı. Biten, risksiz küreselleşme hayali.
Dubai hâlâ ayakta. Kuleleri yerinde, vitrinleri parlak, sonsuzluk havuzlu otelleri açık ama artık aynı hikâyeyi anlatmıyor….

İş insanı Mahmut Çalık hayatını kaybetti

İş insanı Mahmut Çalık hayatını kaybetti

Holdingden yapılan açıklamaya göre, ülkesine, milletine ve doğduğu topraklara hizmet etmeyi hayatının gayesi edinen ve tekstil sanayisinin önde gelen isimleri arasında yer alan Mahmut Çalık vefat etti.
Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık’ın babası Mahmut Çalık’ın cenazesi, yarın Levent Barbaros Hayrettin Paşa Camisi’nde kılınacak öğle namazını takiben Topkapı Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedilecek.
Taziyeler, yarın itibarıyla 3 gün boyunca Çırağan Palace Kempinski İstanbul’da 16.00-20.00 saatleri arasında kabul edilecek.
MAHMUT ÇALIK KİMDİR?
Türkiye’nin önde gelen sanayicilerinden olan ve 1932 yılında Malatya Yeşilyurt’ta doğan Mahmut Çalık, 1972’de İpaş İplik Fabrikası’nı, ilerleyen yıllarda ise Anateks, Malatya İplik, Anateks Anadolu, Malatya Boya ve Emprime fabrikalarını kurdu.
Malatya’ya bölgenin ilk sanayi tesislerini kazandıran ve Türk sanayisinin öncü isimleri arasında yer alan Çalık, Ege Üniversitesi tarafından 2010 yılında düzenlenen Uluslararası Tekstil Sempozyumu’nda “Duayen Tekstilci Ödülü” aldı.
Hayırsever kişiliğiyle de topluma fayda sağlama hedefiyle çalışan Çalık, 1993’te rahmetli babası adına yaptırdığı Malatya Hasan Çalık Hastanesi’ni, 2012’de açılan Mahmut Çalık Eğitim Kompleksi’ni kente kazandırdı.
Çalık, 1999 yılında Devlet Üstün Hizmet Madalyası’na layık görüldü, 2012 yılında da kendisine Malatya İnönü Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı takdim edildi.
Son dakika… Meteoroloji gün verip uyardı! Türkiye genelinde hava değişiyor: İstanbul, Ankara ve İzmir…
Ateşkeste ‘Hürmüz’ çıkmazı! Trump: İran gemisini vurduk! Peş peşe açıklamalar…

SON DAKİKA HABERİ | Gülistan Doku soruşturması! Eski valinin oğlu Sonel'in ifadesi ortaya çıktı

SON DAKİKA HABERİ | Gülistan Doku soruşturması! Eski valinin oğlu Sonel’in ifadesi ortaya çıktı

Tunceli’de 5 Ocak 2020’den itibaren haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili soruşturma kapsamında, dönemin Tunceli Valisi olan Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel tutuklandı.
İlginizi Çekebilir
Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen Mustafa Türkay Sonel’in savcılıktaki sorgusunun ardından nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen Mustafa Türkay Sonel, “kasten öldürme” suçundan tutuklandı. Böylece soruşturmada tutuklu sayısı 10’a çıktı.
Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin, aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir’in de aralarında bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığı soruşturma kapsamında, Doku’nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku’nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov ile annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel’in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. ile Uğurcan A. ise haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
İçişleri Bakanlığınca açığa alınan ve Elazığ’da gözaltına alınan eski Tunceli Valisi Sonel, Erzurum’a getirilmişti. Mustafa Türkay Sonel’in yakın arkadaşı olduğu belirtilen ve ABD’de bulunan şüpheli Umut A. hakkında ise yakalama kararı çıkarılmıştı.

ESKİ VALİNİN OĞLUNUN İFADESİ ORTAYA ÇIKTI
Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan 10 kişiden Mustafa Türkay Sonel’in, savcılıkta verdiği ifade ortaya çıktı.
Sonel, ifadesinde Gülistan Doku’yu hiçbir şekilde tanımadığını, kendisiyle bir iletişimi olmadığını ve olay medyaya yansıyana kadar adını dahi duymadığını iddia ederek, “Ben Gülistan Doku’yu şahsen tanımam. Herhangi bir yerde, herhangi bir suretle görüşmedim. Hiçbir şekilde iletişimim olmadı. Sadece kaybından sonra herkes gibi ben de basından duyduğum kadarıyla tanıdım. Ben Gülistan Doku’nun sosyal medya hesaplarından veya verilerinden bir şey silmedim. Böyle bir şey mümkün değildir. Benim veya bir yakınımın bu olayla ilgisi yoktur. Kayıp olması haberlerine kadar ismini bile duymadım. Arkadaş grubumdan hiç birisi de tanımazdı. Gizli Tanık ‘Şubat’ın beyanlarında geçen aleyhimde olan hususların hiçbirini kabul etmiyorum. 5 Ocak 2020 tarihinde araç ile Elazığ ilinden Tunceli’ye gelişimin görüldüğü, ancak öncesinden Elazığ istikametine çıkışımın görülmediği hususuyla ilgili bir diyeceğim yoktur. Ben bu zamana kadar herhangi bir silah ya da tabancaya sahip olmadım. Airsoft isimli renkli boncuk atan tüfeklere merakım vardır. Bu ilgim de spor dalıdır” dedi.
‘UMUT İLE ARAMIZDA BÖYLE BİR KONUŞMA GEÇMEDİ’
Soruşturma dosyasında yer alan silah ve tecavüz iddialarına dair savunma yapan Sonel, “Celal Altaş’ın ifadesinde geçen, oğlu Umut ile yaptığı telefon görüşmesinde iddia edilen ‘ben bu tabancayla birisini vurdum’ şeklindeki beyan kesinlikle yalandır. Bu duruma şaşkınım, Umut ile aramızda böyle bir konuşma geçmedi. Gizli tanığın beyanındaki tecavüz olayı ile ilgili benim hiçbir ilgim ve alakam yoktur. Bu konu iğrenç bir durumdur. Benim de kız kardeşim var. (Umut ile telefon görüşmeleri) Bu konuşmaların içeriklerini aradan uzun zaman geçtiği için hatırlamam mümkün değildir. Bahse konu tecavüz olayı ile ilgili hiçbir ilgim ve bilgim yoktur. Bunu duydukça midem bulanıyor ve tiksiniyorum. Bu tecavüz olayı varsa, bunu yapan kişi aşağılık birisidir. Böyle bir itham ile adımın yan yana gelmesi çok zoruma gidiyor. Umarım gerçekler en kısa zamanda ortaya çıkar. Gülistan’ın gözü yaşlı annesinin bir damla gözyaşına kurban olurum. Ben Doku ailesine kızmıyorum çünkü acıları var ve empati yapıyorum. Akrep veya MP5 tarzı silahlar ne bende ne de aracımda asla bulunmamıştır” ifadelerini kullandı.

‘BİZ O YOLDA SADECE TURLARDIK’
Cinayet gecesine dair daraltılmış baz raporları ve PTS (Plaka Tanıma Sistemi) kayıtlarının sorulması üzerine Sonel, “Bahsettiğiniz tarih çok eski, sıradan bir gün olduğu için hatırlamam mümkün değil. Biz o yoldan sadece araçla geçerken yakıt alır veya turlardık. Kesinlikle durup bekleme yapmazdık. O bölgede hareket halinde olduğumuz için telefonlarımızın baz vermesi normaldir. Ayrıca Gülistan Doku’yu tanımıyorum ki barajda bulunan makas, reçete veya notun ona ait olduğunu bileyim. İsmini dahi bilmediğim bir kızın olayında benim ismimin geçmesi de babamın vali olmasındandır. Ben sade bir Türk vatandaşıyım. Yaşantım da o yöndedir” dedi.

JANDARMA RAPORU: CESET GÖMÜLDÜĞÜ YERDEN SONRADAN ÇIKARTILDI
Savcılık sevk yazısında yer alan gizli tanık beyanında; Mustafa Türkay Sonel’in Gülistan Doku’yu yanındaki diğer şüpheli Umut Altaş ile birlikte öldürdüğü, ardından koruma polisi Şükrü Eroğlu’nun cesedi Pertek ilçesi Koçpınar köyündeki bir mezarlığın yanına gömdüğü iddia edildi. Bu beyan üzerine 12 Ocak 2025 tarihinde bölgede yer altı görüntüleme cihazı (YGC) ile yapılan tarama sonuçları raporda şöyle yer aldı:
“İlgili alanda daha önceden bir kazı yapıldığı, bir şahsın gömülerek yaklaşık 1-2 yıl içerisinde buradan çıkartıldığı, tespit edilen boşluğu ceset ile birlikte sırt çantası tarzında bir cisim ile silah da gömülmüş olabileceği, boşlukta meydana gelen oksitlenmenin bu sebeple oluşturulduğunun değerlendirildiği tespit edilmiştir.”

ŞÜKRÜ EROĞLU’NUN İFADESİ ORTAYA ÇIKTI
Tunceli’de Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan 10 kişiden, dönemin valisi Tuncay Sonel’in yakın koruması polis memuru Şükrü Eroğlu’nun, jandarmadaki ifadesi ortaya çıktı. Üzerine atılı suçlamaları reddeden Eroğlu, Tunceli’de dönemin valisi Tuncay Sonel’in korumalığını yaptığını belirterek, “Gülistan Doku’yu tanımıyorum sadece kayıp olduğu tarihten itibaren kendisini öğrendim. Kendisi ile kaybolmadan önce sosyal medya üzerinden veya başka bir şekilde iletişimim olmamıştır” dedi.
‘ZARFI VALİ VERDİ’
Eroğlu, Doku’nun kaybolmasının ardından ailesinin valilikte görüşme gerçekleştirdiğini, bu görüşmelerden birinin ardından kendisine kapalı bir zarf verildiğini belirterek, “Doku ailesi arama çalışmaları sürerken Vali beyi arama çalışmalarını takip amaçlı ziyarete geldiler. Bu ziyaretlerin birinde aile makama geldi ve makamdan çıktıktan sonra Vali bey bizzat kendisi tarafından yarım A4 zarfı bana Ankara’ya gönderilmek maksadıyla verdi. Zarfta bir şey yazmıyordu. Sonrasında bana hitaben ‘bunu Gürkan’a gönder’ dedi. Ben de bu ‘Gürkan’ isimli şahsı 2017 yılından beri valiliğin ve kişisel sosyal medya hesaplarımız ile ilgili işlemleri yapan ve telefonumda ‘Sosyal medya Gürkan’ diye kayıtlı şahsa göndermek üzere teslim aldım. Ben de yakın koruma olmam nedeniyle diğer koruma veya şoför arkadaşlarımdan birine vererek, kime verdiğimi hatırlamıyorum, bir arkadaşa verdim. Ben de bunun üzerine şahsa kendi hesabımdan valinin talimatıyla öncesinde de harçlık gönderirken dekontlarda isminin Gökhan Ertok olarak geçtiğini öğrendim. Gökhan Ertok’un polis olup olmadığını bilmiyorum şahsı hiç görmedim. Ben zarfın içerisinde sim kart olduğunu ve ne olduğunu bilmiyordum. Sonrasında Vali Bey bana aynı gün zarf içerisinde kayıp kız Gülistan Doku’nun sim kartı olduğunu, son sinyalinin neresi olduğunu, içerisinde ne olduğuna bakması maksadıyla gönderdiğini söyledi. Bu sim kartın Gökhan’a ben diğer koruma arkadaşa verdikten sonra hatırladığım kadarıyla otobüs ile gönderimini sağlamıştım. Ben gönderdiğim zarf ile ilgili Vali bey ‘ne oldu sim karta bakabildi mi sinyal falan var mı’ tarzında şeyler sorunca, ben de Gökhan’ı arayıp hatırladığım kadarıyla ‘bakabildin mi, en son sinyal nerde alınmış’ tarzında sordum. O da bana ‘bakıyorum, zaten rapor haline getirip göndereceğim’ dedi. Bana tarihini hatırlamıyorum ama Gökhan beni aradı ve ‘zarfı gönderdim teslim alırsınız’ şeklinde konuştu. Hatırladığım kadarıyla otobüsle gönderdi. Ben de otobüsten yine ya şoför ya da koruma arkadaşlara aldırıp Vali beye ‘Gökhan’ın gönderdiği dosya efendim’ diyerek teslim ettim. Tüm bunlar valinin talimatı ile oluyordu” ifadelerini kullandı.
‘PARA GÖNDERİP ELDEN ALIYORDUM, HACKER TARZI BİR KİŞİ OLDUĞUNU BİLİYORDUM’
Gökhan Ertok’a Vali Sonel talimatıyla para gönderdiğini belirten Eroğlu, “Ben bu Gökhan Ertok ile Vali beyin bana numarasını vermesiyle tanıştım. Ne iş yaptığını bilmiyorum. Ama sosyal medya üzerine hacker tarzı bir kişi olduğunu biliyordum. Polis olduğunu ve atıldığını sizden öğrendim. 2017-2020 arasında valiliğin, belediyenin ve Vali beyin sosyal medya hesapları ile ilgili işlemler nedeniyle para alış verişimiz oldu. Vali bey ‘ara sıra harçlık gönder’ deyip, ben kendi hesabımdan Gökhan’a para gönderiyordum, daha sonra vali beyden nakit olarak alıyordum. Ben bu konuşmaların içeriğini hatırlamıyorum. Yoğun bir görüşe yaptığım belli, ama ben kendi adıma zaten arama gibi bir durumum yok. Vali bey talimatlı aramıştım. Bu görüşmelerine dair veriler telefonumda da vardır, bu tarihle ilgili veriler varsa yukarıda bahsettiğim sinyal bilgisi ile ilgili olabilir” dedi.
‘KİMSENİN KARA KUTUSU DEĞİLİM’
Gökhan Ertok’un ifadesinde, kendisinin Tuncay Sonel’in kara kutusu olduğunu söylediği sorusu üzerine Eroğlu, “Ben kimsenin kara kutusu değilim. Vali Tuncay Sonel’in sadece korumalığını yaptım. Gökhan Ertok sanırım Vali beyin talimatlarını benim üzerimden de yaptığı için böyle bir düşünceye kapılmış olabilir. Sim kart aileden nasıl kim tarafından alındı bilmiyorum, yukarıda da bahsettiğim üzere Doku ailesi, Vali beyi ziyarete gelip gittikten sonra Vali bey tarafından bana kapalı zarf teslim edildi. Zarfın içerisinde sim kart olduğunu sonraki zamanlarda Vali Bey ve Gökhan Ertok’dan öğrendim” ifadelerini kullandı.
‘SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUM’
Daraltılmış baz raporuna göre, kendisinin de Gülistan Doku’nun en son görüldüğü yer olan Sarısaltuk viyadüğü civarında 5 Ocak 2020 günü saat 21.12 sıralarında olduğu sorulması üzerine ise “Ben tespiti yapılan bu hususla ilgili o bölgeye gittiysem tek gitmedim, gittiysem ya da geçtiysem de ekipçe program gereği Vali Bey ile birlikte gitmişimdir. Benim asla Umut Altaş ve Mustafa Türkay Sonel ile bir beraberliğim olmamıştır. Kesinlikle kabul etmiyorum. Hatta hiçbir zaman Umut Altaş ve Mustafa Türkay Sonel ile oturmadım bir yere de gitmedim. Hiçbir şekilde ceset gömmek ve bunun için keşif yapmak suçlamasını da asla kabul etmiyorum” dedi.
Gülistan Doku soruşturmasında yeni gelişme! Dilekçe verildi
Kredi kartı limiti düzenlemesi askıya alındı iddiası! BDDK açıklama yaptı…